|
***
A N I *** |
|
HABİP
ÖĞRETMEN Öğretmenlik
görevimde 5 veya 6. yılımdı. İstanbul’a tayin
istemiş yeni okulumda göreve başlamıştım. Kimseyi
tanımadığım için etrafımdaki insanları
gözlemliyor onları tanımaya
çalışıyordum. İçlerinden biri çok dikkatimi
çekmişti. Bilgisiyle, efendiliğiyle,
kibarlığı ve insanlara karşı
davranışlarıyla farklıydı. Fazla konuşmaz ama
konuştuğu zamanda herkes susar pür dikkat onu dinlerdi. Sanki
konuşması mucizevî bir olaydı da kimse bunu
kaçırmak istemiyor. Sessizliği bile bir anlam
taşıyor, insana bir şeyler katıyordu. Bir mürşidin her haliyle
müritlerine feyz vermesi gibi… O hepimizin öğretmeniydi. O derdi ki; “Herhangi bir
işi, o işin eğitimini alan herkes yapabilir. Ancak
yaptığı işe sevgisini, aşkını ve de umudunu
katıyorsa o sanatçıdır. Bunu herkes yapamaz.
Sanatçının üstünlüğü bunu
yapabildiği kadardır… Böyle bir
sanatçının da eserine bakmaya gönül doymaz, paha
biçilemez. Bir esere baktığın zaman ruhuna dokunuyorsa
bil ki onu yapan ona sevgisini, aşkını, umudunu
katmıştır… Teknolojinin ürünü koca
gökdelenlere bir de Mimar Sinan’ın eserlerine bak…
Öğretmenlikte böyledir işte; bu işi herkes
yapabilir. Ancak bu işi yaparken sevgini, aşkını ve de
umudunu emeğinle harmanlarsan ortaya öyle eserler çıkar
ki, o eserlerin önünde herkes ayağa kalkar. Atatürk gibi,
Fatih Sultan Mehmet gibi, Mehmet Akif gibi, Mevlana, bizim Yunus gibi…” Onun öğrencileri de
farklıydı… Okuyan, araştıran, saygılı,
davranışlarıyla kendilerini hemen fark ettirirlerdi. Onun
mezun ettiği öğrenciler sınıflarının en
başarılı öğrencileriydi. Dışardan hukuk okuyordu.
Sonra bitirdi, hem öğretmenlik yapıyor hem de avukatlık
yapıyordu. Davalar sabahları görüldüğünden
artık hep öğlenci oluyordu. Ama ben onu okulda hiç
yorgun görmedim. Okulda daha bir canlı görürdüm onu.
Hâlbuki sabah yorulmuştur, okuldan sonrada yine hem davalara hem
de ertesi günün dersine hazırlanmıştır.
“Okulda öğrencilerimin arasında kendimi buluyorum,
burası benim yaşam kaynağım.” Derdi. Avukatlığı bile bir
başkaydı; boşanmak için gelen çiftlere önce
nasihat ta bulunur, bir daha düşünmeleri için
mümkün olduğunca onları oyalar, ikna edemezse de bir
bahane bulur davalarını üstlenmezdi. Bir gün;
“Avukatlık ve öğretmenliğin çok
zamanını aldığını, ailesine zaman
ayıramadığı için eşinin sitem
ettiğini” söylemişti. Emekliliği geldiği halde
öğretmenlik aşkı daha ağır basıyordu.
Ancak eşinin ve çocuklarının haklı
ısrarları karşısında pes etmiş ve onlara zaman
ayıramamanın verdiği sıkıntıdan dolayı
emekliliğe ayrılmıştı. Artık onu pek göremiyorduk.
Ara sıra karşılaşır ayaküstü sohbet
ederdik. Bazen de ziyaretine giderdim. Konuşmalarımızın
konusu belli bir süre sonra mutlaka okulu ve öğrencilerini ne
çok özlediğine gelirdi. “Çocukların
teneffüsteki cıvıl cıvıl seslerini
özlüyorum.” Derdi. Bir gün okula gidiyordum.
Baktım Habip Öğretmenim! Okulun bahçe
duvarının dışında bir köşede
teneffüsteki çocukları izliyor. Biraz yaklaşınca
hayatım boyunca unutamayacağım o manzara ile
karşılaştım. Habip öğretmenin gözlerinde
yaş, dudaklarında hafif bir tebessüm, sanki dokunaklı bir
melodi dinler gibi kendinden geçmiş…
Ahmet BAŞIBÜYÜK
Çamdibi
İ.Ö.O. Matematik Öğretmeni |