Koca Seyit, 1889 yılının Eylül ayında Havran İlçesi Çamlık
(Manastır) köyünde dünyaya geldi. Babasının adı
Abdurrahman, annesininki Emine idi.
18 Mart 1915 sabahı İngiliz ve Fransız
gemilerinden müteşekkil düşman donanması
Çanakkale boğazına girdi. Burasını kolayca geçip
İstanbul’a gideceklerini düşünüyorlardı. Bu
suretle Osmanlı İmparatorluğu teslim
olacaktı. Öndeki zırhlılar, boğazın Anadolu ve
Rumeli
yakalarındaki Osmanlı tabyalarını seri
ateşli ve uzun menzilli ağır toplarıyla dövmeye
başladıkları sırada, düşman filosunun diğer
gemileri de
hücuma geçtiler. Saat 14.00’de
bombardıman müthiş bir hal aldı. Sahil
kasabaları ateş içinde kalmıştı. Osmanlı
tabyaları kısa menzilli
toplara sahip ve cephaneleri sınırlı olduğundan
düşmanın gemilerinin iyice yaklaşmalarını
bekledikten sonra mukabil ateşe başladı. Fakat
bu pek tesirli olmadığı gibi, düşman
bombardımanının sabit hedefler üzerine
yoğunlaşmasına da sebep oldu. Nereden bir ateş
açılsa gemiler hemen namlularını oraya çeviriyor
ve ölüm kusuyorlardı. İngilizlerin meşhur Queen
Elizabeth zırhlısı kendisine hedef olarak
Rumeli yakasındaki Mecidiye tabyasını seçmişti.
Bu yüzden düşmanın kudurmuş toplarına mukabele
etmek şöyle dursun, tabyada top başında kalmak
bile mümkün değildi. Takım kumandanı Fahri Bey,
“sığınağa gir” emrini vermişti ki, batarya
cephaneliğine bir mermi isabet etti. Topçu
erlerinden Mehmed oğlu Seyit, kendisine gelip de
gözlerini açtığın da, arkadaşı Niğdeli Ali’yi
başında bekler buldu. Ne olup bittiğini sorunca,
cephaneliğin infilak ettiğini, 14 şehit ve 24
yaralı verdiklerini, yaralıların sargı yerine
taşındıklarını ve tabyada yalnız ikisinin
kaldığını öğrendi. Bundan sonrasını Koca
Seyit’ten dinleyelim:“Deli gibi olmuştum. Ayağa
kalktım. Gözlerimi şehit arkadaşlarımın
üzerinden ayıramıyordum. Bazılarının bedeninden
kopmuş el ayak parçalarına baktıkça tüylerim
diken diken olup, hırsımdan zangır zangır
titremeğe başladım. Denize doğru bir baktım,
hınzır gavurlar ateş yağdıra yağdıra hâlâ
ilerliyorlardı. Toplara baktım, bizim top
meydanda. Öteki iki top toprağa gömülmüş. Bizim
topun mataforası (mermiyi kaldıran vinç) kopmuş
Sonra o topun yanındaki
gülleleri gördüm. Onlara bakarken o iri gülleler
bana ufacık ufacık birer oyuncak gibi gelmeğe
başladı. Ali’ye seslendim; “Ali, çabuk yetiş,
bana yardım et” dedim ve yürüdüm güllelere
doğru. Ali benim ne yapmak istediğimi anlamıştı.
“Ne yardımı Koca Seyit? Delirdin mi sen, kaç
okkadır onlar bilir misin? Tam 215 okka (275
kilo) İki kişinin harcı mı onları namluya
koymak?” dedi. Lâkin benim gözüm kızmıştı bir
kere. Belki de Allah, “Yüklen Seyit, gücün
kuvvetin bende” diyordu. Ali’ye; “Ali, bu
acılara dayanılır
mı? Bana çok dokundu bu ya... Hani benim
teğmenim, hani benim Mehmed çavuşum, hani benim
Konyalı Ömer’im, hani 36 arkadaşım, neredeler
onlar?” dedim ve Besmele çekip “Yâ Allah” deyip
bir karakcak ettim
güllenin birisini, amma havaya kaldırmışım. Ali
bunu görünce “Yaşa Koca Seyit” dedi ve koşa koşa
yanıma geldi. Namlunun içi ne mermiyi sürerken
yardım etti gayrı. İyice yerleştirdik gülleyi
namluya. Önde giden geminin birisine nişan
aldım. “Ali, dedim, sen öndeki gemiye iyi bak”
sonra da “Yâ Allah” deyip de bir ocakladım ona.
Ali hemen “Vurdun Koca Seyit” diye bağıra düştü.
Ben, “Sahi mi Ali, deme” deyip inanmaya inanmaya
gözlerini o tarafa kaydırdım. Geminin olduğu yer
de bir duman yayılıverdi. Biraz sonra duman
dağılınca bir de gördük ki, gemi yanlamış,
içinde bir telaş, bir tarafını su gömmeğe
başlamış bile.”Edremitli Koca Seyit, tek başına
ateşlediği top ile tek atışta tam isabet kaydede
rek, İngilizlerin Ocean zırhlısını sulara gömdü.
O günün akşamı düşman donanması ağır zayiat
vererek Boğaz’ı terk ettikten sonra Çanakkale
Müstahkem Mevki Kumandanı Cevad Paşa, gazileri
tebrik için tabyalara geldi. Koca Seyit’in
akıllara durgunluk veren başarısını duymuştu.
Mecidiye tabyasına gelince ilk önce bu kahramanı
görmek istedi. Yine Koca Seyit’in ağzından
dinleyelim:“Akşam geç vakit Cevad Paşa
geldi
yanımıza. Hem şehitler için gözyaşı döktü, em de
benim yanaklarımdan öptü. Bir de onbaşılık
nişanı getirmiş, onu da kendi elleriyle koluma
taktı ve “söyle oğlum, mükafat olarak başka ne
istersin?” dedi. Ben “Sağol Paşa baba,
mükafatımı verdiniz, başka bir şey istemem”
dedim. Cevad Paşa “Olmaz oğlum, senin hizmetin
çok büyük, iste daha bir şeyler” diye ısrar
edince bu defa ben “Çift tayın verirseniz memnun
olurum” dedim. Paşa “Ne demek oğlum, sana çift
değil, beş tayın bile
azdır. Hemen bu günden
itibaren verilsin” dedi. Birkaç gün çift tayın
yedim, fakat herkese tek tayın verilirken çift
tayın boğazımdan geçmedi, sonra kumandanlarıma
söyledim tek tayın verin diye, tekrar tek tayın
yemeye başladım.”Seyit Onbaşı, Çanakkale
Savaşından sonra Millî Mücadeleye de katıldı.
Büyük Taarruzun üçüncü günü 28 Ağustos 1922’de
yaralandı ve terhis oldu.
10 sene askerlikten sonra köyüne döndü ve
kahramanlara yakışır bir tevazu içinde sade bir
hayat sürdü. 1934 tarihinde yürürlüğe konan
soyadı yasasıyla "Çabuk" soyadını aldı. Kimseden
bir lütuf, bir iltifat ve bir yardım bekleme
den, meşe kömürü ve odun satarak geçimini temine
uğraştı. 1939 yılında, yaşadığı zor hayat
şartlarının neticesinde zatürreye yakalandı ve
bu hastalıktan kurtulamayarak 50 yaşında hayata
veda etti.