SEYİRCİLERİN YERLERİNİ ALMASI
08 Haziran 2006 Perşembe günü henüz faaliyete geçmemiş okulumuz
pansiyonunun yemekhanesinde Yıl Sonu Müsameremiz gerçekleştirildi.
Program öncesinde konuklarımız yerlerini alıyorlar.
02-
GİRİŞ
Sunucularımız Mevlüt KÖKSAL ile Büşra DURA programı başlatıyorlar.
03-
SAYGI DURUŞU-İSTİKLÂL MARŞI
Saygı duruşu ve bilgisayardan ezgisi sunularak İstiklâl Marşımız
okunuyor.
04-
AÇILIŞ KONUŞMASI
Okul Müdürümüz Sayın Ahmet AKÇE programı Açış Konuşması yapıyor.
05-
KISA OYUN
(Sınıfta Sözlü Sınav ve Öğrencilerin Aptal-Saptal Cevapları)
06-
ŞİİR
Şiir: Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine
Şair: Sezai KARAKOÇ
Okuyan: 9/A Sınıfından M. ÖZKÖK
Taşova İmam Hatip
Lisesi 2005-2006 Yılı Yıl Sonu Müsameresi Şiir M. ÖZKÖK
Şiir: Sürgün Ülkeden Başkentler Başkentine Şair: Sezai KARAKOÇ
Sürgün
Ülkeden Başkentler Başkentine
II
Gelin gülle başlayalım atalara uyarak
Baharı koklayarak girelim kelimeler ülkesine
Bir anda yükselen bir bülbül sesi
-Erken erken karlar ortasında
Güneş dönmüş ışık saçan bir yumurta-
Bana geri getirir eski günleri
...Paslanmış demir bir kapı açılır
Küf tutmuş kilitler gıcırdarken
Ta karanlıklar içinde birden
Bir türkü gibi yükselirsin sen
Fısıldarım sana yıllarca içimde biriken
Söyleyemediğim ateşten kelimeleri
Şuuraltım patlamış bir bomba gibi
Saçar ortalığa zamanın
Ağaran saçın toz toprağını
Bana ne Paris'ten
Newyork'tan Londra'dan
Moskova'dan Pekin'den
Senin yanında
Bütün türedi uygarlıklar umurumda mı
Sen bir uygarlık oldun bir ömür boyu
Geceme gündüzüme
Gözlerin
Lale Devrinden bir pencere
Ellerin
Baki'den Nefi'den Şeyh Galib'den
Kucağıma dökülen
Altın leylak
III
Ölüler gelmiş çitlembikler sarmaşıklarla
Tırmanmışlar surlarıma burçlarıma
Kimi ırmaklardan yansıma
Kimi kayalardan kırpılma
Kimi öteki dünyadan bir çarpılma
İçi ölümle dolu
Dönen bir huni
Doğarken güneş
Kesilmiş ölü yüzlerden
Bir mozayik minyatürlerden
Dokunur tenimize
Soğuk bir azrail ürpertisiyle ay
Ve birden senin sesin gelir dört yandan
Menekşe kokulu sütunlardan
Komşu dağlardaki nergislerden leylaklardan
Gözlerine ait belgeler sunulur
Ey aşkın kutlu kitabı
Uçarı hayallere yataklık eden
Peri bacalarının yasağı
Gönlümün celladı acı mezmur
Bana bıraktığın yazıt bu mudur
Ölüm geldi bana düğün armağanın gibi
Senden bir gök
Senden yıldızlar ördüler
Ateş böcekleri
O gece dört yanıma
Ey bitmeyen kalbimin samanyolu destanı
Sen bir anne gibi tuttun ufukları
Ve çocuklar gülle anne arasında
Seninle güller arasında
Tuhaf bir ışık bulup eridiler
Çocuklar dağ hücrelerinde erdiler
Aramızdaki sırra
Bir de ay ışığında büyüyen fısıltılar
Gençlik monologları
Seni alıp kaybolmuş zamanın çağıltısından
Bana getiren
Yasamız vardı
Öfkeyle yazardın sen bir yüzüne
Ölür ölür okurdum öbür yüzünde ben
IV
Senin kalbinden sürgün oldum ilkin
Bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği
Bütün törenlerin şölenlerin ayinlerin yortuların dışında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Uzatma dünya sürgünümü benim
Güneşi bahardan koparıp
Aşkın bu en onulmazından koparıp
Bir tuz bulutu gibi
Savuran yüreğime
Ah uzatma dünya sürgünümü benim
Nice yorulduğum ayakkabılarımdan değil
Ayaklarımdan belli
Lambalar eğri
Aynalar akrep meleği
Zaman çarpılmış atın son hayali
Ev miras değil mirasın hayaleti
Ey gönlümün doğurduğu
Büyüttüğü emzirdiği
Kuş tüyünden
Ve kuş sütünden
Geceler ve gündüzlerde
İnsanlığa anıt gibi yükselttiği
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Bütün şiirlerde söylediğim sensin
Suna dedimse sen Leyla dedimse sensin
Seni saklamak için görüntülerinden faydalandım Salome'nin
Belkıs'ın
Boşunaydı saklamaya çalışmam öylesine aşikarsın bellisin
Kuşlar uçar senin gönlünü taklit için
Ellerinden devşirir bahar çiçeklerini
Deniz gözlerinden alır sonsuzluğun haberini
Ey gönüllerin en yumuşağı en derini
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Yıllar geçti saban olumsuz iz bıraktı toprakta
Yıldızlara uzanıp hep seni sordum gece yarılarında
Çatı katlarında bodrum katlarında
Gölgendi gecemi aydınlatan eşsiz lamba
Hep Kanlıca'da Emirgan'da
Kandilli'nin kurşuni şafaklarında
Seninle söyleşip durdum bir ömrün baharında yazında
Şimdi onun birdenbire gelen sonbaharında
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Ey çağdaş Kudüs (Meryem)
Ey sırrını gönlünde taşıyan Mısır (Züleyha)
Ey ipeklere yumuşaklık bağışlayan merhametin kalbi
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Dağların yıkılışını gördüm bir Venüs bardağında
Köle gibi satıldım pazarlar pazarında
Güneşin sarardığını gördüm Konstantin duvarında
Senin hayallerinle yandım düşlerin civarında
Gölgendi yansıyıp duran bengisu pınarında
Ölüm düşüncesinin beni sardığı şu anda
Verilmemiş hesapların korkusuyla
Sana geldim ayaklarına kapanmaya geldim
Af dilemeye geldim affa layık olmasam da
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Uzatma dünya sürgünümü benim
Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili
Sezai
Karakoç
07-
KISA OYUN (Ayı Davası)
Taşova İmam Hatip Lisesi 2006 Müsamere Ayı Davası
Taşova İmam Hatip Lisesi ve Anadolu İHL 2005-2006 Yılı, Yıl Sonu
Müsameresi -Ayı Davası-Oyun
ŞİİR
Şiir: Kahır Kurşunları
Şair: Mustafa Nihat MALKOÇ
Okuyan: 9/B Sınıfından Selim İBAK
Taşova İmam Hatip Lisesi 2006 Müsamere Selim İbak Şiir
Taşova İmam Hatip Lisesi ve Anadolu İHL 2005-2006 Yılı, Yıl Sonu
Müsameresi -Selim İBAK Şiir
Not: Unutulma, heyecanlanma gibi nedenlerle şiirin
aslından farklı şekillerde okunabilir. Özür dileriz.
Kahır Kurşunları
Kays’tım,Mecnûn eyledi yüreğimin
sahibi
Hiç tanımazmış gibi uzaktan bakıp gitti.
Göz kırpmadan bağladı darağacına ipi
Büyüttüğü sevdanın pimini çekip gitti
Mevsimlerden sonbahar,vakit bir akşamüstü
Karanlıklara inat şafağı söküp gitti
Mâziye sünger çekip hatıralara küstü
Beyaz gül bahçesine kaktüsler dikip gitti
Bilinmeze yol alıp açılırken her gemi
Gönül limanlarını nefretle yıkıp gitti
Büyüyüp korlaşırken yüreğimin matemi
Bana dudaklarını,gülerek,büküp gitti
İlhama pusu kurdu,yarım kaldı şarkımız
Sözümü boğazıma bir güzel tıkıp gitti
Kanatları kırılmış kuşlardan yok farkımız
Evvelki duyguları başıma kakıp gitti
>>> ======>>>
Rüya gibi,gözümden gitmez o gül endamı
Nazlı bir ceylan gibi önümden sekip gitti
Değişmezdim Ferhat’la büyüttüğüm sevdamı
Mâziyi hatırlayıp gözyaşı döküp gitti
ŞİİR
Şiir: Bu Bayram da Gelemedim Anne
Şair: Şebnem KISAPARMAK
Okuyan: 10/B Sınıfından Nurgül YILDIRIM
Taşova İmam Hatip Lisesi 2006 Müsamere Nurgül YILDIRIM Şiir Taşova İmam Hatip
Lisesi ve Anadolu İHL 2005-2006 Yılı, Yıl Sonu Müsameresi -Nurgül
YILDIRIM Şiir
Not: Unutulma, heyecanlanma gibi nedenlerle şiirin
aslından farklı şekillerde okunabilir. Özür dileriz.
BU BAYRAM DA GELEMEDİM ANNE
Yine yağmurlu bir bayram sabahı
Bulutlar sana mı ağlıyor Anne
Neden gündüzlerim böyle karanlık
İçime hüzünler yağıyor Anne
Kaç bayram geçti öpemedim elini
Sevdiğin çiçekleri getiremedim
Kurudu menekşelerin, büyütemedim Anne
Büyütemedim hasretinden gayri hiç bir sancıyı
Acıyı dindiremedim Anne, ateşi söndüremedim
Bu bayramda gelemedim...
Bu bayram da gelemedim, öpemedim elini
Oysa ellerin her şeyimdi, ekmeğimdi ellerin
Bilsen nasıl özledim hüzün rengi gözlerini
Seni özledim Anne, sesinin nefesini
Sabahları reçel sürmeni ekmeğime, çayımı demlemeni
“Üşüdünmü, hasta mısın” demeni özledim Anne
Pencerede beklemeni
Coşku dolu bir bayram sabahı gülerek kapıyı açmanı
Sarıp sarmalamanı özledim Anne
Kızmaların ardından bağışlayan yanlarını
Affetmeni özledim Anne
Affet beni, bu bayramda gelemedim…
Yine yağmurlu bir bayram sabahı
Simdi senden çok uzaktayım
Gözyaşlarım söndürmüyor hasreti
Yanmaktayım Anne kanamaktayım
Dört yanım karanlık, dört yanım duvar
Sonradan kormuş ayrılık, yeni anlamaktayım
Bu bayramda gelemedim Anne, çok uzaktayım…
Bu bayramda gelemedim, öpemedim elini
Yüzüne yüz süremedim
Ciğerler dolusu kokunu çekemedim içime
Sensizlik türküsü dolandı dilime
Söyleyemedim Anne söyleyemedim
Anam, Anam, Anam diyemedim
Ah Anne ah, öyle özledimdi
Sızlar burnumun direği bilemezsin
Bilemezsin Anne göremezsin
Anasızlık en büyük yalnızlıkmış
Soğuk duvarlar ardında ağlamalarımsın
Dert ortağımsın yanımda olamasan da
Bitmeyen bir hasret, dinmeyen bir sizisin içimde
Bilsen nasıl özledim…
Hasta yatağımda sıcak çorbanı özledim Anne
Başucumda ilaç olmanı
Ateşime bakmanı özledim
Battaniyelere sarmanı
Her şey bir tarafa dualarını özledim dualarını
Sen Anasın Anne ağlarsın, beni anlarsın
Hakkini helal et
Bu bayramda gelemedim…
(Şebnem KISAPARMAK)
13-
KISA OYUN (Ağa ile Köylü)
Taşova İmam Hatip Lisesi 2006 Müsamere Ağa ile Köylü
Taşova İmam Hatip Lisesi ve Anadolu İHL 2005-2006 Yılı, Yıl Sonu
Müsameresi -Ağa ile Köylü-Oyun
14-
ŞİİR
Şiir: Herşey Sende Gizli
Şair: Can YÜCEL
Okuyan: 10/B Sınıfından Esra KARTAL
Taşova İmam Hatip Lisesi 2006 Müsamere Esra KARTAL Şiir Taşova İmam Hatip
Lisesi ve Anadolu İHL 2005-2006 Yılı, Yıl Sonu Müsameresi - Esra
KARTAL Şiir
Not: Unutulma, heyecanlanma gibi nedenlerle şiirin
aslından farklı şekillerde okunabilir. Özür dileriz.
ŞİİR
Şiir: Almanya Mektubu
Şair: Bedirhan GÖKÇE
Okuyan: 10/A Sınıfından Durmuş TUNA
Taşova İmam Hatip Lisesi 2006 Müsamere Durmuş TUNA Şiir
Taşova İmam Hatip Lisesi ve Anadolu İHL 2005-2006 Yılı, Yıl Sonu
Müsameresi - Durmuş TUNA Şiir
Not: Unutulma, heyecanlanma gibi nedenlerle şiirin
aslından farklı şekillerde okunabilir. Özür dileriz.
ALAMANYA MEKTUBU
Mektubun yenice geçti elime,
Selamını duymak yeteyo gardaş,
Dağ başı bi çaruk esküttüğümüz,
Boz dağlar gözümde tüteyo gardaş.
Gardaş, Hambırgın yolları asfalt,
Adamların kafaları sıfır nımara tıraşlı,
Afyon içiciler, itle, manyakla,
Turken raus, Turken raus diye bağırıyorlar.
Heh...Ulen noldu da değişti devran.
Çok deel,
Yirmibeş otuç yıl önce bizi bandoynan karşıladılar,
Bunca yıl gavurun pisliğiynen uğraş,
Sonra sana düşman gibi baksınlar,
Ataş verip, düneğini yaksınlar,
Adamanın ağarına gidiyor gardaş.
Gardaş, vaktı geçmiş Alamanyanın,
İrecebe söle, havas itmesin,
İneğini, danasını neyin satmasın,
Gavurun parası kıymetli emme,
İliğini sömürüyo adamın.
Kel Musanın Abdıllayı bildin mi?
Böyük kız gavura kaçtı diyolar,
Adı Hans mıymış neymiş,
Sarı bir oğlan.
Abdılla düştükçe düştü diyolar.
Hayat bu gavırın sürdüğü hayat.
Bizimkisi gün tüketmek neydecen.
Onlar gibi yaşamaya kaktın mı,
Kendinden öteye düşünmeyecen.
Bizim pavlikada bir alman var. Glaus,
Çok eyi gardaşım olsun.
Bazı iş çıkışı bize geleyyo,
Yemek sarımsaklıysa yemeyyo.
Yemekte sarımsak olmaz mı gardaş?
Bazı gıcık almanlar çıkeyyo,
Sırtını döneyyo, burun bükeyyo,
Diyo hör Türk, siz çok kötü kokeyyo,
Çöpçü... Gül kokacak değil ya gardaş...
Bu Almanlar çok acayip bir millet,
Yere tükürene bağırıyorla,
Heh... Yetmeyyo, polizay çağırıyo,
Adamın gülesi geleyyo...
Gardaş, bir mercedes aldım, kırmızı,
Gayri tufalete yayan gitme yok,
Çatlasın elleme mıhtarın kızı,
Eee...
Başı göğe erdi gedesalihle evlendi de haspam.
Er yerine gomazdı bizi,
Orda ne va, ne yok,
havalar nasıl
Ekinler, koyunlar, kuzular nasıl?
Sen nasılsın Muhammed, Fadime nasıl?
Selamı selama eklerim gardaş,
Tez elden bi cüvap beklerim gardaş...