Okulumuzun Kız öğrencilerinin, Öğretmenleri Ahmet ŞAHİN
ve Ahmet ÖZKAN rehberliğinde düzenlemiş olduğu Peygamberimizin 1433.Doğum
Yıldönümü (Kutlu Doğum Haftası) Kutlama Programı 10 Mayıs 2004 Pazartesi
günü saat 20.00'de Taşova'mızın Değerli Hanımlarına sunuldu. Taşova Halk
Eğitim Merkezi'nde gerçekleştirilen program çok beğeni topladı. Halkımıza ve Öğrencilerimize teşekkür ediyoruz. İşte o anlar...
2003-2004 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI, 10 MAYIS 2004 KUTLU DOĞUM KUTLAMA PROGRAMI.
1.Kur’an-ı Kerim Okuma. (Fatma
Nur KARA)
2.İlahi. (Tala’al bedru Aleyna.
– Koro)
Şeyma KURT: “Cuma günleri
bana çok salavat getirin! Çünkü ümmetimin salavatları her
Cuma günü bana sunulur. Ümmetimin bana en yakın olanı en çok salavat getirendir.”
“Açılış Konuşmasını yapmak üzere
Okulumuz öğrencilerinden Hatice KURT’u davet ediyoruz.”
3.Açılış Konuşması. (Hatice
KURT)
4.İlahi. (Yara Benim. –
Yasemin TAŞTEPE)
Şeyma KURT: “Ona salat ve selam
okumaları ümmetine farz oldu. Allahü Teala ve melekler de Ona salat ve selam etmektedir.” “Günün Anlam ve Önemini Belirten
Konuşma”yı Okulumuz öğrencilerinden, Sümeyye ERYURT yapacaktır.
5.Vaaz. (Sümeyye ERYURT)
Şeyma KURT: “Rasul Aleyhisselam,
bir gün abdest alıp mestlerinden birini giyip ikincisine elini uzatırken bir kuş geldi. Bu mesti kapıp havada silkti ve içinden bir yılan
düştü. Sonra kuş mesti yere bıraktı. Bu günden sonra ayakkabı giyerken önce silkelemek sünnet oldu.”
Şeyma KURT: “Kendisini ismi ile
çağırmak, yanında yüksek sesle konuşmak, uzaktan kendisine seslenmek, yolda önüne geçmek haram edilmiştir. Başka peygamberlerin
ümmetleri kendilerini isimleri ile çağırırlardı.” Şimdi “Bedir”
gününü film olarak sunuyoruz.
12.A) Bedir. (Film Gösteri)
Şeyma KURT: “Allahü Teâlâ, onun
ismini Arşa, Cennetlere ve yedi göklere yazmıştır.
Okulumuz öğrencilerinden Seher Seda
ŞAHİN ile Yasemin TAŞTEPE Peygamberimizin Mucizeleri’ni okuyacaktır.
13.Peygamberimizin Mucizeleri.
(Seher Seda ŞAHİN & Yasemin TAŞTEPE)
14.İlahi. (Derman İsterim. –
Naime FİŞEK)
Şeyma KURT: “Allahü Teala, Kur’anı
Kerim’de her peygamberi onun ismi ile bildirmiştir. Muhammed (A.S)’ı ise “Ey Rasulüm, Ey Peygamberim” diye bildirmiştir.”
Okulumuz öğrencilerinden Elif ALPAT
ile Aysu ARMAĞAN, Hadis Okuyup Açıklayacaklardır.
15.Hadis Okuma ve Açıklama.
(Elif ALPAT & Aysu ARMAĞAN)
16.İlahi. (Niye. – Koro)
Şeyma KURT: “Dünyanın her yerinde
Rasulüllaha salavat okuyan Müslümanların salavatlarını işiten melekler kabrine gelip haber verirler. Kabrini her
gün binlerce melek ziyaret eder.”
Okulumuz öğrencilerinden Hatice
KURT, Elif KÜÇÜKBAŞ, Fatma Nur KARA, Peygamberimizin Kıssalarından okuyacaklardır.
17.Peygamber Kıssaları. (Hatice
KURT & Elif KÜÇÜKBAŞ & Fatma Nur KARA)
18.İlahi. (Medine – Koro)
19.Şiir. (Kırk Yaşındasın. -
Şeyma KURT)
20.İlahi. (Karanlıklar
Ortasında. – Koro.)
Şeyma KURT: “Allahü Teala Onun
ismini arşa, cennetler ve yedi göklere yazmıştır.”
Okulumuz öğrencilerinden Şule
GEZER, Veda Hutbesi’ni okuyacaktır.
21.Veda Haccı. (Şule GEZER)
22.İlahi. (Can Ahmedim. – Koro.)
23.Bakara Suresi. 1.&
5.Ayetler. (Şeyma KURT)
24.Dua. (Sümeyye ERYURT.)
---------------------------- o
----------------------------------
SUNUCU:
REHBER ÖĞRETMEN:
Şeyma
KURT
Ahmet ŞAHİN
1.Kur'an-ı Kerim Okunması - Rahman Suresi - Okuyan: Fatma Nur KARA
Peygamber efendimizin (1433)’cü doğum yıldönümü dolayısı ile Taşova İmam
Hatip Lisesinin hazırlamış
olduğu programa teşriflerinizden dolayı hepinize cânı gönülden teşekkür
ederiz… Hoş geldiniz.
“O peygamber ki”…Ümmeti olmakla gurur duyduğumuz Efendimiz hakkında
Allah ü Teâla; “Eğer sen
olmasaydın eflâkı yaratmazdım” “Ancak seni âlemlere rahmet olarak
gönderdik” buyuruyor.
O peygamber ki: nuru Adem a.s.ın cesedinden evvel yaratılmış ve yine
o peygamber ki Adem a.s.’ın
tövbesinin kabulüne sebep olmuştur.
Yine o peygamber ki: Yarın mahşerde bütün nebilerin medet istediği biz
ümmetleri için şefaat edecek
olan efendimiz, âlemlerin fahri efendisi ve yaratılmışların en
şereflisidir. O, insanların arasından süzülüp
çıkarılmış, seçilip ıstıfâ buyrulmuştur. Yüce derecesi itibari ile, her
türlü övgüye layık olduğu için kendisine
“Muhammet” ismi verilmiş; diğer insanlardan mümtaz kılındığından “Mustafa”
adını almıştır.
O, beşerin tamamına imân tebliğcisi, vicdan mürebbisi bir peygamber olarak
gönderildiğinden büyük
bir edebin en canlı mümessili bulunuyordu. “Beni Rabbim terbiye ettiği
için güzel terbiye etti” hadîsi şerifi,
ondaki kemalin sırrına ışık tutmaktadır.
Uçsuz bucaksız bir okyanusu, bir bardağa sığdırmak, doldurmak veya bütün
kainatı bir ceviz kabuğuna
sıkıştırmak mümkün görünse de, Allahü Teâlanın çok sevdiği, hürmetine her
şeyi var ettiği, her mâhluktan
üstün tuttuğu bir çok âyetlerle övdüğü, alemlere rahmet olarak gönderdiği
iki cihan güneşi Peygamber
Efendimiz Hz. Muhammet Mustafa’yı (s.a.v.) hakkı ile anlatmak imkansızdır.
Çünkü o, engin ma’nâ denizi,
ilim, feyz, edep, muhabbet ve güzel ahlak membaı, âcaib, garaip haller,
mucizeler sahibidir. Sûret için
düşünülenler, manâya uymaz. Sûrete bakan manadan bir şey anlayamaz. Ona
Ebu Cehil in gözü ile bakmak
bedbahtlığın en kötüsü olduğu gibi, Ebu Bekr-i Sıddîk’ın (radıyallahü anh)
gözü ile bakmak da saâdetin en
ulvisidir.
İşte küçük bir anma toplantısında daracık bir alanda, o manalar
denizinden bir katra, o esrar
membaından bir raşha, o insanlık ve ahlak numunesi kainatın efendisinin
hallerinden bir safha anlatabilirsek
maksat hasıl olmuş demektir.
Allahü Tealaya Habibinin yaptığı gibi sayısız hamd ü senalar olsun.
İnsanların her bakımdan en üstünü,
en güzeli, hürmetine iki cihanın var olduğu Rasülü Mücteba Muhammet
Mustafa’ya, âline eshabına
salat ve selam olsun Kıyamete kadar onun yolunda gidenlere hayırlı dualar
olsun.
. . H a t i c e K U R T . . .
Işığa hâmile kapkaranlık bir dünya … ve
Nebinin zuhuruna az bir zaman kala müjde dolu akisler
vardı ufukta. Gerçekleşiyordu Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail’in
duâları... Gerçekleşiyordu İsa(a.s.)nın
müjdesi... Vicdanlarda o kadar fazla idi ki, birçok Mekkeli gelecek son
nebiyi anlatmakta, doğar
doğmaz koşup onunla bütünleşmekte idiler. Çünkü beşeriyetin, canı
dudağında ve herkesin umudu
gelecek son kurtarıcıda idi. Ana babalar bu kurtarıcının kendi
nesillerinden olmasını istiyor ve doğan
çocuklarına Muhammet ismini veriyorlardı. Ama O Hz. İbrahim’den İsmail’e
intikalle gelen ve
Abdülmuttalip’ten Abdullah’a geçen altın silsileden gelecekti.
Muhterem davetliler,
20 Nisan 571 tarihine rastlayan
Rebiulevvel ayının 12.günü pazartesi gecesi Peygamber Efendimiz
dünyayı şereflendirmişlerdir. 14 asır evvel böyle bir gecenin sabahında
güneş ufuktan doğmadan
insanlığın hayat ufkunda ilahi bir nur doğmuş oluyordu. Hz. Ademle
başlayan tevhit inancı yeniden
canlanmış, cehalet ve sapık inançlarla kararan ruhlar bu doğuşla aydınlığa
kavuşmuştu. Onun doğuşu,
Allah’ın insanlara en büyük nimetlerinden biridir. Bu husus Kurân-ı
Kerimde şöyle ifade ediliyor:
“Andolsun ki, Allah müminlere ayetlerini
okuyan, onları kötülüklerden temizleyen, onlara kitap
ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütuf ta bulunmuştur.
Halbuki onlar önceleri
apaçık bir sapıklıkta idiler.”
Ayeti kerimede ifade edildiği gibi insanlar
her türlü değer ölçülerini yitirmişlerdi. Allah Resulünün nasıl
bir dönemde dünyaya geldiğini bazı başlıklar altında açıklanmasında yarar
görüyoruz. O dönemde:
--Kız çocukları acımasızca diri diri toprağa
gömülüyor,
--Kadın esir muamelesi görüyor, eşya gibi
alınıp satılıyordu.
--Ağaç ve taşlardan edinilen putlara
tapıyorlardı.
--Halk kuvvete boyun eğmiş, merhamet ve şefkat
kalkmıştı.
Ve daha nice cahilane davranışlar.
Saygı değer davetliler.
Hz. Muhammed’in doğumu mükemmel olduğu
gibi doğduktan sonra cereyan eden olaylarda son
nebiye yakışır bir vaziyette olmuştur. Zira o doğduğunda göbeği kesilmiş,
sünnetli bir vaziyette, nurdan
kundağa sarılmış nur gibi parlar durumda idi. Niçin Muhammet ismi
seçilip konulduğu sorulduğunda
dedesi Abdülmuttalip “Umarım ki, onu gökte hak, yerde halk övecektir.”
dedi
Peygamberimizin çocukluğu ve gençliği, hiç
kimsede görülmeyen bir güzellik içinde geçti.
Peygamberimize inanmayanların ilerde “ya Muhammed sende gençliğinde bu
bize yasakladığın
şeyleri yapardın, şimdi bunları bize yasaklıyorsun” dedirtecek hiçbir
davranıştabulunmamıştır.
Aksine inanmayanlar dahi Peygamberimizdeki meydana gelen güzel
davranışların sonunda Ona
Muhammedül-Emin demekten kendilerini alıkoyamamışlardır.
Hz. Muhammedin annesi Amine Hatun, Medine yi
ziyaretten dönerken Ebva kasabasında hastalanır,
son demlerinde yavrusunu kucağına alır ve şu tarihi sözleri söyler:
“Her yeni eskiyecek, her doğan
ölecek, bende doğdum ben de ölüyorum. Ama öyle bir çocuk bırakıyorum ki
onun şerefi
kıyamete kadar devam edecektir.”
Peygamberimiz 8 yaşına kadar dedesi
Abdülmuttalibin, 25 yaşına kadar amcası Ebu Talib’in
yanında kaldı. 25 Yaşında Hz. Hatice ile evlenen Peygamberimiz, İbrahim
(A.S.)ın dini olan Hanif
dinine ağırlık veriyor, Allah’a ibadet ediyordu. 40 yaşına doğru Mekke
dışına çıkıp bazı geceler evine
gelmiyordu.
Nihayet 40 yaşına gelince yine Mekke dışında
Hîra mağarasında ibadet ederken Cebrail (a.s) gelmiş
ve Peygamberimize ilk emir olan “Yaratan Rabbinin adı ile oku, o
insanı Alaktan yarattı. Oku
Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Kalemle yazmayı öğreten odur. İnsana
bilmediğini o öğretti.” Allah’ın ayetlerini tebliğ etmiş ve peygamber olarak görevlendirilmiş
olduğunu da kendisine müjdelemiştir.
Peygamberimiz korkmuş, titremiş ve evine
gelip örtünmüştü. Onun korkusu ve titremesi görev
yükünün ağırlığından idi. Çünkü Hz. Mumammed hem son peygamber hem de bütün
insanların ve
cinlerin de peygamberi idi.
Kıymetli Davetliler,
Peygamberimiz önce yakın çevresinden
başlayarak Allah’ın varlığına ve birliğine insanları çağırıyor ve
gönülleri nur ile aydınlananlara İslâm’ı anlatıyordu. Hz. Allah’ın emri
ile herkesi İslam’a çağırmaya
başladı. Artık Mekke’nin bütün evlerinde bu yeni din ve peygamberimiz
konuşuluyordu. Bunun
yanında nüfuz ve idareciliğin ellerinden gideceğine inanan, peygamberimize
inanmayıp putlara inanan,
müşrik diye isimlendirdiğimiz kimseler, peygamberimizi davasından vaz
geçirmek için ellerinden gelen
bütün işkenceleri yapıyorlardı. Aslında bu müşrikler hem dinledikleri
Kurânı Kerim’den hem de
peygamberimizin mucizelerinden etkileniyorlar idi. Kendi aralarında
peygamberimizin ve
Kurân-ı kerimin üstünlüğünü anlatıyor ancak gurur ve kibirleri
peygamberimize inanmaya mani oluyordu.
Bir gün müşrikler peygamberimizin
koruyuculuğunu üstlenen Ebu Talibe gelerek, Muhammet
davasından vaz geçerse Ona zenginlik, hükümdarlık ve istediği kadını
vereceklerini söylediler.
Ebu Talip bu olayı peygamberimize duyurunca peygamberimiz: “Ya Amca sağ
elime güneşi, sol
elime ayı verseler ben davamdan asla vaz geçmem” diyerek üzerine almış
olduğu görevden
vaz geçmeyeceğini belirtmiştir.
Peygamberimize yapılan işkenceler, akla
hayale gelmeyen davranışlar, ablukalar ve nihayet bu kötü
gidişten kurtulmak için ilk hicret; Müslümanların bir kısmı Habeşistan’a
sığınıyor.
Peygamberimizin Peygamberlikteki 12. senesi
Mekke hayatının sonunda amcası Ebu Talibin ve hayat
arkadaşı Hz. Hatice’nin vefatı, HÜZÜN yılı olarak isimlendiriliyordu.
Mekkelilerin kötü muamelesi
ve Peygamberimizin Taif’te kalma isteği, Taiflilerin Peygamberimize karşı
yaptığı kötü davranışlar
yüzünden sonuçsuz kalıyordu. Ama Allah nurunu kafirler isteseler de
istemeseler de tamamlayacaktır.
Medine’den Kâbe yi ziyarete gelen bir gurup Medineli ile Akabe biâtleri
gerçekleşiyor ve 622 tarihinde
Mekke den Medine ye hicret gerçekleşiyor. Bu hicret İslamiyet’te hicri
takvim olarak kabul edilmiştir.
Değerli Davetliler.
Peygamberimiz Hz. Muhammet Allah’ın öyle
lütuf, ihsan ve keremi ile donatılmıştır ki… Hakka giden
yolda rehber kılmış, imama ihtiyaç olunca öne geçip namaz kıldırmış,
hatibe ihtiyaç olunca minbere
çıkmış, emire ihtiyaç olunca tuğra basıp sikke kesmiş, kumandana ihtiyaç
olunca harplerde en
mükemmel şekilde idare etmiştir. Yapılan bütün savaş ve seriyelerden galip
ayrılmıştır. 10 Senelik Medine
hayatında Allah’ın bütün emir ve yasaklarını hiç eksiksiz insanlara
anlatmış ve İslam dinini kemâle
erdirmiştir. Bütün Arap yarımadası ve diğer beldelerden bir çok insan
Müslümanlık şerefi ile
şereflenmiştir. Sadece peygamberimizle veda haccına katılan Müslüman
sayısı yüz binleri aşmıştır.
Din olarak Allah’ın indinde İslam dini
olduğunu Kurân-ı Kerim’de Allah beyan etmiş ve yine
Kurân-ı Kerimde İslam dininin kemale erdiğini yüce Allah belirtmiştir.
Her ölümlü gibi peygamberimiz de 632
Rebiulevvel ayının 12. gecesi bu dünyadan öbür dünyaya göç
etmiştir.
Peygamberimiz biz ümmetlerini doğduğunda
unutmadı. Ümmetim dedi. Allah’ın katına yükseldiğinde
unutmadı, ümmetim dedi. Vefat ederken unutmadı, ümmetim dedi. Yarın
mahşerde yine unutmayacak
ve ümmetim diyecektir. Bizlerde onu hiç unutmuyoruz. Mevlit ve diğer
kandillerde her zaman,
her yerde onu anıyoruz.
7. Bir Ayet ve Yorumu - Okuyanlar: Elif ALPAT & Aysu ARMAĞAN
BİR AYET And olsun, size kendi cinsinizden bir peygamber geldi
ki, Sizin sıkıntıya uğramanız onun üzerine pek güç
gelir,
üzerinize çok düşkündür. Müminler hakkında pek şefkatli ve
pek merhametlidir.
Aysu ARMAĞAN
AYET AÇIKLAMA
(And olsun) Ey
Arap kavmi veya ey diğer insanlar!. (size kendi cinsinizden )
Meleklerden değil, sizin gibi insan olan ve pek seçkin, pek
büyük şeref ve fazilete sahip bulunan (Bir Peygamber geldi ki )
o Hz. Muhammed Aleyhisselât-ü Vesselâm’dır. Hz. İbrahim in
neslinden en seçkin bir kabile arasından muhterem bir aileye
mensuptur. Onun hayatındaki temizlik , yücelik herkesçe
bilinmektedir. Ve o Yüce Resul, en yüksek ahlâk ile
vasıflanmıştır, özellikle o öyle merhametli bir peygamberdir
(ki, sizin sıkıntıya uğramanız) fena şeyleri yaparak sapıklık
içinde kalmanız, hidayetten mahrum bulunmanız (onun üzerine pek
güç gelir) sizin o kötü hallerinizden dolayı şiddetli bir üzüntü
duyar, hâlinize acır, o kadar şefkatli bir durumda bulunur.
Evet... o mübarek Peygamber ( üzerinize çok düşkündür.) hidayete
ermenizi pek fazla ister sizlerin iyi hal sahibi olmanızı pek
çok arzu eder. Evet... İnsanlık hakkında sırf rahmet olan o Yüce
Peygamber ( müminler hakkında) rahmet ve merhamet itibari ile (
pek şefkatlidir (ve) günahkâr olan müminler hakkında da, (
pek merhametlidir.) onların tövbe ederek Allah’ın affına
uğramalarını çok arzu buyurur.
Evet...
Yüce Peygamberimiz, en yüksek ahlâki olgunluklara sahiptir.
Bütün insanlık hakkında iyilik severdir ki, ister ki, hepsi de
iman şerefine kavuşarak selâmet saadete ersinler. Cenâb-ı Hak da
o muhterem resulünü, kendi yüce varlığına ait olan “ reûf ve
rahim” isimleriyle vasıflandırmıştır. Başka hiçbir yüce
Peygamber böyle iki ilâhi isimle vasıflanmamıştır. Bu da mübârek
Peygamberimize ait bir ayrıcalıktır.
8.İlahi - Can Ahmedim(Sultanım) - Okuyan: Koro
CAN AHMEDİM (Sultanım)
Olmuyor, Can
Ahmedim olmuyor
Vermiyor, dünya
huzur vermiyor
Dolmuyor, Senin
yerin dolmuyor
Gülmüyor, inan
yüzüm gülmüyor
Sultanım, günahkarım neyleyim
Ferman ver Medine’ye geleyim
Dertliyim, dertlerimi söyleyim
Sultanım, söyle sensiz neyleyim?
Dönmüyor, Can
Ahmedim dönmüyor
Dönmüyor,
sensiz dünya dönmüyor
Hasretin,
yüreğime sinmiyor
Sönmüyor, aşk
ateşim sönmüyor
Nakarat.x 2
Ayşe AYTAŞ
9. Peygamberimizin Tasviri - Okuyanlar: Ayşe AYTAŞ&Esra
KARTAL&Zeynep KAYA
PEYGAMBERİMİZ ALEYHİSSELAMIN ŞEKİL VE ŞEMALİ
Hz.
Ali’nin bildirdiğine göre, peygamberimiz aleyhisselam:
Ne
öyle uzun boylu, nede kısa olmayıp, uzuna yakın orta boylu idi.
Kendisinin el ve ayak parmakları kalınca,
Başı, vücut yapısıyla dengeli biçimde, büyükçe idi.
Omuzları, dizleri ve bilekleri kemikli idi.
Saçı ne kıvırcık, nede düzdü.
Sakalı sık idi.
Yüzü uzunca idi.
Boynu uzundu, gümüş gibi ak ve parlaktı.
Teni kırmızıyla karışık ak ve pembe idi.
Gözleri büyükçe idi.
Gözbebeklerinin siyahı, Pek siyahtı.
Gözlerinin beyazında biraz kırmızılık vardı.
Kirpikleri sık ve uzundu.
Vücudu ne zayıf, ne de şişmandı.
İki
küreğinin arası enli idi.
Omuz kürekleri arasında peygamberlik mührü vardı.
Peygamberimiz Aleyhisselamı birden bire görenler, onun vakar ve
manevi heybetinden sarsılırlar, kendisini yakından tanıyınca
da, ona en derin sevgi ve saygı ile bağlanırlardı.
Kendisinin yüce haslet ve meziyetlerini anlatmak isteyen kimse:
“Ben, ne ondan önce, ne de sonra, onun bir benzerini daha
görmedim” demekten kendini alamazdı.
Ayşe
AYTAŞ
PEYGAMBERİMİZ ALEYHİSSELAMIN ÜVEY OĞLU HİND B. EBİ HÂLE’YE GÖRE:
Rasülullah Aleyhisselamın yüzü ayın ondördü gibi parlardı.
Saçı kendiliğinden ikiye ayrılıp yanlarına dökülürse, onları
birleştirmezdi.
Birleştiklerinde de onları ayırmaz, oldukları gibi bırakırdı.
Kaşlarının uçları ince, araları çok yakındı, fakat çatık
değildi.
İki kaşının arasında bir damar vardı ki, kızgınlık zamanında
kabarır, görünürdü.
Burnunun iki kaş arasında başladığı yer yüksekçe, burnunun ucu
da ince idi.
Burnundaki ölçülük ve denklik, dikkat edenlerin gözünden
kaçmazdı.
Burnunda ayrı bir parlaklık vardı.
Esra KARTAL
DİĞER SAHABELERİN ANLATTIKLARINA GÖRE DE:
Peygamberimiz Aleyhisselamın yanakları düzdü, yumru değildi.
Dişleri inci taneleri gibi idi.
Bütün uzuvları (organları)düzgündü.
Karnı ve göğsü bir düzeyde idi, çıkık değildi.
Vücudu kıllı değildi. Yalnız, omuz başlarında, pazularıda biraz
kıllar vardı.
Bilek kemikleri uzun, el ayaları genişti.
Ayaklarının altı düz değil çukurca idi.
Ayakları hafif etli idi.
Ayaklarının üzerine su döküldüğü zaman, etrafa yayılırdı.
Rasülullah’ın yüzü ve sesi çok güzeldi.
Sanki, yüzünde güneş çağlardı.
ÜMMÜ MA’BED’İN BİLDİRDİĞİNE GÖRE:
Peygamberimiz Aleyhisselamın gözü, Kudretten sürmeli idi.
Sustuğu zaman, kendisinde, bir vakar ve ağırbaşlılık : konuştuğu
zamanda, güleryüzlülük görünürdü.
Sözleri, sanki dizilmiş birer inci gibi, ağzından tatlı tatlı
dökülürdü.
Sözü açık, ve hak ile bâtıl arasını ayırıcı olup ; ne âcizlik
sayılacak derecede az, ne de boş ve gereksiz sayılacak
derecede çoktu.
Kendisi, ekşi asık suratlı değil, güleçti.
Zeynep KAYA
10. İlahi - Cürmüm İle - Okuyan: Koro
CÜRMÜM İLE
Ey rahmeti bol
padişah
Cürmüm ile
geldim Sana
Ben eyledim
hadsiz günah
Cürmüm ile
geldim Sana
Subhanallah, Sultanallah
Tüm dertlere derman Allah
Ben eyledim hadsiz günah
Cürmüm ile geldim Sana
Senin adın
Gaffar iken
Ayıp örtücü,
Settar iken
Kime gidem Sen
var iken
Cürmüm ile
geldim Sana
Nakarat.
Senden
utanmadım her an
Ettim hata
gizli ayan
Vurma yüzüme
el-aman
Cürmüm ile
geldim Sana
Nakarat.
11. Naat - Naime FİŞEK.
NAAT
Seccaden kumlardı...
...................................
Devirlerden, diyarlardan
Gelip göklerde buluşan
Ezanların vardı!
Mescit mü’min, minber mü’min...
Taşardı kubbelerden tekbir,
Dolardı kubbelere “Âmin!”
Ve
mübarek geceler, dualarımız,
Geri gelmeyen dualardı...
Geceler, ki pırıl pırıl,
Kandillerin yanardı!
Kapına gelenler, ya Muhammed,
-Uzaktan, yakından –
Mü’min döndüler kapından
Besmele, ekmeğimizin
bereketiydi;
İki dünyada aziz ümmet,
Muhammed ümmetiydi.
Konsun-yine–pervazlara
Güvercinler;
“Hû hû” lara karışsın Âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatihalar, Yasinler!
Şimdi seni ananlar,
Anıyor ağlar gibi...
Ey yetimler yetimi,
Ey garipler garibi;
Düşkünlerin kanadıydın,
Yoksulların sahibi...
Nerde kaldın ey Rasül,
Nerde kaldın ey Nebi?
Günler, ne günlerdi
ya Muhammed;
Çağlar ne çağlardı:
Daha dünyaya gelmeden
Mü’minlerin vardı...
Ve bir gün, ki gaflet
Çöller kadardı,
Halime’nin kucağında
Abdullah’ın yetimi;
Âmine’nin emaneti ağlardı!
Hadice’nin koncası,
Âişe’nin gülüydün.
Ümmetinin gözbebeği,
Göklerin rasülüydün...
Elçi geldin, elçiler gönderdin...
Ruhunu Allah’a,
Elini ümmetine verdin.
Beşiğin, yurdun, yuvan
Mekke’de bunalırsan
Medine’ye göçerdin.
Biz bu dünyadan nereye
Göçelim ya Muhammed?
Yeryüzünde riya, inkar, hiyanet
Altın devrini yaşıyor...
Diller, sayfalar, satırlar
“Ebu Leheb öldü” diyorlar:
Ebu Leheb ölmedi,
ya Muhammed;
Ebu Cehil kıtalar dolaşıyor!
Neler duydu şu dünyada
Mevlid’ine hayran kulaklarımız:
Ne adlar ezberledi, ey Nebi,
Adına alışkın dudaklarımız!
Artık, yolunu bilmiyor;
Artık, yolunu unuttu
Ayaklarımız!
Ka’be’ne siyahlar
Yakışmamıştır, ya Muhammed,
Bu günkü kadar
Haset, gururla savaşta;
Gurur, Kafdağı’nda derebeyi...
Onu da yaralarlar kanadından,
Gelse bir şefkat meleği...
İyiliğin türbesine
Türbedar oldu iyi!
Vicdanlar sakat
Çıkmadan yarına.
İyilikler getir, güzellikler getir
Âdem oğullarına!
Şu gördüğün duvarlar ki
Kimi Tâif’tir, kimi Hayber’dir...
Fethedemedik, ya Muhammed,
Senelerdir!
Ne doğruluk, ne doğru;
Ne iyilik, ne iyi...
Bahçende en güzel dal,
Unuttu yemiş vermeyi...
Günahın kursağında
Haramların peteği!
Bayram yaptı yabanlar
Semâve’yi boşaltıp
Sâve’yi dolduranlar...
Atını hendeklerden
– bir atlayışta –
Aşırdı aşıranlar...
Ağlasın Yesrib,
Ağlasın Selman’lar!
Gözleri perdeleyen toprak,
Yüzlere serptiğin topraktı...
Yere dökülmeyecekti ey Nebi
Yabanların gözünde kalacaktı!
Konsun-yine–pervazlara Güvercinler;
“Hû hû” lara karışsın Âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatihalar, Yasinler!
Ne oldu, ey bulut,
Gölgelediğin başlar?
Hatırında mı, ey yol,
Bir aziz yolcuyla
Aşarak dağlar taşlar,
Kafile kafile, kervan kervan
Şimale giden yoldaşlar?
Uçsuz bucaksız çöllerde,
Yine, izler gelenlerin,
Yollar gidenlerindir.
Şu tekbir getiren mağara,
Örümceklerin değil;
Peygamberlerindir, meleklerindir...
Örümcek ne havada,
Ne suda ne yerdeydi...
Hakkı göremeyen
Gözleriydi!
Şu kuytu, cinlerin mi;
Perilerin yurdu mu?
Şu yuva – ki bilinmez,
Kuşları hüdhüd müdür, güvercin mi;
Kumru mu?
Kuşlarını, bir sabah,
Medine’ye uçurdu mu?
Ey Abva’da yatan ölü,
Bahçende açtı dünyanın
En güzel gülü;
Hatıran, uyusun çöllerin
Ilık kumlarıyla örtülü!
Dinleyene, hâlâ,
Çöller ses verir:
“Yâleyl!” susar,
Uğultular gelir.
Mersiye okur Uhud,
Kaside söyler Bedir.
Sen de bir hac günü,
Başta Muhammed, yanında
Ebûbekir;
Gidenlerin yüz bin olup dönüşünü
Destan yap, ey şehir!
Ebûbekir’de nûr, Osman’da nûrlar...
Kureyş uluları, karşılarında
Meydan okuyan bir Ömer bulurlar;
Ali’nin önünde kapılar açılır,
Ali’nin eğilir surlar.
Bedir’de Uhud’da, Hayber’de
Hakk’ın yiğitleri, şehid olurlar...
Bir mutlu günde, ki ölüm tatlıydı;
Yerde kalmazdı ruh...kanadlıydı.
Konsun -yine–pervazlara
Güvercinler;
“Hû hû” lara karışsın Âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatihalar, Yasinler!
Vicdanlar, sakat çıkmadan,
Yâ Muhammed, yarına;
İyiliklerle gel, güzelliklerle gel
Âdemoğullarına
Yüreklerden taşsın
Yine imanlar!
Itrî, bestelesin tekbir’ini;
Evliyâ, okusun Kur’an’lar!
Ve Kur’an’ı göz nuruyla çoğaltsın
Kayışzade Osman’lar!
Natını Galip yazsın,
Mevlid’ini Süleymanlar
Sütunları, kemerleri, kubbeleriyle
Geri gelsin Sinan’lar!
Çarpılsın, hakikat niyetine
Cenaze namazı kıldıranlar!
Gel, ey Muhammed, bahardır...
Dudaklar ardında saklı
Âminlerimiz vardır!...
Hacdan döner gibi gel;
Mi’rac’tan iner gibi gel;
Bekliyoruz yıllardır!
Bulutlar kanad, rüzgâr kanad,
Hızır kanad, Cibril kanad;
Nisan kanad, bahar kanad;
Ayetlerini ezber bilen
Yapraklar kanad...
Açılsın göklerin kapıları,
Açılsın pereler, kat kat!
Çöllere dökülsün yıldızlar;
Dizilsin yollarına
Yetimler, günahsızlar!
Çöl gecelerinden, yanık
Türküler yapan kızlar
Sancağını saçlarıyla dokusun;
Bilâl-i Habeşî sustuysa
Ezanlarını Davud okusun!
Konsun-yine–pervazlara
Güvercinler;
“Hû hû” lara karışsın Âminler...
Mübarek akşamdır;
Gelin ey Fatihalar, Yasinler!
N a i m e F İ Ş E K .
12. İlahi - Sar Beni - Okuyan: Koro
SAR BENİ
Çıktım Arafat’a
seyran eyledim
Beyaz ihramına
kuşak bağladım
Habibim aşkına
yandım ağladım
Aşkınla yanana sor beni beni
Tevhid bayrağına sar beni beni
Yarın mahşer günü gör beni beni
Ne güzel
yaratmış seni yaradan
Bütün engelleri
kaldır aradan
Bizi Muhammed’e
sevdir Yaradan
Nakarat.
Durma kardeş durma doldur testini
Kabe yollarına
serin postumu
Ravza
toprağıyla örtün üstümü
Nakarat.
12 (Ara). Sinevizyon Gösterisi - Bedir - Dursun Ali
ERZİNCANLI.
Seher Seda ŞAHİN
13.Peygamberimizin Mucizeleri. Okuyanlar: Seher Seda ŞAHİN &
Yasemin TAŞTEPE.
MİRAÇ MUCİZESİ
Peygamberliğin on üçüncü senesinde de “Miraç” mucizesi olmuştur.
Şöyle ki: Peygamber efendimiz (sallellahü aleyhi vesellem )
Hazretleri, Medine’ye hicretten sekiz ay önce Recep ayının yirmi
yedinci gecesi idi. Cibril-i Emin geldi ve “Burak” adında bir binit
getirdi Peygamberimizi alıp Kudus’deki “Mescid-i Aksa’ya götürdü.
Diğer peygamberlerin ruhları ile görüştü. “sidretü’l-Münteha”
denilen makama kadar vardı. Yüce Allah’ın birçok tecellisine
kavuştu. Peygamberin kendisine ve ümmetine beş vakit namaz farz
kılındı. Aynı gece ve kısa bir zaman içinde evine geri getirildi.
Sabahleyin bu olağanüstü olayı insanlara haber verince, müminler
onu tebrik ettiler. Müşrikler ise, “Böyle bir şey olmaz” diyerek
inkarda bulundular. O bilgisiz ve düşüncesiz insanlar hayvanlara,
taşlara ve ağaçlara tapıyorlardı. Yüce Allah’ın kudretini de, bu
taptıkları şeylerin kudretine ve kuvvetine benzeterek böyle üstün
bir olayın meydana gelmesine imkan göremiyorlardı. Eğer, bunlar, bu
Kâinatı yaratanın nasıl büyük bir yaratıcı olduğunu biraz bilseler
ve eğer o hikmet sahibi Allah’ın şu üstümüzdeki sonsuz boşlukta
milyonlarca büyük küçük küreleri tutup büyük bir hızla hareket
ettirmekte olduğunu düşünselerdi, böyle bir mucizeyi inkara gerek
görmezlerdi.
Zavallı insanlar...
Seher Seda ŞAHİN.
AYIN BÖLÜNMESİ MUCİZESİ
Ayın iki parçaya ayrılması, peygamberliğin sekizinci yılında
olmuştur. Şöyle ki: Müşriklerden bir kısım kimseler, mehtaplı bir
gecede, ayın ikiye ayrılıp sonra birleşmesini Peygamber
Efendimizden istediler. Böyle bir mucize gösterilmedikçe, iman
etmeyeceklerini söylediler. Hz. Peygamberde Yüce Allah a duâ etti.
Ay da yüce Allah’ın kudreti ile iki parçaya ayrıldı. Bir parçası
Hira (Nur) dağının bir tarafında, diğer parçası öbür tarafında
yüksekten göründü. Sonra birleşip eski halini aldı. Bu mucizeyi, o
gece bazı yolcular da görmüştü. Mekke ye geldikleri zaman bu olayı
anlattılar. Ne yazık ki, müşrikler yine iman etmediler, bu olayı
sihir sandılar. Oysa ki, yüce Allah’ın kudreti her şeye yeterlidir.
Bir Peygamber için mucize olmak üzere böyle bir olayı meydana
getirmesine ne engel vardı? Gök yüzünde nur saçan birçok yıldızların
veya diğer varlıkların güneşten ayrılmak onun çevresinde bir düzen
kurduklarını bu günkü alimler iddia edip duruyorlar. Artık bu üstün
âlemleri yaratıp düzene sokan yüce Allah böyle bir mucizeyi
yaratmaz mı?
Çok yazıktır ki, inkarcı ve gafil insanlar, Yüce Allah’ın
sonsuz kudretini hudutlandırmış oluyorlar da, bundan haberleri
olmuyor. Doğrusu böyle tabiatla ilgili mucizeleri inkâr etmeye veya
başka türlü yorumlamaya asla ihtiyaç yoktur. Yazıklar olsun buna
aykırı bir düşünceye sahip olanlara!..
Yasemin TAŞTEPE.
Naime FİŞEK
14. İlahi - Derman İsterim - Okuyan: Naime FİŞEK
DERMAN İSTERİM
Derman isterim ben derman
Sende rahmet bende ferman
Ya Rabbena sana geldim
Biçareyim halim yaman
İçimde bir yara
vardır
Kanayıp duru
yıllardır
Senin rahmetin
devadır
Derman isterim
yarama
Nakarat
Sen derdime
dermanımsın
Sen Mevlamsın
rahmanımsın
Feryadımı
duyanımsın
Derman isterim
yarama
Nakarat
Rabbim sensiz
gülmez yüzüm
Yalnız seni
görür gözüm
Kimselere
geçmez sözüm
Derman isterim
yarama
Nakarat
15. Bir Hadis-i Şerif ve Yorumu - Okuyanlar: Elif ALPAT & Aysu ARMAĞAN
BİR HADİS Ben Rasüllerin rehberiyim, fahırlanmak (övünmek)
yok. Ve ben nebilerin hatemiyim (sonuncusuyum), iftihar yok. Ve
ben ilk şefaat ediciyim ve ilk şefaati kabul edilecek olanım.
Tefahür (övünmek)yok.
Yani: Bunları bir şükrane olarak söylüyorum, yoksa ululanmak
için değil.
Elif ALPAT.
Aysu ARMAĞAN
HADİS AÇIKLAMA
Mâlum olduğu üzerine Hazreti
Muhammet aleyhiselâtü vesselâm efendimiz, nübüvvet ve risaleti
camidir, bütün Peygamberlerin eftalidir ve hatemidir. Nübüvvet
ve risalet silsilesi kendisi ile hitama ermiştir, onun risaleti
bütün beşeriyete şamildir. Artık ondan başka bir peygamber
gelmemiş ve gelmeyecektir. Yarın mahşer âlemine gidileceği
zaman da herkesten evvel o peygamber’i zişanımızın kabirleri
açılacak, herkesten evvel o Resül’ü âli şan hazretleri mahşere
vararak bütün enbiya ve murselin hazaratını : livâ’i saadeti
altına toplayacak, şefaate lâyık olanlar hakkında ilk şefaatcı
da kendisi olacaktır.
İşte peygamber’i Zişan efendimiz bu
muazzam şerefleri haiz olduğunu Cenabı Hakka karşı bir şükran
vazifesi olarak ve hakikat-i hali ümmetine bildirmek için
bizlere haber vermiştir.
Resul-i Ekrem efendimiz bu gibi
meâliyi haiz olarak beşeriyet âlemine şerefbahş olacağını vakti
ile sair peygamberler de ümmetlerine haber vermişlerdi. Hele
Bi’seti nebeviye sıralarında nur-i nübüvvetin tuluuna pek az
bir zaman kaldığına gerek ehl-i kitap denilen Museviler ile
İsevilerden gerek sair milletlerden birçokları kani ve
muntazır bulunmuşlardı.
Aysu ARMAĞAN.
16. İlahi. (Niye. – Koro)
NİYE
Hakka
aşık oldun ise
Muhabbetle doldun ise
Canda
Onu buldun ise
Geceleri uyku niye
Muradına erdin ise
Hak
rızasın verdin ise
Allah
için verdin ise
Verdiğinde gözün niye
Sönmüş
ocak yaktın ise
Gönüllere aktın ise
Bir
yoksula baktın ise
Başa
kakan sözün niye
Bir
hastaya vardın ise
Hatırını sordun ise
Yarasını sardın ise
Kalbindeki hüzün niye
Hak
yolunda oldun ise
Nurlarıyla doldun ise
Rızasını buldun ise
Cennetinde gözün niye
Seccadeye durdun ise
Hak
kapısın vurdun ise
Öbür
dünya yurdun ise
Bu
dünyada gözün niye
17. Peygamber Kıssaları. (Hatice KURT & Elif KÜÇÜKBAŞ & Fatma
Nur KARA)
Hatice KURT
HİFÂ HATUN
Hîfâ
Hatun “radıyallahu anhâ”, Medineli kadın sahâbilerden. Güzel,
zengin ve bekardı. Evlenmeyi düşünmüyordu. Bir gün, Efendimize
geldi.
- Ya
Rasulallah, bana bir iş emret ki, onu yaparak cenneti kazanayım.
Buyurdular ki:
- Önce
evlenmelisin.
Hayretle sordu:
-
Evleneyim mi?
- Evet.
Böylece dininin yarısını korumuş olursun.
Hiç
tereddüt etmedi.
- Peki
Ya Rasulallah!
Peşinden arz etti:
- Ama
benim dengim kim olabilir ki? Ben, padişah Necaşi’yi reddettim. Nice
zengin beyleri geri çevirdim. Ama madem emriniz böyledir, baş
üstüne!
Ve
ekledi:
- Siz
kimi uygun görürseniz, razıyım.
Ama
damat kim olacaktı?
Böylesine güzel, zengin ve saliha bir hanımla evlenmeyi kim
istemezdi?
Efendimiz, kimsenin alınmaması için bir yol buldular. Hifâ’ya
buyurdular ki:
- Yarın
sabah, mescide kim önce gelirse, onunla evlen!
- Peki
yâ Rasulallah!
Haber,
anında yayıldı, gençler arasında.
Ve
sabah oldu.
Efendimiz, mescide ilk gelenin kim olacağını merakla beklerken,
“Süheyb” adında bir delikanlı girdi içeri.
∞ ∞ ∞
İyi de,
kimdi bu genç?
Arz
edelim: Hiç
kimsesi bulunmayan, dünyalıktan ve fiziki güzellikten nasibi
olmayan, rengi siyaha yakın esmer, normalden uzun, zayıf ve çelimsiz
bir garip...
Rasulallah onu işaret ettiler Hifâ’ya...
- İşte
senin dengin!
Cevap
aynıydı:
- Peki
yâ Rasulallah!
Teslimiyet denen şey bu olsa gerek.
Rasulullah, nikahlarını kıyıp Süheyb’e döndüler:
- Kalk,
yâ Süheyb! Zevcenin elinden tut da evine götür!
Garip,
büktü boynunu.
- Benim
evim yok ki.
Durumu
Hifâ’ya bildirdiler.
Hemen
Efendimizin huzuruna geldi:
- Yâ
Rasulallah, filan yerdeki konağımı ona hibe ettim. Şu bir kese
altını da ona verin lütfen. Beni evimize götürsün.
Yeni
evli çift, Rasulüllah’a veda edip ayrıldılar.
Konakta, Hifâ Hatun bir teklifte bulundu.
- Yâ
Süheyb!
- Buyur
Hanım.
-
Takdir edersin ki, ben sana nimetim, sen bana mihnet.
∞ ∞ ∞
- Evet,
öyle.
- Sen,
şükretmelisin, ben de sabır...
- Çok
doğru.
-
Öyleyse bu geceyi ibadetle geçirelim, ne dersin?
- Çok
iyi olur.
- Sana
şükredenlerin, bana da sabredenlerin sevabı verilir.
-
İnşallah.
Ve öyle
yaptılar. Sabah oldu. Süheyb, sabah namazı için mescide gitti. Ama
ondan evvel Cebrail aleyhisselam gelmiş, onların halini Rasulüllah’a
bildirmişti.
Efendimiz sordular Süheyb’e:
- Bu
geceyi nasıl geçirdiniz?
Başını
öne eğdi.
- Allah
ve Rasülü daha iyi bilir.
∞ ∞ ∞
Efendimiz, o geceki hallerini bir bir anlatıp müjdeyi verdiler:
-
İkiniz de Cennetliksiniz.
Süheyb
öyle sevindi ki, Rasulüllahın önünde şükür secdesine kapandı. Ve
şöyle yalvardı seccadede:
- Yâ
Rabbi, tekrar günaha bulaşmadan al ruhumu!
Ve
kalkamadı seccadeden. Ruhunu
teslim etmişti. Bunu
gören sahabiler gözyaşlarını tutamadılar. Efendimiz ashaba döndü:
- Size,
daha çok şaşıracağınız bir haber vereyim mi?
-
Buyurun, yâ Rasulallah.
-
Cebrail’den öğrendim, Hifâ’da şu anda evinde ruhunu teslim etti.
Hayretlerinden yüksek sesle tekbir aldılar:
-
Allahü ekber!
Cenaze
hizmetleri görüldü. İkisi
yan yana defnedildi.
Okuyan: Hatice KURT
Elif KÜÇÜKBAŞ
EBUBEKİR’İN DUÂSI
Allah’ın Resulü sabah namazı vaktinde sahabenin namaza gelmesini
bekliyordu.
Cebrail
(A.S) Peygamberimize gelerek: “Ey Allah’ın Rasulü Yüce Rabbimizin
Sana selamı var. Biraz sonra Ebubekir gelecek. Sizin Ebubekir’e
şöyle bir soru sormanızı istedi.
“Ya
Ebabekir, Allah senden razı ve memnun olmuştur. Sende Ondan razı ve
memnun musun?” Tabi bu büyük bir olay. Biraz sonra Ebubekir mescide
geldi. Peygamberimizin dizinin dibine oturdu.
Peygamberimiz: Ya Ebabekir seninle bir pazarlık yapalım mı?
Ebubekir şaşırdı. “Ne pazarlığı Ya Resulellah .” dedi.
Peygamberimiz.: “Ya Ebabekir, ben sana ibadetlerimin tamamını
vereyim sen de bu geceki yapmış olduğun ibadeti bana ver” dedi. Ve
ilave etti. “Ey Ebubekir sen bu gece ne yaptın ki Rabbimiz
Cebrail’i gönderdi ve benim sana şu soruyu sormamı istedi?”.
“Allah’ın senden razı ve memnun olduğunu, senin de ondan memnun olup
olmadığını soruyor”. Hz. Ebubekir bunu duyunca kendinden geçti.
Biraz sonra ağlayarak uyandı. Ve “ben kimim de Allah’dan memnun
olmayacağım” dedi. Şükür secdesine kapandı. Biraz sonra
Peygamberimiz: “Ya Ebabekir nasıl bir ibadet ettin ki, bu müjdeyi
aldın” Ebubekir : “Ya Rasülellah ben bu gece fazla bir ibadet
etmedim yalnız şu duâyı yapmıştım”:
“Rabbim, yarın mahşerde hesaplar tamamlandığında beni cehennemine
koy, bedenimi o kadar büyüt ki benden başka kimseye cehennem de yer
kalmasın. Çünkü senin Habibin ümmetlerine çok düşkün, eğer onlardan
biri cehenneme gidecek olursa Habibin çok üzülür. Ben de senin
Habibini çok seviyorum. Habibinin üzülmesine asla dayanamam, Ya
Rabbi”.
“Ya
Ebabekir Rabbim senin duânı kabul etti”, buyurdu.
☼☼☼
Okuyan:
Elif KÜÇÜKBAŞ
Fatma Nur KARA
UKKAŞE
Allah’ın Rasulü yorgun,
Allah’ın Rasulü hasta ama arkadaşlarını, ashabı görmek istiyor ve
buyuruyor. “Söyleyin Bilal’a ezan okusun herkes mescide toplansın”
Bilal ezan okuyor herkes mescide koşuyor. Sahabe de Allah Rasulünü
çoktan beri görememiş, Allah Rasulünü özlemişler. Bütün mescit hınca
hınç dolmuş artık Allah’ın Resulünün gelmesini bekliyorlar. Az
sonra haneyi saadetin kapısı açılıyor. Hz. Ali, Allah Resulünün
koltuğuna girmiş bir vaziyette mescide giriyorlar. Peygamberimiz
minbere çıkıyor.
“Ashabım” diye söze başlıyor. “Sizi özledim göresim geldi. Belki
bundan başka görüşemeyiz”. Ashap üzgün, ashap ağlıyor. Peygamberimiz
devam ediyor. “Ashabım kimin bende hakkı varsa onu bugün burada
alsın. Ben Allah’ın huzuruna borçlu gitmek istemiyorum”. Ashap
suskun, büyük bir sessizlik ve hepsi birden anamız babamız sana feda
olsun ya Rasulellah ve yine sessizlik… Fakat sessizliğin içinden
çıkan bir ses: “Ya Rasulellah, kısas istiyorum”. Bütün sahabenin ve
Allah Rasulünün gözü sesin geldiği tarafa bakıyor. Ukkaşe! Herkes
hayret içinde Allah Rasulü: “Söyle, Ukkaşe” diyor. Ukkaşe: “Ya
Rasulellah, savaştan dönüyorduk. Sırtıma kamçı ile vurdun. Kısas
istiyorum!” Sahabiler, sanki uykudan uyanır gibi, ne olduğunu
kavramaya çalışıyorlar. Hz.Ömer ayağa fırlamış Hz.Ebubekirin iki
gözü iki çeşme sanki yalvarır gibi ve bütün Sahabiler: “Ya Ukkaşe,
ne diyorsun? Allah Rasulü hasta, yorgun. Ne kısası?!” Peygamberimiz,
ashabını sakinleştiriyor. Hz.Bilal’a: “Ya Bilal, kırbaç kızım
Fatıma’da. Git, kırbacı al, gel”. Bilal, Hz. Fatıma’nın kapısını
çalıyor. Fatıma: “Buyur ya Bilal”. Bilal: “Allah’ın Rasulü kırbacı
istiyor.” Fatıma: “Ya Bilal, kırbacı babam bu hasta halinde ne
yapacak?” Bilal: “Ya Fatıma, Ukkaşe babandan kısas istiyor.
Hz.Fatıma, duyduğuna inanamıyor. Ağlamaya başlıyor: “Ya Bilal,
babam hasta. Ne olur, Ukkaşe’ye söyleyin, torunlar da asıldan
sayılır. Kısası Hasan veya Hüseyin’de gerçekleştirsin.
Hz.Bilal, kırbacı alarak Allah Rasulüne veriyor. Peygamberimiz
minberden iniyor: “ya Ukkaşe, kırbacı al, kısası yap.” Ukkaşe: “Ya
Rasulallah, siz bana vurduğunuzda sırtımda elbise yoktu.”
Hz.Ebubekir, Hz.Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali, Hz.Hasan, Hüseyin ve bütün
sahabiler yalvarırcasına ne diyorsun, ne olur vazgeç. Bize bin defa
kısas yap. Peygamberimiz “susun oturun” diyor. Herkes ağlıyor.
Peygamberimiz gömleğini çıkararak: “Kısasını yap, ya Ukkaşe.” diyor.
İşte bu zamanda olan oluyor. Ukkaşe elindeki kırbacı yere atarak
Peygamberimizin iki küreği arasındaki peygamberlik mührünü öpüyor:
“Ya Rasülellah, ne haddime sana kısas yapmak. Anam babam sana feda
olsun. Hiç ben sana kırbaç vurabilir miyim? Özür dilerim, ben seni o
kadar çok seviyorum ki öbür dünyada senden ayrılırım korkusu ile
kendimi emniyete almak için böyle bir şey yaptım.”
Peygamberimiz: “Cennette benim arkadaşımı görmek isteyen Ukkaşe’ye
baksın.”
®®®
Okuyan:
Fatma Nur KARA
18. İlahi. (Medine – Koro)
MEDİNE
Medine’ye doğru bir kervan gider
Bu
kervan aklımı başımdan eder
Gönlümün hasreti Ravza’da biter
Nakarat.
Medine, Medine gözümde
tütersin
Aklımda, fikrimde Sen
varsın Sen varsın
Medine, Medine gözümde
tütersin
Muhammed’in aşkı gönlümde yanar
Adını
andıkça yüreğim kanar
Bu
gönül yıllardır Rasulü arar
Nakarat.
Yeşil
kubbe orda, Ravza ordadır
Aklım
Medine’de gönlüm dardadır
Rasulü
sevmişim aklım ondadır
Nakarat.
Bu yüce
dağları sizde aşarım
Değmeyin, doluyum şimdi taşarım
Onun
hasretiyle nasıl yaşarım
Nakarat.
19. Şiir. (Kırk Yaşındasın. - Şeyma KURT)
KIRK YAŞINDASIN
Rahmetini umarak, Günahkar bir dille,
Allah
Azze ve Celle
Ya
Rasulallah
Alemlere rahmet hayatın geçiyor kalbimizden
Kalbimizden seyrediyoruz seni
İşte
Bir
yaşındasın, Beni Sa’d yurdundasın
Sana
süt anne olmadı kadınlar
Bu
yüzden dargın bulutlar
Bir
damla yağmur indirmiyor
Kıtlık
hüküm sürüyor Beni Sa’d yurdunda
Minicik
bir bulut var gökyüzünde
Sana
aşık
Ayrılmıyor başucundan
Ve
insanlar yağmur duasında...
Hz.
Halime kucağına alıyor seni
Yüzünde
bir gölgelik, seni güneşten korumak için
Oysa
minicik bulut gök gökyüzünde
Sana
meftun, sana kilitli...
Ve dua
eden rahibin kucağındasın
Dünyalar güzeli gözlerine bakıyor rahip
Kıtlığı
da unutuyor, yağmuru da, duayı da
Ama sen
unutmuyorsun
Uğruna
canlarımız feda o gözlerinle
Gökyüzüne bakıyorsun
O
minicik bulut ilişiyor bakışlarına
Büyüyor... Büyüyor...
Sonra
nazlı nazlı yağmur damlaları iniyor buluttan
Fakat
çoğusu bilmiyor yağmurun geliş sebebini
Çoğusu
bilmiyor seni
Altı
yaşındasın
Medine
–i Münevvere yolundasın
Yanında
aziz annen ve Ümmü Eymen
Yetimliğini hissediyorsun baba kabristanında
Sonra
yolda, Ebva’da öksüzlük karşılıyor seni
Mekke’ye annesiz giriyorsun
Abdul-Muttalip
bir başka seviyor seni
Ebu
Talip bir başka seviyor..
Ya
Rasullallah, Mekke çocukları annelerine seslenirler miydi senin
yanında?
Onlar
“anne” deyince sen yere mi bakardın?
Mekke
rüzgarları kaç gece gözyaşlarını taşıdı Ebva’ya?
Kaç
gece “anne” diye hıçkırdın?
Efendim!
Senin
yerine de anne, dedik annemize
Senin
yerine de baba, dedik.
Yirmi
beş yaşındasın
Ve
bambaşkasın
Kimse
sana denk değil
Şefkat
yayıyor kokun
Güven
veriyor sesin
Sen
Muhammedül Eminsin
Otuz üç
yaşındasın
Dalga
dalga rahmet var
Otuz
beş yaşındasın
Hadi
gel bekletme yar
İniltiler çalıyor kapısını göklerin
Hadi
gel bekletme yar
Sinesi
çatlayacak rasul bekleyenlerin
Hadi
gel ey yar Nur dağına davet var.
İşte
kırk yaşındasın
Hira
Nur dağındasın, Cibril iniyor göklerden
Ve
nokta nokta her yerden salat selam yükseliyor
Sen
kainatın yüreğinde hasretle kopan adsın
Karanlık gecelerimize sabahsın
Sen!
Nebiyullahsın, Sen! Habibullahsın
Sen!
Rasulullahsın.
Niye
incittiler ki Seni sultanım
Niye
işkence yaptılar ki Sana
Ebu
Talip öldü diye mi bu pervasızca saldırılar?
Himayesiz kaldın diye mi?
Kabe’deki ağlayışın geliyor gözümüzün önüne
“Amca!
Yokluğunu ne çabuk hissettirdin” deyişin
Haremde
namaz kılışın geliyor aklımıza
Başına
pislikler saçılıyor
Başlar
feda! O mübarek başına
Nasipsizler sana bakıp nasıl da gülüyorlar
Biri
koşuyor Mekke sokaklarından sana doğru
Biri
koşuyor ama sanki yere inmiş arşı ala
“Bu
koşan kimdir?”diye bir soru dolaşıyor boşlukta
“Bu
koşan kim?”
ve
cevap veriyor biri
Muhammed’in kızı Fatıma-tüz Zehra
Velilerin anası
Yüzünü
gözünü siliyor biricik kızın
Sana
yeryüzünde en çok benzeyen
Gülmesi
sen, ağlaması sen
Ağlama
kızım, diyişin geliyor aklımıza
Niye
çıkardılar ki yurdundan seni?
Himayesiz kaldın diye mi?
Onlar
bilmiyorlar mıydı seni himaye edeni?
Seni
alemlere rahmet kılanı
Onlar
“deli” diyordu sana
Sen
susuyordun
“Mecnun” diyorlardı, “şair” diyorlardı
Sen
susuyordun
“Seni
bizim elimizden kim kurtaracak” diyorlardı
Sen.....Sen...
“Allah”
diyordun
Allah
Azze ve Celle
Semayı
haşyet kaplıyordu
Sen
“Allah” diyordun
Arşı
a’la titriyordu
Bedir’de “Allah” diyordun
Üç bin
melek iniyordu alaca atlarda
Yüz
yirmi beş bin Sahabi
“Anam
babam sana feda olsun” diyordu
Ya
Rasulallah
Medine’yi münevvere Sokaklarında yürüyordu
Neccar
Oğullarının Küçük kızları Seni görünce
Sevinçten ne yapacaklarını bilememişlerdi
“Beni
seviyor musunuz?”diye sormuştun onlara
“Seni
çok seviyoruz Ya Habiballah” demişlerdi
Sen de”
Allah biliyor ki Ben de sizi çok seviyorum” demiştin.
Bugün
yaşayan gençler var
Neccar
Oğullarının kızları değil belki
Ama
Seni Onlar da çok seviyor
Gözyaşlarından belli ki Seni canlarından çok seviyorlar
Senden
başka kimseleri yok
Allah
biliyor ki Sen Onları da çok seviyorsun.
Altmış
üç yaşındasın
Refiki
a’lâ duasındasın
Senin
için siyah yünden çizgili bir cübbe dokunmuştu.
Kenarları beyazdı
Onu
giyerek Ashabının yanına çıkmıştın.
Ve
mübarek ellerini dizlerine vurarak
“Görüyor musunuz ne kadar güzel” demiştin.
Meclisinde bulunan biri Sana seslenmişti
“Anam
babam Sana feda olsun Ya Rasulallah onu bana ver”
Niye
istemişti ki? Senden, Sevdiğini bile bile
İstendiğinde katiyen hayır demediğini bile bile
Peki
dedin o zata
Ve Sen
yine yamalı eski cübbeni giydin
Dostuna
kavuşmana bir hafta kalmıştı.
Aynı
cübbeden yine diktiler
Ama
giyinmek nasip olmadı.
Haberler uçurmuştun,Ebu Hureyre’nin diliyle
Benden
sonra öyle kimseler geleceki,
Keşke
Peygamberi görseydik de,
Ne
malımız, ne de evladımız olsaydı diyecekler,
Ve Hz.
Enes’le paylaşmıştın özlemini
“Beni
görmedikleri halde,
Bana
iman eden kardeşlerimi
Görmeyi
çok isterdim.”
Sultanım!
Ey
Medine’min belinde
“Ümmeti, Ümmeti” diye hüznü giyen sevgili
Ey!
Mekke mihrabında, alemler hesabına
“Allah!” diyen sevgili
Bize
lütfu ilahi bahşedilen kapına
Diz
çöktük, bey’at ettik
Rabbinden bize ne getirdiysen amenna
Duyduk,
itaat ettik
Ya
Rasulallah
Sen
hala kırk yaşındasın
Ve
hala,ümmetinin başındasın.
***SON***
Okuyan:
Şeyma KURT
20. İlahi. (Karanlıklar Ortasında. – Koro.)
KARANLIKLAR
ORTASINDA
Karanlıklar ortasından doğan bir güneş x2
Ötelerden kalan özlem
Özümüzün daveti sen
Sen
varlığın aşk tutkalı
Tutkun
sana alem
Nakarat x2
Ya Habiballah, Ya
Nebiyallah,
Ya Veliyallah,Ya
Rasulallah
21. Veda Haccı. (Şule GEZER)
VEDA HACCI
Hicretin onuncu yılında Veda Haccı olmuştur. Şöyle ki: Zilhicce
ayına on gün vardı. Hz. Peygamber Efendimiz, hac farizasını yerine
getirmek için, ashaptan kırk bin kişi ile Mekke’ye yollandı. Arefe,
Cuma gününe rastlamıştı. Peygamber Efendimiz, yüz binden çok
Müslüman'la birlikte Hacc-ı ekber yaptı. O gün çok etkili bir hutbe
okudu, ümmetine öğüt verdi.
“Ey
insanlar! Dinleyin, anlayınız ve biliniz ki, Müslümanlar hep
birbirinin kardeşidir. Bir kimseye kardeşinin malı, helâl olmaz;
ancak gönül razısı ile olabilir. Sakın nefislerinize zulmetmeyiniz.
Ey insanlar;kadınlarınızın üstünde sizin hakkınız, fakat sizin
üzerinizde de onların hakkı vardır. Onlar, sizin hakkınızı
gözetmelidirler. Sizde onlara güzel davranmalısınız. Ey insanlar!
Ben size gerekli olan din hükümlerini tebliğ ettim ve size bir şey
bıraktım ki, ona sarıldıkça hiçbir zaman sapıklığa düşmezsiniz. O
da, Allah’ın kitabı ile peygamberin sünnetidir.”
Daha
birçok yüksek öğütlerden sonra:
“Ey
insanlar! Kıyamet gününde, “Muhammet size risaletini tebliğ etti mi?
Diye sorulur. O vakit siz ne cevap verirsiniz?” diye sordu. Onlarda:
“Evet tebliğ etti, diye şahitlik ederiz.” dediler.
Bunun
üzerine Hazret-i peygamber, üç kez: “Şahit ol, Allah’ım..” dedi.
O gün
akşam üstü:
“Bugün
size dininizi tamamladım,” ayet-i kerimesi nazil oldu.
Bu
ayet-i kerime, İslâm dininin en mükemmel ve en son din olduğunu
gösteriyor. Bu din ile Müslümanlara en büyük nimetler verildiği
ve İslâm’dan başka hiçbir dinin geçerli olmadığı adı geçen ayet-i
kerimenin devamından açıkça anlaşılıyor.
Her
Müslüman, kavuştuğu bu büyük nimet ve mutluluğu bilir, takdir eder,
buna aykırı hiçbir söz ve hareket aklına gelmez.
Bu
ayet-i kerime, Hz. Peygamberin âhiret alemine göçeceklerine işaret
ediyordu. Çünkü artık Peygamberin kutsal görevi tamamen yerine
getirilmiş, insanlar kısım kısım İslâm dinine girmiş ve girmeye
devam ediyordu. Artık Hz. Peygamberin Yüce Allah’ın sonsuz rahmetine
kavuşması zamanı gelmişti.
Hazret-i peygamber “Mina” denilen kasabaya inince bir hutbe daha
okudu. İnsanlara şöyle hitap etti:
“Ey
insanlar! Her birinizin canı ve malı diğerine haramdır. Kıyamet
gününde Rabbinizin huzuruna çıkacaksınız. O da, size
yaptıklarınızdan soracak ve yaptıklarınızın karşılığını verecektir.
Sakın benden sonra, gayrimüslimler gibi, ayrılığa düşerek
birbirinizin boynunu vurmayın. Ey topluluk! Hac işlerini ve yapılma
şeklini benden öğreniniz. Bilmem ama, belki bundan sonra benimle
bir daha burada buluşamazsınız.”
Bu
hac, Peygamber Efendimizin son haccı olmuştu. Bu hac görevini
Mekke’de on gün içinde tamamladı. Oradaki müminlerle vedalaşarak
Medine’ye döndü. Bundan dolayı bu hacca “Haccetü’l-Veda (Veda
haccı)” denmiştir.
Okuyan: Şule GEZER
22. İlahi. (Sevdim Seni. – Koro.)
SEVDİM SENİ
Sevdim
seni (ben) mabuduma
Canan
diye sevdim
Bir ben
değil alem sana
Hayran
diye sevdim
Evladu
iyalden geçerek
Ben
Ravza’na geldim
Ahlakıma methetmeden
Kur’an
diye sevdim
Kurbanın olam Şah-ı Rasul
Kovma
kapından
Didarına müştak olacak
Yezdan
diye sevdim
Mahşerde nebiler bile
Senden
medet ister
Gül
yüzlü melekler sana
Hayran
diye sevdim
23. Bakara Suresi. 1.& 5.Ayetler. (Şeyma KURT)
24. Dua. (Sümeyye ERYURT.)
MEVLİT KANDİLİ DUASI
Elhamdü
lillahi rabbil alemin. Vessalatü vesselamü ala Rasülina Muhammedin
ve ala âlihi ve eshabihi ecmain.
Va’fü
annâ ya Kerim, va’fü annâ ya Rahîm. Vağfirlenâ Zünûbena ve ente
ekramül ekramîne veya erhamürrahimîn.
İlahi
yarabbi: Programını sunduğumuz Gecemizden hâsıl olan sevabı:
Evvelen
bizzat, hulâsâi mevcudat, efdalü mahlükat, İki Cihan Serveri, Hz.
Peygamberimizin(SAV) pak ruhlarının makamına hediye eyledik sen
kabul eyle ya Rabbi.
Ondan
hasıl olan sevabı, ilk Peygamber Adem (a.s.) ile son Peygamber
Hz.Muhammed a.s’a ve bu ikisinin arasında bulunan bütün
peygamberlerin ruhlarının makamlarına hediye eyledik sen kabul eyle
ya Rab.
Ondan
hasıl olan sevabı: Peygamberimizin ehli beytinin, ashabının, ve
ondan sonra gelenlerin, şehitlerin gazilerin sıddîklerin,
hocalarımızın, Allah dostlarının da ruhlarının makamlarına hediye
eyledik sen kabul eyle ya Rabbi.
Ondan
hasıl olan sevabı bu programın hazırlanmasına emeği geçenlerin de
geçmişlerinin ruhlarının makamlarına hediye eyledik sen kabul eyle
ya Rabbi.
Ondan
hâsıl olan sevabı uzaktan yakından gelip bu programa iştirak eden
siz saygı değer misafirlerimizin de geçmişlerinin ruhlarının
makamlarına hediye eyledik sen kabul eyle ya Rabbi.
Ondan
hâsıl olan sevabı gelmiş geçmiş bütün din kardeşlerimizin de
ruhlarının makamlarına hediye eyledik sen kabul eyle ya Rabbi.
Tâhâ ve
Yâsin ve selâmün alel mürselin. Ve’lhamdü lillahi rabbil âlemin.