TÜRKÇE DERSİ TÜM KONULAR |
|
|
||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
I. NESİR (DÜZ YAZI) BİLGİSİCümleler hâlinde ortaya konan sözlerin belli kalıplar içinde sıkıştırılmadığı anlatım türleri olup bunlara kompozisyon türü de denir. Kompozisyon türleri yazılı ve sözlü olmak üzere ikiye ayrılır. A. YAZILI KOMPOZİSYON TÜRLERİ1. Romanİnsanların başlarından geçen veya geçmesi mümkün görülen olayların yer ve zaman belirterek bütün ayrıntılarıyla ele alınan uzun yazılara denir. Romanın öğeleri olay, kişi, çevre ve fikirdir. Bir romanda temel unsur "kişi"dir. 2. Hikâyeİnsanları duygulandırmak ve heyecanlandırmak için onların başlarından geçmiş veya geçebilecek olayları sanatlı bir dille ve kısa biçimde anlatan yazılara denir. Hikâyenin öğeleri olay, zaman ve çevre olmakla birlikte temel unsur "olay"dır. 3. MasalHalkın hayal gücünden doğan gerçek dışı ve olağanüstü olaylarla süslü hikâyelere denir. Hayal ürünü, gerçek dışı ve olağanüstü olayları anlatır. Zaman ve çevrenin belirsiz olduğu masallarda evrensel konular işlenir ve kahramanlar insanüstü nitelikler taşır. Eğiticilik esastır. 4. MakaleHerhangi bir konuda bilgi vermek, bir konuyu veya düşünceyi açıklamak ya da ispatlamak amacıyla yazılan fikir yazılarına denir. Makalede temel unsur "fikir"dir. Gazete veya dergilerde yayınlanır. 5. FıkraGünlük olayları özel bir görüş ve düşünceye bağlayarak yorumlayan ciddî veya nükteli fikir yazılarına denir. Gazete yazıları olan fıkralarda serbestçe seçilmiş güncel konular, sohbet havasında, ispatlamaya kalkmadan fakat bir sonuca ulaşılarak işlenir. 6. Sohbet (Söyleşi)Bir konunun fazla derinleştirilmeden, okuyucuyla konuşuyormuş gibi bir anlatımla yazarın kişisel duygu ve düşüncelerini dile getirdiği fikir yazılarıdır. Herkesi ilgilendiren güncel konuları, okuyucuyla konuşuyormuş gibi, sıcak ve samimi bir üslûpla işleyen gazete yazılarıdır. 7. DenemeHerhangi bir konu üzerinde, kesin yargılara varmadan, özel görüş ve düşüncelerin kanıtlamaya kalkmadan, serbestçe ortaya konulduğu fikir yazılarıdır. Bir birikime sahip olan yazar, düşüncelerini kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi yazar. Temel unsur "düşünce"dir. 8. Eleştiri (Tenkit)Herhangi bir sanat eseri veya sanatçı üzerinde olumlu veya olumsuz görüşlerin ortaya konulduğu, bunların değerleri hakkındaki düşüncelerin belirtildiği, kısacası bir yargıya varıldığı yazılara denir. Tarafsız olunmalıdır. 9. Gezi (Seyahat) YazısıGezilip görülen yerlerle ilgili bilgi, gözlem ve anıları yansıtan yazılara denir. Gezilen yerlerdeki insanların yaşamı, gelenek görenekleri, o yörenin tarihî, coğrafî ve ekonomik özellikleri anlatır. Gerçeklere dayanmalıdır. 10. Anı (Hatıra)Bir kimsenin kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olayları sanat değeri taşıyan bir üslûpla anlattığı yazılardır. 11. GünlükNe gün yazıldığını hatırlamak için tarih atılan, çoğu zaman her günün sonunda olup bitenin sıcağı sıcağına anlatıldığı, olaylarla ilgili yorumlar değerlendirmeler yapıldığı yazılardır. Yazılan defterlere "günlük" veya "günce" denir. Günlük günü gününe yaşarken, anı ise yaşadıktan sonra akılda kaldığıyla yazılır. 12. BiyografiBir kimsenin özellikle insanlığa çeşitli yararları dokunmuş ünlü kişilerin hayatlarını anlatan yazılara denir. Biyografilerde kişinin yaşadığı dönem, çevresi, hayat şartları, eserleri, düşünce yapısı, kişiliği ve yaptığı işler tarafsız ve gerçeklere dayanarak kronolojik bir sıraya (tarih sırası) göre işlenir. 13. MektupGenel anlamda mektup, birbirinden uzakta bulunan kişilerin duygu, düşünce, istek, dilek ve olayları duyurmada başvurdukları bir yazıdan oluşan haberleşme aracıdır. Herhangi bir düşüncenin, görüşün veya bir tezin savunulması halka duyurulması amacıyla gazete ve dergilerde yayınlanan edebî metkuplar da vardır. 14. TiyatroHayatta yaşanmış ve yaşanması mümkün olayları sahnede canlandırmak için yazılan eserlere denir. Diğer yazı türlerinden farkı somut olmasıdır. 15. Fablİnsan dışındaki bitki, hayvan gibi canlı varlıklara ve eşya gibi cansız varlıklara insan kişiliği vererek, onları konuşturarak başlarından geçen olayları bir ibret dersi verecek biçimde anlatan yazılara denir. B. SÖZLÜ KOMPOZİSYON TÜRLERİ1. KonferansBir konuya açıklık kazandırmak veya bir konuda bilgi vermek amacıyla bilim, sanat ve fikir adamlarınca salonlarda dinleyicilere karşı yapılan öğretici, hazırlıklı konuşmalara denir. 2. Açık oturumToplumun tümünü yakından ilgilendiren bir konunun, belirli bir sürede bir başkanın yönetiminde, yetkili kişilerce, sırayla, çeşitli yönlerden tartışılmasına ve incelenmesine denir. 3. Panel ve Forum Bir konunun karara varmaktan çok, çeşitli yönlerden aydınlatılması için, küçük bir topluluk önünde bir sohbet havası içinde tartışılmasına "panel" denir. Panel sonunda tartışma dinleyenlere de geçerse tartışma "forum" hâlini alır 4. Sempozyum Bir konu üzerinde değişik kişiler tarafından belirli bir sürede yapılan seri konuşmalara denir. 5. Nutuk (Söylev) Bir topluluğa heyecan vermek veya belirli bir düşünceyi aşılamak için yapılan konuşmalara denir. Diğer bir adı da "hitabet"tir. II. NAZIM (ŞİİR) BİLGİSİ Duygu, düşünce ve istekleri ölçülü, ahenkli bir biçimde iletmeyi amaçlayan anlatım yoludur. A. ŞİİRİN UNSURLARI 1. Vezin (Ölçü) Sözün birtakım bölümlere ayrılarak her bölümünün hece sayısında ya da hem sayı hem de hecelerin açıklık kapalılık, uzunluk kısalık yönünden denkliğidir. İki tür vezin (ölçü) vardır. Bir de ölçüsüz şiirler vardır. Bunlara serbest tarzdaki şiirler de diyoruz. Ölçü, sözün birtakım bölümlere ayrılarak her bölümünün hece sayısında ya da hem sayı hem de hecelerin açıklık kapalılık, uzunluk kısalık yönünden denkliğidir. İki tür vezin (ölçü) vardır. Bir de ölçüsüz şiirler vardır. Bunlara serbest tarzdaki şiirler de diyoruz. a. Hece ölçüsü : Dizelerdeki hece sayısının denkliğine dayanan ölçü türüdür. Parmak hesabı da denen bu ölçü, Türklerin ulusal ölçüsüdür. Bu ölçünün esası hece sayısındaki denklik olup bu sayısal denklik o dizenin kalıbını da verir. · Kalıp, şiirin bütün mısralarında kullanılan ortak ölçüdür. · Bu sayısal denkliğin söyleyişte tek düzeliğe yol açmaması için her kalıp iki ya da daha fazla bölümlere ayrılarak okunur. Bu bölümlere durak denir. Mert da ya nır, na mert ka çar 1 2 3 4 5 6 7 8 Mey dan güm bür güm bür le nir 1 2 3 4 5 6 7 8 Şah lar şa hı di van a çar 1 2 3 4 5 6 7 8 Di van güm bür güm bür le nir 1 2 3 4 5 6 7 8 Yukarıdaki dörtlüğü oluşturan her bir mısradaki heceler sayıldığında mısraların 8'er heceden oluştuğu görülmektedir. Bu mısralar okunurken her 4 heceden sonra bir nefes almak için durulur. Bu bölümlere de durak denir. Dörtlükteki duraklar bölüm (/) işareti ile gösterilmiştir. Durak, sözcükler bölünerek yapılmaz, sözcüklerden sonra yapılır. Yukarıdaki dörtlük 4 + 4 = 8 heceden oluşan bir hece kalıbıyla yazılmıştır. Altıncı heceden sonra durak yapılmıştır. Hece ölçüsünde bu kalıbın dışında 7'li, 8'li ... gibi başka kalıplar da kullanılır. b. Aruz ölçüsü : Hecelerin uzunluk ve kısalık değerlerine göre çeşitli ses kalıplarından oluşan bir tür şiir ölçüsüdür. Araplar bulmuştur. Bu konuyu lisede göreceğinizden burada ayrıntılara girmeyeceğiz. c. Serbest tarz : Aslında bu bir ölçü çeşidi değildir. Şiirlerde hece ölçüsünün dikkate alınmaması ile serbest tarz karşımıza çıkmaktadır. Düşün bir kere çiçek içindesin Bir kız alıp göğsüne takmış Düşün bir kere meyve vermişsin Çocuklar üstüne çıkmış Yukarıdaki dörtlüğün birinci dizesi 11, ikinci dizesi 9, üçüncü dizesi 10, dördüncü dizesi ise 8 heceden oluşmuştur. Dolayısıyla belli bir hece kalıbıyla yazılmamıştır. Aruz kalıbıyla da yazılmadığına göre bu dörtlük serbest yazılmıştır. Yani ölçüsü yoktur. 2. RedifŞiirlerdeki dizelerin sonunda bulunan, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, kelime veya kelime gruplarının tekrarına denir. Kafiyede ses birliği varken, redifte görev ve anlam birliği vardır. Evcilik oynardın telli duvaklı Ben uzaktan seyrederdim, meraklı Yıldızlardan inme bir gül yanaklı, Seni bekliyorum o gün bugündür. Bu dörtlükteki mısraların sonunda yer alan "duvaklı", kelimelerinde bulunan "-lı" sesi isimden isim yapma eki olduğundan yani görev ve anlamları aynı olduğundan rediftir. Bu kelimelerdeki "-ak" sesleri görev ve anlamları aynı olmayan fakat ses birliği bulunan unsurlar olduğu için kendi aralarında "kafiye" oluşturur. 3. Kafiye (Uyak)En az iki dize sonundaki kelime ve eklerde bulunan ses benzerliğidir. Kafiyeyi oluşturan unsurların yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri ise farklıdır. Ölüm akla gelmez insan sevince Sonunu düşünmez inceden ince Ne gündüzün gündüz ne gecen gece Seni bekliyorum, o gün bugündür Dörtlükte "sevince, ince ve gece" sözcüklerindeki "-ce" sesleri kafiyeyi oluşturmaktadır. B. KAFİYE TÜRLERİKafiyeyi oluşturan seslerin sayısına göre kafiye türleri dörde ayrılır: 1. Yarım KafiyeMısra sonlarındaki tek ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür. Çiçek açar dal verir Kimi uzar, birbirine el verir Kimi meyve verir kimi gül verir Ağaç üstünde dillenir kuşlar Dörtlükte bulunan "verir" sözcükleri rediftir. Dörtlükteki "dal, el ve gül" sözcükleridindeki "-l" sesleri ise yarım kafiyeyi oluşturur. 2. Tam KafiyeMısra sonlarındaki iki ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür. Kalbimiz çırpınır yurdu andıkça Gözlerde zaferin nuru yandıkça Üstünde bu bayrak dalgalandıkça Gönlümüz rahattır toprak altında Bu dörtlükte bulunan "andıkça, yandıkça ve dalgalandıkça" sözcüklerindeki "-dıkça" ekleri zarf fiil ekidir. Yani görev ve anlamları ayrı olduğundan rediftir. Bu sözcüklerdeki "-an" sesleri ise sadece ses benzerliğinden oluştuğu için tam kafiyedir. 3. Zengin KafiyeMısra sonlarındaki ikiden fazla ses benzerliğinden oluşan kafiye türüdür. Yıllarca gurbetle çektiği çile Canlanır yeniden gelerek dile Aksini arayan birkaç ah ile Göğsü boşalırken gözleri dalar Dörtlükte bulunan "çile, dile ve ile" kelimelerindeki "-ile" sesleri (üç harften oluşmuş) zengin kafiyeyi oluşturmuştur 4. Cinaslı KafiyeMısralardaki anlamları ayrı, fakat yazılışı ve okunuşları aynı olan (sesteş) iki sözün mısra sonunda kullanılmasına cinaslı kafiye denir. Mısralardaki anlamları ayrı, fakat yazılışı ve okunuşları aynı olan (sesteş) iki sözün mısra sonunda kullanılmasına cinaslı kafiye denir. Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç Beyitte birinci "geç" kelimesi "zaman, vaktin ileri olması" anlamında ikinci "geç" kelimesi ise "sürmesi, devam etmesi" anlamında kullanılmış farklı iki sözcüktür. "Yazıma" sözcükleri yazılış ve okunuşları aynı; fakat anlam ve görevleri farklı olduğu için cinaslı kafiyeyi oluşturmuştur. C. KAFİYE ÖRGÜSÜ (DÜZENİ)Bir mısranın hangi mısra ile kafiyeli olduğunun gösterilmesine kafiye düzeni denir. Kafiye düzeninde her mısra bir çizgiyle, kafiyeler de harflerle gösterilir. Üçe ayrılır. 1. Düz KafiyeBirinci mısra ile ikinci mısranın, üçüncü mısra ile de dördüncü mısranın birbirleriyle kafiyeli olmasıdır. aabb şeklinde gösterilir. Kandilli yüzerken uykularda Mehtabı sürekledik sularda Bir yolcu parıldayan gümüşten Gittik bahs açmadık dönüşten
2. Çapraz KafiyeBirinci mısra ile üçüncü mısranın, ikinci mısra ile de dördüncü mısranın birbirleriyle kafiyeli olmasıdır. abab şeklinde gösterilir. Gurbet o kadar acı Ki ne varsa içimde Hepsi bana yabancı Hepsi başka biçimde
3. Sarma KafiyeBirinci mısra ile dördüncü mısranın, ikinci mısra ile üçüncü mısranın birbirleriyle kafiyeli olmasıdır. abba şeklinde gösterilir. Her şey yerli yerinde bir dolap uzaklarda Uzakda bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgârda
Bunların dışında a a x a şeklinde oluşan "mani" kafiye şekliyle, a a a b şeklinde oluşan "koşma" kafiye şekli de vardır. D. ŞİİR TÜRLERİKonularına göre şiirler beşe ayrılır. 1. Lirik Şiirİçten gelen heyecanları coşkulu bir dille anlatan duygusal şiir türüdür. Bu nasıl ayrılık, bu nasıl veda Gözlerin kal diyor, dudakların git Bakışın anahtar gözlerin kilit Ellerin aç diyor, dudakların git dörtlüğü lirik bir şiirdir. 2. Epik ŞiirSavaş, kahramanlık ve yiğitlik gibi konuları coşkulu bir anlatımla işleyen şiirlere denir. Dadaloğlu'm yarın kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir dörtlüğü epik şiirdir. dörtlüğü epik şiirdir. 3. Didaktik ŞiirBelli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlâkî bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan duygu yönü zayıf şiir türüdür. İlim, kula açılmış bir kucaktır; Aydınlıktır, meşaledir, ocaktır. İlmin yüzü samimidir, sıcaktır; Cehaletin yüzü soğuk, buz oğul dörtlüğü konusuna göre didaktik şiirdir. 4. Pastoral ŞiirDoğa güzelliklerini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını ve bunlara duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Sarı, yeşil, mavi renk renk Çiçekler açmış ovada Kelebekler benek benek Dolaşıyorlar orada dörtlüğü konusuna göre pastoral şiirdir. 5. Satirik ŞiirToplum hayatındaki aksayan yönleri, düzensizlikleri, insanın değişik konulardaki eksikliklerini ve hatalarını eleştiren şiir türüdür. Bir vakte erdi ki bizim günümüz Yiğit belli değil, mert belli değil Herkes yarasına derman arıyor Deva belli değil, dert belli değil . dörtlüğü konusuna göre satirik şiirdir. E. EDEBİ SANATLARAnlatıma güzellik ve çekicilik katmak amacıyla kullanılan sanatlardır. Şiirlerin iyi anlaşılabilmesi için söz sanatlarının bilinmesi gerekir. BenzetmeAralarında çeşitli yönlerden iki bulunan iki şeyden benzerlik bakımından güçsüz olanı, nitelikçe daha üstün olana benzetmektir.
Bu örnekte olduğu gibi benzetmenin dört unsuru vardır. · Benzeyen : Benzetmenin temel unsurudur. Yukarıdaki örnekte "askerler" benzeyendir. Niteledikçe zayıf olandır. · Benzetilen : Benzetmenin diğer temel unsurudur, Yukarıdaki örnekte "asla" benzetilendir. Nitelikçe güçlü olandır. · Benzetme yönü : Benzeyenle benzetilen arasındaki ilişkidir. Yukarıdaki örnekte arslan ile askerler arasındaki "güçlülük" ilişkisi kurulmuş. · Benzetme edatı : Benzetmelerde kullanılan "kadar ve gibi" edatıdır. Kişileştirmeİnsan dışındaki varlıklara, insan özelliği vermeye denir. Karnın yardım kazmayınan belinen Yüzün yırttım tırnağınan elinen Yine beni karşıladı gülünen Benim sadık yarim topraktır. Bu dörtlükte "toprak" kişileştirilmiştir. "Dağlar uyuyor, günün yorgunluğunu atıyor." cümlesinde "dağlar" kişileştirilmiştir. Konuşturmaİnsan dışındaki varlıkları konuşturma sanatıdır. İntak olan yerde doğal olarak teşhis vardır. Çilek der ki vişneye git Tatlı ekşiliği sonsuz Başka bir ülkedir sanki Vişne benim en sevdiğim Bu dörtlükte "çilek" konuşturulmuştur. Gurbet bile benden bıktı: "Düş yakamdan artık." dedi. Bu cümlede de gurbet konuşturulmuştur. |
Noktalama |
|
|
|||||
NOKTALAMA
1. Nokta (.)Cümlenin sonuna konur. Kısaltmaların sonuna konur. Sayılardan sonra sıra bildirmek için konur. (-ıncı, -inci anlamında) Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden
ayırmak için konur. Saat ve dakika gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur.
2. Virgül (,)Eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur. Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur. Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur. Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime gruplarıyla
yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek için konur. Cümlede ara sözlerin başına ve sonuna konur. Özne ile yüklem arasına başka ögeler girmişse özneden sonra
kullanılır. Bir durum, düşünce veya soruya kabul veya reddetmek için kullanılan
"evet, hayır" gibi sözcüklerden sonra kullanılır.
3. Noktalı Virgül (;)Cümle içinde virgülle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak
için konur. Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayırmak
için konur. Virgülle ayrılmış örnekleri farklı örneklerden ayırmak için konur. Kendilerinden önceki cümleyle ilgi kuran "ancak, yalnız, fakat,
lâkin, çünkü, yoksa, bundan dolayı, sonuç olarak, bununla birlikte,
öyleyse" vb. bağlaçlarından önce konur.
4. İki Nokta (:)Kendisinden sonra örnek verilecek cümlenin sonuna konur. Kendisinden sonra açıklama yapılacak cümlenin sonuna konur. Doğrudan yapılan aktarmalarda, aktarılan söz ya da yazıdan önce
konur.
5. Üç Nokta (...)Tamamlanmamış cümlelerin sonuna konur. Alıntılarda; başta, ortada ve sonda alınmayan kelime ve bölümlerin
yerine konur. Sözün bir yerde kesilerek geri kalan bölümünde okuyucunun hayal
gücüne bırakıldığını göstermek ya da ifadeye güç katmak için konur. Örneklerin, durumların anlatılanların devamının olduğunu bildirmek
için kullanılır. Açıklanmak istenmeyen bilgilerin yerine kullanılır.
6. Soru İşareti (?)Soru bildiren cümle veya sözlerin sonuna konur. Bilinmeyen yer, tarih, vb. durumlar için kullanılır. Soru cümlesi veya ifadesi olmadığı hâlde soru anlamını taşıyan
ifadelerden sonra da soru işareti konur. Bir bilginin süpheyle karşılandığı veya kesin olmadığı durumlarda
soru işareti parantez (ayraç) içinde kullanılır.
7. Ünlem İşareti (!)Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümlelerin
sonuna konur. Hitapların ve seslenmelerin sonuna gelir." Parantez içindeki ünlem (!) işareti söylenilene inanılmadığı, alay
edildiği anlamını verir.
8. Kısa çizgi (-)Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur. Cümlede ara sözleri ve ana cümleleri ayırmak için kullanılır. Dil bilgisinde ve ekleri ayırmadan kullanılır. Fiil köklerinden de
sonra kullanılır. Eklerden önce gelir. İki kelime arasında "ve, ile" anlamında ya da gruplarına göreviyle
kullanılır.
9. Uzun çizgi (-)Yazıda satır başına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır.
10. Tırnak İşareti (" ")Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tırnak
içinde yazılır. Özel olarak belirtilmek istenen (vurgulanan) sözler tırnak içine
alınır. Tırnak içine alınan başlıklardan sonra kesme işareti kullanılmaz.
11. Kesme işareti (')Özel isimlere getirilen çekim eklerini ayırmak için kullanılır. Kısaltmalara getirilen ekler kesme işaretiyle ayrılır. Bir harf veya ekten sonra gelen ekleri ayırmada kullanılır. Sayılara getirilen ekleri ayırmak için konur. Özellikle belirtilmek ve gösterilmek istenen harf veya kelimeden
sonra kesme işareti getirilir.
12. Yay parantez (ayraç) işareti (( ))Yazının veya sözün aslında olmayıp, sonradan eklenmiş, açıklayıcı
kelimeleri, söz gruplarını, sözün söylendiği anda olup biteni belirtmek
için kullanılır. Tiyatro eserlerinde konuşanın hareketlerini, durumunu açıklamak için
kullanılır. Alıntıların aktarıldığı eseri veya yazarı göstermek için kullanılır.
13. Düzeltme İşareti (^)Yazılışları bir, anlamları ve okunuşları ayrı olan kelimeleri ayırt etmek, inceltmek ve okunuşları uzun olan ünlülerin üzerine düzeltme işareti konur.
Yabancı dillerden Türkçe'mize giren birtakım kelime ve eklerde "g, k,
l" ünsüzlerinin ince okunduğunu göstermek için bu ünsüzlerden sonra
gelen "a ve u" sesleri üzerine düzeltme işareti konur. Hangi harfin
üzerine konursa o harfi ve o harften önceki harfi ince okutur.
YAZIM (İMLÂ) KURALLARI1. Büyük Harflerin YazımıYazıda cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Şiirdeki mısraların her birinin ilk harfi büyük harfle başlar. Gazete ve dergi adlarını her kelimesi büyük yazılır. Ancak "gazete ve
dergi" kelimeleri cins isim olduğundan küçük yazılır. Kitap adlarının ve yazı başlıklarının her kelimesi çoğunlukla büyük
harfle yazılır. Rakamla başlayan cümlelerde rakamdan sonra gelen kelime büyük harfle
başlamaz. Cümle içinde başkasından aktarılan ve tırnak içine alınan cümleler
büyük harfle başlar. İki noktadan (:) sonra gelen cümleler büyük harfle başlar. Ünlem (!) işaretinden sonra büyük harfle başlanır. Üç noktadan sonra (...) büyük harfle başlanır. Soru işaretinden sonra (?) büyük harfle başlanır. Kişi adlarından önce ve sonra gelen saygı sözleri, unvanlar ve meslek
adları büyük harfle başlar. Kurum, müessese, kuruluş isimleri birden fazla kelimeden oluşuyorsa,
her harfi büyük yazılır.
2. Yer Adlarının YazımıYer adları (kıta, ülke, bölge, il, ilçe, köy, semt, cadde, sokak vb.)
büyük harfle başar. Yer adlarında ilk isimden sonra gelen deniz, nehir, göl, dağ, boğaz
v.b. tür bildiren ikinci isimler küçük harfle başlar. Mahalle, meydan, bulvar, cadde, sokak adlarında geçen mahalle,
meydan, bulvar, cadde, sokak kelimeleri büyük harfle başlar ve ayrı
yazılır. İki veya daha fazla kelimeden oluşmuş yer adları (il, kasaba, köy)
bitişik yazılır. Dağ, tepe, akarsu, göl, deniz adları da bitişik yazılır.
3. Kısaltmaların YazımıKısaltmaların yazılışlarına ve okunuşuna dikkat edilmelidir. Çünkü ekler kısaltmaların okunuşuna göre gelir. İki tür kısaltma vardır: Tek kelimeden yapılan (küçük harflerle) kısaltmalar: Birden fazla kelimeden oluşan kısaltmalar:
4. Sayıların YazımıSayılar rakamla ya da yazı ile gösterilir. Açık ve kesin kurallar olmamakla birlikte nerede rakam, nerede sayıların kullanılacağına dair bazı kalıplar oluşmuştur. Edebî metinlerde, yazıyla gösterilen rakamların her kelimesi ayrı
yazılır.
5. Yön İsimlerinin YazımıYön isimleri bir yer adının başında onu belirtir durumda
kullanılıyorsa büyük harfle başlar. Yön isimleri yalnız başlarına veya bir isimden sonra, isimlerin
yönlerini bildirecek şekilde kullanılırsa küçük harfle başlar. Ara yönler bitişik yazılır."
6. Tarihlerin YazımıCümle içinde geçen ay ve gün adları küçük harfle başlar. Belli bir tarihi bildiren ay ve gün adları büyük harfle başlar. Aylar ve günler yazıyla olduğu gibi rakamlarla da gösterilebilir.
7. Ayrı Yazılan Birleşik KelimelerBirleştirmede yer alan kelimeler kendi anlamlarını koruyorsa, bu tür
birleşik kelimeler ayrı yazılır. İkilemeler ayrı yazılır. Araya hiçbir noktalama işareti getirilemez. "Ev, ocak, yurt" kelimelerinin sona geldiği sözler ayrı yazılır.
8. Bitişik Yazılan Birleşik KelimelerBirleştirmede yer alan kelimeler kendi anlamlarını korumuyorsa
(benzetme yoluyla oluşturulan birleşik kelimeler) bitişik yazılır. Ses düşmesi meydana gelerek birleşik kelime oluşursa bunlar bitişik yazılır.
Pekiştirme sıfatları bitişik yazılır. "Üst, üzeri" kelimeleriyle biten sözler bitişik yazılır.
9. "Ki" lerin Yazımıİlgi zamiri olan "-ki" nin yazımı: Sıfat yapım eki alan "-ki" nin yazımı: Bağlaç olan "ki" nin yazımı:
10. "De" lerin YazımıHâl eki olan "de" nin yazımı: Bağlaç olan "de" nin yazımı:
11. Soru Ekinin (mi) YazımıSoru eki mı, ünlü uyumundan etkilendiği için "mi, mu, mü" şekillerine girebilir. Yani dört şekilde bulunur. Kendinden önceki kelimeden ayrı yazılır. Kendinden sonraki ekler "mi" ye bitişik yazılır. "Bu kitap senin mi?" "Bu filmi daha önce izlemiş miydiniz?" |
Cümle Çeşitleri |
|
|
|||||
|
CÜMLE ÇEŞİTLERİ
Cümleler, kendini oluşturan sözcüklerin anlamlarına, cümlede bulundukları yerlere, türlerine göre değişik özellikler gösterir. İşte bu özelliklere göre cümleler değişik gruplar altında incelenir. A. YÜKLEMLERİNE GÖRE CÜMLELERBuna "yükleminin türüne göre" de denebilir. Çünkü cümleyi yüklemine göre incelerken yüklemi oluşturan sözcüklerin türüne bakılır. 1. Fiil (Eylem) CümlesiYüklem durumunda bulunan söz, çekimlenmiş bir fiilse, cümle fiil cümlesidir. "Salondaki konuşmacıyı dinledi." cümlesinde "dinledi" yüklemdir. Bu yüklem "dinlemek" fiilinin bilinen geçmiş zamanda çekimlenmesiyle oluştuğundan, cümle, yüklemine göre fiil cümlesi olur. "Kardeşim hasta oldu." "Bu işi bugün yapabilirim." "Geziye gitmekten vazgeçti." cümlelerindeki yüklemler de fiil olduğundan bu cümleler eylem cümlesidir. 2. İsim (Ad) CümlesiYüklem çekimli bir fiil değilse, ister isimden ister edattan, isterse fiilimsiden oluşsun isim cümlesi sayılır. Bu cümleleri, adına aldanıp sadece ismin yüklem olduğu cümleler olarak anlamamak gerekir "Bugün hava güzel." cümlesinde yüklem "güzel" sözcüğüdür. Bu sözcük ek eylem alarak yüklem olmuş bir isimdir. Yani fiil değildir. Öyleyse bu cümle isim cümlesidir. "Onun birçok kitabı var." "Bu soru zor değil." "Dün akşam deniz kenarındaydık." "Bütün öğrenciler okulun bahçesinde." "Burası eski bir okuldur." B. ÖGE DİZİLİŞİNE GÖRE CÜMLELERTürkçe'de cümleyi oluşturan ögeler belli bir mantık dizilişine göre sıralanır. Hatta tamlamayı oluşturan sözcüklerin bile bir sıraya göre dizilmesi gerekir. Ögelerin sıralanışına göre cümleler iki grupta incelenir. 1. Kurallı CümleYüklemi sonda bulunan, yani ögelerin Türkçe'nin kurallarına göre sıralandığı cümlelerdir. "Sanat eseri, halkın sorunlarını anlatır." cümlesinde "anlatır" yüklemi sonda bulunduğu için cümle kurallıdır. "Bu ayakkabılar eskimiş." "Bu resim çok güzelmiş." "Bu kitabı ben de okudum." cümlelerinde yüklemler sonda olduğundan, bu cümleler kurallıdır. 2. Devrik CümleYüklemi sonda bulunmayan cümlelerdir. "Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam." cümlesinde yüklem "ayırma" sözcüğüdür. Diğer bütün ögeler yüklemden sonra geldiğinden bu cümle devriktir. "Seni almadan gitmeyeceğim buradan." "Kuşlar buralara gelmiyor artık." "Çayınızı hazırlarım şimdi." cümlelerinde yüklemler sonda olmadığından bu cümleler devriktir. C. ANLAMINA GÖRE CÜMLELERHer cümlenin bir anlamı vardır. Ancak cümleler bu anlamı değişik yapılarla bildirir. Bazen bir yargıyı haber verir. Bazen anlamı, soruyla bildirir. Bazense bir duyguyu aktararak ifade eder. İşte bu bildirme şekillerine göre cümleyi üç grupta inceliyoruz. 1. Haber CümlesiBir yargıyı olumlu ya da olumsuz biçimde aktaran cümlelerdir. Bir eylemin yapıldığını, yapılabileceğini, bir varlığın bulunduğunu ifade eden cümleler olumlu, tersini ifade edenler olumsuzdur. Olumlu cümlelerde mantıkça istenen bir durumun bulunması gerekir. Aşağıdaki yüklemleri inceleyerek bunu açıklayalım.
Görüldüğü gibi olumlu yüklemler "-ma, -me" olumsuzluk ekiyle "değil", olumsuzluk edatıyla, "-sız" gibi olumsuz anlam veren eklerle olumsuz hâle getirilebiliyor. Bazı cümlelerde ise yapıca yukarıdaki olumsuzluklar bulunduğu hâlde cümle anlamca olumlu olabilir. Bu, çoğu kez iki olumsuzluğun bir arada bulunduğu yargılarda görülür. Örneğin; "Bu kitapları okumamış değilim." cümlesinde "okumamış değilim" yükleminde iki olumsuzluk vardır. Bunlar yüklemin "tanıyor" şeklinde olumlu bir yargı vermesini sağlamışlardır. Bazı cümlelerde ise olumsuzluk, soru yoluyla sağlanır. "Ben oraya gider miyim hiç?" cümlesinde yüklem olumlu olduğu hâlde cümlenin anlamı soru yoluyla olumsuz hâle getirilmiştir. "Gitmem" denmek istenmiştir. Bazı cümlelerde olumsuzluk bağlaçlarla sağlanır. "Ne sinemaya gitmiş ne tiyatroya." cümlesine ne... ne.... bağlacı, "gitmemiş" anlamı kazandırmıştır. "Sanki o benden yüksek not aldı." cümlesinde "sanki" bağlacı cümleye olumsuz anlam katmıştır: Almadı. 2. Soru CümlesiCevap almak amacıyla hazırlanan cümlelerdir. Bunlar değişik soru sözcükleriyle sağlanır. "Soruları çözdünüz mü? "Bu kitabı kim okudu?" "Sınavlar ne zaman başlayacak?" "Okula giderken beni neden beklemediniz? cümleleri birer soru cümlesidir. 3. Ünlem CümlesiYargıyı bir duygu aktararak ortaya koyan cümlelerdir. Çoğu zaman kızgınlık, sevinme, alınma, heyecan gibi bir duygu aktarır ya da seslenme bildirir. "Eyvah, kitaplarımı yine evde unuttum!" "Bu şehir ne kadar da güzelmiş!" cümleleri ünlem cümlesidir. Bunların dışında istek cümlesi, şart cümlesi, emir cümlesi, gereklilik cümlesi gibi anlamına göre cümleler de verilmiştir. Ancak bu, cümlenin yapısıyla ilgili olmayan sadece anlama bağlı özelliktir. Eğer bunu göz önüne alırsak, her cümleye bir ad bulmak gerekebilir. "Plânlı çalışırsan başarıya ulaşırsın." cümlesi şart (koşul), "Hep birlikte sinemaya gidelim." cümlesi istek, "Hemen gidip ödevlerini bitir." cümlesi emir, "Her gün kitap okumalısın." cümlesi gereklilik anlamı veren cümlelerdir. D. YAPILARINA GÖRE CÜMLELERHer cümle bir yargı bildirir. Ancak bazı cümlelerde birden fazla yargı bildiren unsur bulunur. Bunlar bazen iki ayrı yüklemle, bazen yan cümleciklerle sağlanır. Cümlenin yapısına geçmeden önce yapıyı belirleyen temel ve yan cümleleri görelim. Temel CümleBir cümlenin yüklemi temel cümledir. Cümlenin bildirmek istediği asıl yargı da bu cümleyle verilir. Diğer ögeler temel cümleyi açıklayan tamamlayıcı ögelerdir. Örneğin; "Bu çiçeği çok sevdim." cümlesinde "sevdim" yüklemi temel öge, diğer ögeler ise onun tamamlayıcısıdır. Yan CümleTam bir yargı bildirmeyen, temel cümlenin bir ögesi durumunda bulunan ve kendi içinde değişik tamamlayıcı ögeler de alabilen söz öbeğidir. Yan cümleler iki şekilde yapılabilir: Fiilimsilerle ve çekimli fiillerle. Fiilimsilerle yapılanlar:Cümle içinde temel cümlenin bir ögesi olan ya da bir ögenin tamamlayıcısı olan fiilimsiler yan cümlecik yapar. Örneğin; "Kitap okuyunca kendimi iyi hissediyorum." cümlesinde "hissediyorum" yüklemdir. "Ne zaman hissediyorum?" sorusuna "Kitap okuyunca" cevabı geliyor. Cümlede zarf tümleci olan bu öge "okuyunca" bağ fiili üzerine kuruludur. Görüldüğü gibi fiilimsi, bir öge durumundadır. Öyleyse zarf tümleci bir yan cümleciktir. "Ödevlerini yapan öğrencilere hediye vereceğim." cümlesinde ise "vereceğim" yüklemdir. "Kime vereceğim?" sorusuna "Ödevlerini yapan öğrencilere" dolaylı tümleci cevap verir. Cümlede "yapan" sıfat - fiilini görüyoruz. Bu söz "öğrenciler" isminin sıfatı durumundadır. Yani dolaylı tümlecin tamamlayıcı ögesidir. Tamamladığı ögeyle birlikte yan cümle yapmış ve dolaylı tümleç görevini üstlenmiştir. Çekimli Fiillerle yapılanlar :Fiilin yüklem olabilmesi için çekimli olması gerektiğini söylemiştik. Ancak her çekimli fiil yüklem olmaz, bazen cümlenin tamamlayıcı ögesi olur. İşte bu durumda, yani çekimli bir fiilin bir öge olduğu durumda, bu fiil yan cümlecik olur. Örneğin; "Hava soğursa dışarıya çıkamam." cümlesinde "çıkamam" yüklemdir; "hava soğursa" zarf tümlecidir. Bu tümleci oluşturan "soğursa" sözcüğü "soğumak" fiilinin geniş zamanının şartıyla çekimlenmiştir. Görüldüğü gibi çekimli bir fiil temel cümlenin ögesi durumundadır ve yan cümlecik oluşturmuştur. Şimdi cümleleri yapılarına göre inceleyerek konuyu daha da pekiştirelim. 1. Basit Cümleİçinde yan cümlecik bulunmayan cümlelerdir. Bu cümleler tek bir yargı bildirir. "Bütün öğrencilerimi çok seviyorum." cümlesi basit bir cümledir. Çünkü "seviyorum" yükleminden başka yargı bildiren öge yoktur. Yan cümlecik kullanılmayan bir cümle basit demektir. "İşe erkenden giderim." "Bu yarışı mutlaka kazanacağım." "Bizim sınıf çok başarılıdır." "Dayımların evi bizimkinden büyük." cümleleri yapısına göre basit cümlelerdir. 2. Birleşik CümleTek bir yüklemi olan ve içinde yan cümlecik bulunan cümlelerdir. Yan cümlenin özelliğine ve yükleme bağlanışına göre değişik gruplara ayrılır. a. Girişik birleşik cümle : Yan cümleciğin fiilimsi olduğu cümlelerdir. "Ülkemizin gelişmesi için çalışıyoruz." cümlesinde "çalışıyoruz" yüklemdir. Diğer söz öbeği zarf tümlecidir. Bu tümleç içindeki "gelişmesi" isim-fiili yan cümle yapmıştır. Fiilimsi hangi öge içindeyse, görevi o ögeyle özdeştir. Bu cümlede zarf tümleci içinde olduğundan kendisi de zarf tümlecidir. "Sınavı kazanan öğrencileri tebrik ettik." cümlesinde "tebrik ettik" yüklemdir. "Sınavı kazanan öğrencileri" nesnedir. Nesne içindeki "kazanan" sıfat-fiili yan cümlecik yapmış, yan cümleciğin görevi de nesnedir. "Bu zamana kadar kimse oturarak başarılı olmamıştır." cümlesinde "başarılı olmamıştır" yüklem, "oturarak" zarf tümlecidir. "Oturarak" zarf -fiil olduğundan yan cümleciktir. b. Şart (Koşul) cümlesi : Temel cümleye şart koşan bir yan cümlecikten oluşan cümlelerdir. Yan cümle daima -sa, -se şart kipiyle çekimlenir. "Öğretmenlerinizi dinlerseniz başarılı olursunuz." cümlesinde "başarılı olursunuz" yüklemdir. "Öğretmeninizi dinlerseniz" ögesi ise şart bildiren yan cümleciktir. "Biraz hızlı giderse otobüse yetişir." cümlesinde "yetişir" yüklemdir, "Biraz hızlı giderse" ögesi ise temel cümleye şart koşan bir yan cümleciktir. 3. Sıralı CümleEn az iki yüklemi bulunan cümlelerdir. Sıralı cümleler birbirine virgülle bağlanır. Örneğin; "Eve gitti, yatıp uyudu." cümlesinde "gitti" ve "uyudu" yüklemleri birbirinin ögesi durumunda bulunmayan ayrı yüklemlerdir ve sıralı cümle oluşturmuşlardır. "Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır." cümlesinde "baktırır" ve "yaktırır" yüklemleri birbirine virgülle bağlanmıştır. Sıralı cümleler kendi içinde ikiye ayrılır: a. Bağımlı sıralı cümle : Sıralı cümlelerde yüklemlerin ortak ögesi bulunabilir. Bu tür cümlelere bağımlı sıralı cümle denir. Örneğin; "Görevliler balonları aldılar, çocuklara dağıttılar." cümlesinde "aldılar" birinci cümlenin yüklemidir. "görevliler" özne, "balonları" nesnedir. İkinci cümlenin yüklemi "dağıttılar" dır. Bu cümlenin de öznesi "görevliler"; nesnesi "balonları"dır. Görüldüğü gibi hem "aldılar" hem "dağıttılar" yüklemlerinin özneleri ve nesneleri ortaktır. Bu nedenle cümle bağımlı sıralı cümledir. b. Bağımsız sıralı cümle : Sıralı cümlede yüklemlerin hiçbir ortak ögesi yoksa cümle "bağımsız sıralı cümle" adını alır. "Kitap okumayı çok severim, her gün kitap okurum." cümlesinde "severim" ve "okurum" yüklemlerinin hiçbir ortak ögesinin olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla cümle bağımsız sıralı cümledir. 4. Bağlı CümleBirden fazla yüklemi olan cümlelerdir. Sıralı cümlelerden farkı, yüklemlerin birbirine bağlaçlarla bağlanmasıdır. "İçeri girdi bize selâm verdi." cümlesi sıralı cümledir. Çünkü yüklemler birbirine virgülle bağlanmıştır. "İçeri girdi ve bize selâm verdi." cümlesi ise bağlıdır. Çünkü yüklemler birbirine "ve" bağlacı ile bağlanmıştır. "Hem annemi hem babamı özledim." "Kırları çok seviyorum ama kırlara çıkamıyorum." "Ne kızı verir ne dünürü küstürür." |
|||||
|
|
Paragraf |
|
|||
|
|
|
PARAGRAF
Paragraf, bir düşünceyi tam olarak anlatabilmek için bir araya getirilen cümleler topluluğudur. Paragrafın bütün cümleleri aynı konuyu işler ve aynı düşünceyi açıklar ya da destekler. Tek bir düşünce etrafında oluştuğundan kendi içinde bir bütünlük gösterir; kendinden önceki ya da sonraki paragraflara bir bağlılık göstermez. PARAGRAFIN KONUSUParagrafta hakkında söz söylenen düşünce, olay ya da durumlar konuyu verir. Konuyu bulmak için "Parçada neden söz ediliyor?" diye sorabiliriz. Yani üzerinde durulan neyse konu da odur. Bununla ilgili sorular değişik soru kökleriyle karşımıza çıkar. "Aydın karşılaştığı her meseleyi yeniden irdeleyen insandır. Fikirler, üzerinde düşünülmeyince basmakalıp hâle gelir; bir nevi batıl inanç şekline girer. Aydın, başkalarından önce kendine karşı hür olan insandır. Onun için hakikat, en üstün kıymettir." Parça neyi anlatıyor? sorusunu bu parçaya yönelttiğimizde alacağımız cevap: "Aydın"ı anlatıyor olacaktır. Peki "Aydın"ın neyini anlatıyor? dediğimizde "Özelliklerini..." cevabını veriyoruz. Öyleyse bu parçanın konusu "aydının özellikleri"dir. Bazen konu soruları şiir şeklinde de karşımıza çıkabilir. Tema : Şiire hâkim olan duygu veya şiirde bahsedilen konuya tema denir. "Burda güneş Orda yağmur Güneşte de güzel dünya Yağmurda da Şükürler olsun tanrım Şükürler olsun sana Verdiğin hayat pırıl pırıl" Şimdi bu şiirin temasını bulalım. Şair güneşi ve yağmuru anlattıktan sonra ikisinin de güzel olduğunu söylüyor. Sonra bunların güzelliğini genelleyerek yaşamın pırıl pırıl, yani güzel olduğuna değiniyor. Memnun olduğu bu güzel yaşamı bahşettiğinden dolayı da Allah'a şükrediyor. Şair yaşamı güzel bulduğuna ve şiirde bunu anlattığına göre şiirin teması "yaşama sevinci" dir diyebiliriz. PARAGRAFIN ANA DÜŞÜNCESİAna düşünce, parçada yazarın okuyucuya vermek istediği mesajdır. Buna yazarın paragrafı yazma amacı da diyebiliriz. Her paragrafın belli bir ana düşüncesi vardır. Bu düşünce bazen paragrafın herhangi bir yerinde bir cümle hâlinde verilir. Diğer cümleler bu düşünceyi açıklar ya da destekler. Bazen ise belli bir cümleyle verilmez, paragrafın bütününe sindirilir. Paragrafın ana düşüncesini bulabilmek için kendimize "Yazar bu parçayı hangi amaçla yazdı?", "Bize ne demek istedi?" gibi soruları sorabiliriz. "Oyun, çocukların ruhi eğitiminde önemli bir yer tutar ve gelişmelerini sağlar. Oyundan ve oyuncaklardan mahrum bazı çocukların, gelecekte asık yüzlü, somurtkan ve çekilmez kişiler oldukları görülmüştür. Oyunlar, aşırı olmadığı sürece, çocuklar için vazgeçilmez eğlence kaynaklarıdır." Bu parçanın bütününde işlenen düşünce "Oyun ve oyuncağın, çocuğun ruhsal gelişimi için gerekli olduğu" fikridir. Yazar bu ana düşünceyi zaten ilk cümlede "Oyun, çocukların ruhi eğitiminde önemli bir yer tutar. Ve gelişmelerini sağlar." Sözleriyle vermiştir. Daha sonraki cümlelerde ise bu düşüncesini açıklayıcı ve destekleyici yargıları vermiştir. Bazen ana düşünce şiirle de sorulabilir. "İnsan vardır fark edilmez süsünden, Kimi farksızdır koyun sürüsünden. Her gördüğün şekle aman kapılma. İnsan belli olmaz görüntüsünden." Bu parçada insan ve hayvan karşılaştırılmış. İyi bir hayvanın dıştan bakılarak anlaşılabileceği, insanın tanınmasının ise zor olduğu dile getirilmiştir. Anlatılan "İnsanın ne düşündüğü, ne yapmak istediği, kısaca içyüzü belli değildir." sözleri ile özetleyebiliriz. PARAGRAFIN YARDIMCI DÜŞÜNCELERİHer paragraf tek bir konu üzerinde durur ve bir ana düşünceyi işler. Paragrafta bunun dışında, ana düşüncenin daha iyi açıklanmasını sağlayan, onu daha belirgin hâle getiren, işlediği konunun sınırlarını çizen düşünceler de vardır. Bu düşüncelere de paragrafın yardımcı düşünceleri denir. Bir paragrafta ana düşünce bir tane iken yardımcı düşünce sayısı birden fazla olabilir. Yardımcı düşünceyle ilgili sorular çoğu zaman olumsuz biçimdedir. Bir parça üzerinde yardımcı düşünceleri inceleyelim. "İyi yazmak ya da güzel konuşmak, kültürlü her insanın edinmek istediği erdemlerin başında gelir. Bu erdemlere sahip olmanın yolu, okumak ve okuduğunu anlamaktan geçer. Okuma, kültürün temeli olduğu kadar bilginin de başlıca kaynağıdır." Şimdi bu parçadan bazı yardımcı düşünceler belirleyelim. Parçanın son cümlesindeki "Okuma, kültürün temeli olduğu kadar bilginin de başlıca kaynağıdır." cümlesinden "Okumakla bilgi hazinemizin genişlediğinden" ifadesi; Parçadaki "...güzel konuşmak.... Bu erdemlere sahip olmanın yolu, okumak ve okuduğunu anlamaktan geçer." sözlerinden "İfade güzelliğinin okumakla elde edileceğinden" ifadesi; Parçadaki "Okuma, kültürün temeli olduğu kadar bilginin de başlıca kaynağıdır." cümlesinden "Okumanın, bilgi kaynaklarının en önemlisi olduğundan" ifadesi çıkarılabilir. Ancak böyle bir parçadan "Bilgili insanların toplumda saygı gördüğünden" yargısı çıkarılamaz. Çünkü parçada bundan hiç bahsedilmemiştir. PARAGRAFIN YAPISIParagrafın; bir makalenin, denemenin ya da başka bir yazının küçültülmüş biçimidir. Nasıl bu tür yazıların giriş, gelişme ve sonuç bölümleri varsa, bir paragrafın da bu tür bölümleri vardır. İşte paragrafın yapısıyla ilgili sorular böyle bir bölümlemeyi ortaya çıkarmak için sorulur. Giriş bölümüGenelde tek cümleden oluşan giriş bölümünde parçada anlatılacak konu verilir. "Sanatçı, toplumun sorunlarına duyarlı olmalıdır." cümlesi giriş cümlesi olabilir. Giriş bölümü cümlesinde, sanki giriş cümlesinden önce bir cümle varmış anlamını verebilecek olan "bu yüzden, bundan dolayı, kaldı ki, yine de, ama, fakat, oysa, çünkü, bunun için, ise..." gibi bağlayıcı ifadeler yer almaz. Örneğin; "Demek ki bizden gizlediği bazı şeyler var." "Ağaç sevgisi de bizim önemli değerlerimizden biridir." "Çünkü kitabın kıymetini okuyan bilir." "Şimdi de ağaç üzerine bir şeyler söyleyelim." Yukarıdaki cümlelerden hiçbiri, bir parçanın giriş, yani ilk cümlesi olamaz. Çünkü bu cümlelerin hepsinde kendilerinden önce başka cümlelerin de olduğunun işaretlerini veren bağlayıcı ifadeler bulunmaktadır. Bu ifadelerin altı çizilmiştir. Gelişme bölümüGiriş bölümünde verilen konunun her yönüyle ortaya konduğu bölümdür. Düşüncenin açılması için anlatım yollarından yararlanılır. Sonuç bölümüGelişme bölümünde anlatılan olay, düşünce ya da duyguların bir sonuca bağlandığı bölümdür. Paragraf tamamlama soruları bu bölümle ilgilidir. Şimdi paragraf tamamlamaya değinelim. PARAGRAF TAMAMLAMAParçanın son cümlesi bir bitiş bildirir. Ya anlatılanlardan bir sonuç çıkarılır ya da bir olayın bitişini gösterir. Bu soruların çözümünde cümlelerin anlamca bağlılığı yanında yapısal olarak bağlanmalarına da dikkat edilmelidir. "Kalemi elime aldığım zaman bir şey yazmadan kalıyorum diyorsanız,
bilgi tokluğu ve duygu zenginliğine sahip olmak için bol bol okuyunuz.
Küçük yaşlardan itibaren kitaplarla dost olunuz. Kitapların o geniş
dünyasına kulaç açtığınız zaman kendinizi daha mutlu ve güvenli
hissedeceksiniz. Okudukça yazmaya karşı ihtiyacınız artacak Bu parçada yazmak ile okumak arasında bir ilişki kurulduğunu görüyoruz. Bunu, parçanın giriş cümlesindeki "Kalemi elime aldığım zaman bir şey yazmadan kalkıyorum diyorsanız,..." varsayımına karşılık olarak, yine parçadaki "...bol bol okuyunuz." ifadesinden anlıyoruz. Yani parçada, yazmak isteyene okumak tavsiye ediliyor. Parça "Okudukça yazmaya karşı ihtiyacınız artacak ve ..." şeklinde devam ettiğine göre parçayı tamamlayacak ifade "yazmak" ile ilgili bir ifade olmalıdır. Öyleyse bu paragrafı "elinizi kaleme uzatacaksınız." şeklinde bir ifadeyle tamamlayabiliriz. PARAGRAF OLUŞTURMABir paragraf oluşturabilecek cümleler dağınık olarak verilir ve öğrencinin bunlardan bir paragraf oluşturması istenebilir. Bu tip sorularda cümlelerin anlamca ve yapıca birbirine bağlanabilmesi aranmalıdır. Burada dikkat edilecek noktalar şunlardır: Öncelikle cümlelerin hepsi okunarak bu cümlelerin ne anlattığı belirlenmeye çalışılmalıdır. Eğer bir olay anlatılıyorsa olayın gerçekleşme sırası belirlenmelidir. (Zaman akışı) Eğer bir fikir işleniyorsa bu düşüncenin mantık sırası belirlenmelidir. Aşağıdaki karışık cümlelerle bir paragraf oluşturalım. I. Çanakkale sırtlarını bombardıman ettiler. II. Bir topçu bölüğünde yalnız Seyit ve Ali adlı iki topçu eri kaldı. III. Oradan geçip İstanbul'u almaya çalışıyorlardı. IV. 1915 yılında düşman gemileri Çanakkale Boğazı'na gelmişlerdir. V. Oradaki askerlerimizin çoğu şehit düştü. Bu cümlelerin hepsini okuduğumuzda Çanakkale Savaşı ile ilgili bir olayın hikâye edildiğini görmekteyiz. Yapacağımız iş olayın gerçekleşme sürecini belirlemek. "Önce boğaza gemilerin gelmesi anlatılmalı. (IV) Gemilerin geliş
amacı verilmeli. Bu parçadan bir paragraf oluşturulduğunda sıralama "IV - III - I - V - I" şeklinde olmalıdır. DÜŞÜNCENİN AKIŞINI BOZAN CÜMLEParagrafı oluşturan cümlelerin hepsi aynı düşünce etrafında örgülenir, aynı konuyu anlatır. Bazen parçalarda bir konu anlatılırken farklı bir düşünce veya konunun farklı bir yönü bir cümle hâlinde araya girer. Düşüncenin akışını bozan cümlelerin sorulduğu sorularda bizden istenen işte bu farklı cümleyi bulmaktır. Bu soruların çözümünde yapılacak iş; her bir cümlenin ne anlattığını, bir iki kelimeyle tespit etmektir. Sonra bu tespitlerimizi karşılaştırmaktır. Görülecektir ki bir cümle haricinde hepsi aynı konudan veya konunun aynı yönünden bahsediyor. Farklı şeylerden bahseden cümle düşüncenin akışını bozan cümledir. "(1) Ne güzel de süzülüyor martılar gökyüzünde. (2) Hep onlar gibi özgür olmak istemişimdir. (3) Her şey gözlerinde küçücük .... (4) Altlarında mavi deniz, üstlerinde masmavi gökyüzü..." Bize yukarıdaki parçadan hareketle: "Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?" şeklinde bir soru sorumuş olsunlar. Yapacağımız ilk iş cümlelerde ne anlatıldığını birer kelimeyle belirlemektir. Parçadaki 1., 3. ve 4. cümlelerde "martıların uçuşundan" bahsedilirken 2. cümlede yazarın "martılara öykünmesinden" bahsedilmektedir. Öyleyse farklı olan, yani düşüncenin akışını bozan cümle 2'dekidir. PARAGRAFIN BÖLÜNMESİDüşüncenin akışıyla ilgili bir diğer soru tipi de, parçanın iki paragrafa bölünebilmesiyle ilgilidir. Bu tip parçalarda, parçanın bir bölümünde bir düşünce, ikinci bölümünde başka bir düşünce işlenir. Yazar konuyu işlerken her bir paragrafta konunun farklı bir yönünü işler. Anlattığı bir şeyden farklı bir şeye geçiş yaptığında yeni bir paragrafa da geçmesi gerekir. Sınavlarda iki ayrı düşüncenin işlendiği bölümler bir paragraf olarak verilir ve bizden bu paragrafı bölmemiz istenir. Bu tip sorularda yapılacak iş her bir cümlede anlatılanı bir iki kelimeyle belirlemektir. Daha sonra belirlenen bu ifadeler karşılaştırılmalıdır. Görülecektir ki bir kısım cümlelerde bir konudan bahsedilirken diğer cümlelerde ise başka bir konudan bahsediliyor. Yapılacak en son iş; yeni, farklı konuya geçilen ilk cümleyi veya konuyla ilgili bakış açısının değiştiği ilk cümleyi tespit etmektir. "(I) Kitap okumak için yaz, daha uygun mevsimdir. (II) Havalar ısınmaya başlayınca, doğanın her köşesi bir okuma yeri olur. (III) İstediğiniz yeri seçebilirsiniz. (IV) Parkta, deniz kıyısında, bir ağaç altında gönlünüzce okuyabilirsiniz. (V) Okuma biçimi ve yöntemi kişiden kişiye değişir. (VI) Kimileri beş on kitabı birden okumayı sever. (VII) Kimileri de bir kitabı bitirmeden ötekine başlamaz." Bize bu parçayla ilgili "Bu parça açıklanan düşünceler bakımından ikiye bölünürse ikinci parça hangi cümleyle başlar?" şeklinde bir soru yöneltilmiş olsun. Parçadaki cümleleri tek tek incelediğimizde I., II., III. ve IV. cümlelerde "kitap okumanın zaman ve zemininden" bahsedilirken V,VI ve VII. cümlelerde "kitap okuma biçiminden" bahsediliyor. Demek ki bu parçada iki düşünce işlenmiş ve ikinci düşünceye geçilen cümle, yani bölündüğünde ikinci paragrafın ilk cümlesi olacak olan cümle V. cümledir. ANLATIM TEKNİKLERİParagrafın dört temel anlatım tekniği vardır. Bunları sırası ile görelim. Açıklayıcı AnlatımBilgi vermek amacı ile oluşturulan yazılarda kullanılan anlatım tekniğidir. Bu tür yazılarda amaç okuyucuyu bilgilendirmek, ona bir şeyler öğretmek olduğundan sade ve anlaşılır bir dil kullanılır. "Yakup Kadri Karaosmanoğlu edebiyatımızın önde gelen sanatçılarından biridir. Roman, hikâye, anı gibi değişik alanlarda eserler vermiş olan sanatçı daha çok romanları ile tanınmaktadır. Romanlarında önceleri kişisel konuları işleyen sanatçı daha sonra toplumsal konulara yönelmiştir. "Kiralık Konak"ta nesiller arası duygu ve düşünce farklılıklarını işleyen sanatçı, "Yaban" romanında Kurtuluş Savaşı yıllarında köy yaşamını, köylü - aydın çatışmasını işlemiştir." Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi parçada "Yakup Kadri" okuyucuya tanıtılmış, sanatçının eserleri ile ilgili bilgiler verilmiştir. İşte öğreticiliği esas alan bu tür anlatıma açıklayıcı anlatım denir. Tartışmacı AnlatımTartışma, kişinin kendisinden farklı düşünen kişi ya da kişileri kendi düşüncesine inandırma çabasıdır. Farklı düşünceler, farlı kişiler olacak ki kişi, karşısındakine kendi düşüncesini anlatma, onu kendi görüşüne inandırma çabası içinde olsun. Demek ki tartışmacı anlatımda farklı konular işlenir ve bu farklı konulardan birinin daha doğru, daha güzel olduğu kanıtlanmaya çalışılır. "İyi konuşmasını bilen iyi yazmasını da bilirmiş. Konuştuğumuz gibi yazmak olacak iş midir? Yazıda hani bizim konuşmamızın ateşi? Sesimizi de kâğıt üzerinde gösterebilir miyiz? Yazı hiçbir zaman konuşmanın tıpkısı olamaz. Konuşurken karşımızdakine başımız, ellerimizin hareketleriyle sesimizin türlü yükselmeli, alçalmaları ile anlatabildiğimiz şeyleri yazı ile anlatamaz, duyuramayız." Bu paragrafta "iyi konuşmasını bilenin iyi yazıp yazmayacağı" konusu tartışılmıştır. Yazar yer yer sorular sorarak ve bu sorulara yine kendi cevaplar vererek biri ile konuşuyormuş izlenimini uyandırmış ve düşüncelerini bu şekilde anlatmıştır. Öyküleyici AnlatımBir konunun, bir olayın bir ya da daha çok kahraman etrafında, belirli bir zaman ve yer içinde anlatıldığı anlatım tekniğidir. Öyküleyici anlatım olay kaynaklı bir anlatım tekniğidir. Öyküleyici anlatımın olabilmesi için bir kişinin başından geçen bir ya da daha çok olayın olması gerekir. Bir kişinin başından geçenler, bir trafik kazası, bir futbol karşılaşması, geçmişte yaşadığı bir takım olaylar... öyküleyici anlatımın sınırlarına girmektedir. "Karanlık bir kış gecesi saat üç sularıydı. Bilmem nereden eve dönüyordum. Herkes derin bir uykudaydı. O duruma gelmiştim ki kendisini dinleye dinleye kapılan insanlar gibi "Ah, bir polise rastlasam!" diyordum. Birden bire iki gölge gördüm. Biri hızlı hızlı sert adımlarla doğuya doğru giden ufak tefek bir adamdı. Diğeri sekiz on yaşlarında bir kız çocuğu." Öyküleyici anlatımda her şey hareket hâlindedir. Varlıklar hayatın akışı içinde devamlı bir hareketlilik ve değişme içinde ele alınır. Yukarıdaki parçada bu görülmektedir. Betimleyici AnlatımYazarın dış dünya ile ilgili gözlemlerini okuyucunun gözünde canlanacak şekilde anlatması ile oluşan anlatım tekniğine betimleyici anlatım denir. Görselliğin daha ağır bastığı bu anlatıma tasvir de denmektedir. Betimlemede bir doğa parçası, bir bahçe, bir ev, bir dağ, hatta iç ve dış özellikleri ile bir insan ayırt edici yönleri ile anlatılabilir. Varlıkların değişik yönleri anlatıldığından betimlemelerde sıfatlar çokça kullanılır. "Güneş dağların arkasından çekilirken, son aydınlığını denize bırakıyor. Hava rüzgârsız. Deniz ince ince dalgalanıyor. Mavi sular biraz uzakta pembe oluyor, kırmızılaşıyor. Renkler yumuşak hatlarla birbirinden ayrılıyor. Karanlık bastırmadan önce renklerin denizdeki valsi bu, büyüsü..." Betimlemelerin insanı konu alan kısmına portre denir. Portrede insanın dış özellikleri ya da iç özellikleri yani karakteri ele alınabilir. Bazen ikisi de bir parçada iç içe olabilir. "Kapıda yaşlı bir adam belirdi. Üzerinde biraz eski, açık mavi bir takım elbise vardı. Ceketin üst cebinde üçgen şeklinde kıvrılmış mendil, kravatıyla aynı renkteydi. Yer yer ağarmış saçlarını sol tarafa yatırmış, hâlâ siyahlığını koruyan bıyıklarını üst dudağının üzerini kapatacak şekilde bırakmış. Ayağında yıllar önce gençlerin oldukça rağbet ettiği ucu sivri ucu küt biçimli ayakkabılar vardı." DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARIBir de daha çok açıklayıcı ve tartışmacı anlatım tekniklerinin içinde kullanılan, düşünceyi geliştirme yolları vardır. Şimdi de bunları görelim. KarşılaştırmaBirden fazla varlık ya da kavramın aralarındaki benzerlerini ya da farklarını ortaya koymak için başvurulan anlatım yoludur. Bunda amaç kavramın başka kavramlardan farklı yönlerini ortaya koymak, böylece onun belirgin özelliklerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Ya da ortak yönler söylenerek bu özelliklerin daha iyi belirmesi amaçlanır. "İnternet medyanın bir parçasıdır ancak çok seçeneğe sahip olması açısından medyadan daha üstündür. İnternette geri beslenme açısından müthiş bir olanak mevcut. Çok seçenek olduğu için insanları geleneksel medya gibi bir kulvarda tutamazsın. Bir gazeteyi al demekle, bir siteyi izle demek arasında çok büyük fark vardır. İnsan medyaya kıyasla internette sürekli yeni şeyler keşfediyor." Tanık GöstermeYazar, okuru kendi düşüncelerinin doğruluğuna inandırmak için sözünü ettiği konuda söz sahibi olan birisinin sözünü yazısına alabilir. Böylece kendinin de haklı olduğunu belirtir. Tanık gösterilecek kişini sadece adının anılması yetmez. Ona ait sözün de yazıda olması gerekir. "Türk şiirinde deha şairler çıktı. Fakat şiiri değerli kılan sadece daha şairler değildir. Küçük şairler de şiire katkıda bulunur. Eliot: 'Bir büyük şair vardır, bunlar edebiyatta devrim yaparlar. Bir de küçük şairler vardır ki onlar da bireysel ruh durumlarını dışa vuran çok güzel şiirler yazarak edebiyat dünyasını zenginleştirirler.' Sözleri ile bunu desteklemektedir." BenzetmeBir kavramı ya da varlığı başka kavram ya da varlığa ait özelliklerle anlatmadır. "Deneme yazarı bir söz işçisidir. Onun bir kuyumcuya benzetirim ben kuyumcu nasıl değerli madeni bin bir özenle işleyerek çok değerli eserler oluşturursa, deneme yazarı da sözcükleri büyük bir dikkatle ve özenle bir araya getirerek eserini oluşturur." TanımlamaSözü edilen kavram ya da varlığın ne olduğunun açıklanmasıdır. Daha çok açıklama ve tartışma tekniklerinde kullanılan bu yolla tanımlanan şeyin okurun zihninde daha kolay belirmesi amaçlanır. Parça içinde bir tek tanımın verilmesi tanımlama için yeterlidir. "İnsanın bazen mırıltısı, bazen çığlığıdır öykü. Ölüme karşı başkaldırıdır. Kör geceye tutulan şavktır. Çölde bulunan vahadır. Bir anlığına bile olsa, bağımsızlıktır. Ölümlü, çaresiz hayatlarımızda, bir kavalcının nefesindeki ezgi, bir ekmekçinin koca hamur teknesine saldığı güzel mayadır..." ÖrneklendirmeSözü edilen bir düşüncenin zihinlerde somut hâle getirilebilmesi için başvurulan bir düşünceyi geliştirme yoludur. Yerinde verilen bir örnek bazen söylenecek birçok sözden daha etkili ve kalıcı olabilir. Bu bazen bir fıkra, bir eser, bir öykü olabilir. "Toplumda insanlar arası güvensizlik, iletişimsizlik ve bencillik artarak devam ediyor. İnsanlar arsındaki uçurum her gün artıyor. Bu tablo karşısında derin bir ümitsizliğe düştüğümüzde bazen öyle insani olaylarla karşılaşıyoruz ki birden bire yüreğimizdeki kireçler çözülüyor; umutsuzluklar çiçek açan umutlara dönüyor. Bir sanatçımız için düzenlenen konser de bunlardan biri. Amansız bir hastalığa yakalanan bu müzisyeni iyileştirmek, onun tedavi masraflarını karşılamak için bütün müzisyen arkadaşları seferber olmuşlar." |
Sözcük Türleri |
|
|
|
SÖZCÜK TÜRLERİ Sözcükler tür bakımından temelde iki ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır: Sözcükler tür bakımından temelde iki ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır: a. İsim soylu sözcükler : İsim, sıfat, zamir, zarf, edat, bağlaç ve ünlemler b. Fiiller soylu sözcükler : FiillerSÖZCÜK TÜRLERİSözcükler tür bakımından temelde iki ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır: Sözcükler tür bakımından temelde iki ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır: a. İsim soylu sözcükler : İsim, sıfat, zamir, zarf, edat, bağlaç ve ünlemler b. Fiiller soylu sözcükler : Fiiller Şimdi bu sözcükleri sırasıyla görelim.
İSİM (AD)Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir. Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir. İsimlerle, karşıladıkları kavram ve nesneler arasında çok sıkı bir ilgi vardır. Bunlar daima birbirlerini çağrıştırır. Örneğin "kitap" sözü aklımızda hemen varlık olarak "kitap" nesnesini canlandırır. Ya da bir kitabı gördüğümüzde zihnimize hemen onu karşılayan isim gelir. Kavramlar için ise bu kadar belirgin bir ilişkinin varlığını söyleyemeyiz. Örneğin "dert" dendiğinde aklımızda bir nesne canlanmaz; ancak bunun insanı sıkıntıya sokan bir durum olduğu zihnimizde belirir. Şimdi isim çeşitlerini görelim.
1. Cins (Tür) İsmiAynı türden varlıkları karşılayan isimlerdir. Bu varlıkların benzerleri etrafta çoktur: Aynı türden varlıkları karşılayan isimlerdir. Bu varlıkların benzerleri etrafta çoktur:"Ağaç, çiçek, kitap, ev, okul, insan, ders..."
2. Özel İsimTek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan isimlerdir. Tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan isimlerdir. Balıkesir, Çukurova, Alpler gibi yer adları, Yunus, Serpil, Recep gibi kişi adları, Türkiye, Portekiz, Hollanda gibi ülke adları, Günün Ötesi, Kiralık Konak, Türk Edebiyatı, Hürriyet gibi kitap, dergi, gazete adları, Bilkent Üniversitesi, Yeşilay, Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi kurum adları, Almanca, Türkçe, Rusça gibi dil adları, İslâmiyet, Ortodoks, Yahudilik gibi din adları, Boncuk, Tekir, Yumak gibi hayvanlara verilen adlar özel isimdir.
|