ANA SAYFATÜM DERSLER

TÜRKÇE DERSİ TÜM KONULAR

 

 

KONULAR
 
Nesir (düz yazı) bilgisi
Ø  Yazılı kompozisyon türleri
Ø  Sözlü kompozisyon türleri
Ø   Nazım (şiir) bilgisi
Ø  Şiirin unsurları
Ø  Kafiye türleri
Ø  Kafiye örgüsü (düzeni)
Ø  Şiir türleri
Ø  Edebi sanatlar
Ø  Noktalama
Ø  Yazım (imlâ) kuralları
Ø  Cümle çeşitleri
Ø  Paragraf
Ø  Anlatım teknikleri
Ø  Sözcük türleri
Ø  İsim (ad)
Ø  Sıfat (ön ad)
Ø  Zamir (adıl)
Ø  Zarf (belirteç)
Ø  Edat (ilgeç)
Ø  Bağlaç
Ø  Ünlem
Ø  Eylem ve eylemsi
Ø  Ek fiil (ek eylem)
Ø  Fiilimsiler
Ø  Ses bilgisi
Ø  Anlatım bozuklukları
Ø  Cümle çeşitleri
Ø  Cümlenin öğeleri
Ø   Ekler
Ø  Sözcüğün yapısı
Ø  Cümle anlamı
Ø  Sözcük anlamı

 

I. NESİR (DÜZ YAZI) BİLGİSİ

Cümleler hâlinde ortaya konan sözlerin belli kalıplar içinde sıkıştırılmadığı anlatım türleri olup bunlara kompozisyon türü de denir. Kompozisyon türleri yazılı ve sözlü olmak üzere ikiye ayrılır.

A. YAZILI KOMPOZİSYON TÜRLERİ

1. Roman

İnsanların başlarından geçen veya geçmesi mümkün görülen olayların yer ve zaman belirterek bütün ayrıntılarıyla ele alınan uzun yazılara denir.

Romanın öğeleri olay, kişi, çevre ve fikirdir. Bir romanda temel unsur "kişi"dir.

2. Hikâye

İnsanları duygulandırmak ve heyecanlandırmak için onların başlarından geçmiş veya geçebilecek olayları sanatlı bir dille ve kısa biçimde anlatan yazılara denir.

Hikâyenin öğeleri olay, zaman ve çevre olmakla birlikte temel unsur "olay"dır.

3. Masal

Halkın hayal gücünden doğan gerçek dışı ve olağanüstü olaylarla süslü hikâyelere denir.

Hayal ürünü, gerçek dışı ve olağanüstü olayları anlatır. Zaman ve çevrenin belirsiz olduğu masallarda evrensel konular işlenir ve kahramanlar insanüstü nitelikler taşır. Eğiticilik esastır.

4. Makale

Herhangi bir konuda bilgi vermek, bir konuyu veya düşünceyi açıklamak ya da ispatlamak amacıyla yazılan fikir yazılarına denir.

Makalede temel unsur "fikir"dir. Gazete veya dergilerde yayınlanır.

5. Fıkra

Günlük olayları özel bir görüş ve düşünceye bağlayarak yorumlayan ciddî veya nükteli fikir yazılarına denir.

Gazete yazıları olan fıkralarda serbestçe seçilmiş güncel konular, sohbet havasında, ispatlamaya kalkmadan fakat bir sonuca ulaşılarak işlenir.

6. Sohbet (Söyleşi)

Bir konunun fazla derinleştirilmeden, okuyucuyla konuşuyormuş gibi bir anlatımla yazarın kişisel duygu ve düşüncelerini dile getirdiği fikir yazılarıdır.

Herkesi ilgilendiren güncel konuları, okuyucuyla konuşuyormuş gibi, sıcak ve samimi bir üslûpla işleyen gazete yazılarıdır.

7. Deneme

Herhangi bir konu üzerinde, kesin yargılara varmadan, özel görüş ve düşüncelerin kanıtlamaya kalkmadan, serbestçe ortaya konulduğu fikir yazılarıdır.

Bir birikime sahip olan yazar, düşüncelerini kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi yazar. Temel unsur "düşünce"dir.

8. Eleştiri (Tenkit)

Herhangi bir sanat eseri veya sanatçı üzerinde olumlu veya olumsuz görüşlerin ortaya konulduğu, bunların değerleri hakkındaki düşüncelerin belirtildiği, kısacası bir yargıya varıldığı yazılara denir. Tarafsız olunmalıdır.

9. Gezi (Seyahat) Yazısı

Gezilip görülen yerlerle ilgili bilgi, gözlem ve anıları yansıtan yazılara denir. Gezilen yerlerdeki insanların yaşamı, gelenek görenekleri, o yörenin tarihî, coğrafî ve ekonomik özellikleri anlatır. Gerçeklere dayanmalıdır.

10. Anı (Hatıra)

Bir kimsenin kendisinin yaşadığı ya da tanık olduğu olayları sanat değeri taşıyan bir üslûpla anlattığı yazılardır.

11. Günlük

Ne gün yazıldığını hatırlamak için tarih atılan, çoğu zaman her günün sonunda olup bitenin sıcağı sıcağına anlatıldığı, olaylarla ilgili yorumlar değerlendirmeler yapıldığı yazılardır.

Yazılan defterlere "günlük" veya "günce" denir.

Günlük günü gününe yaşarken, anı ise yaşadıktan sonra akılda kaldığıyla yazılır.

12. Biyografi

Bir kimsenin özellikle insanlığa çeşitli yararları dokunmuş ünlü kişilerin hayatlarını anlatan yazılara denir.

Biyografilerde kişinin yaşadığı dönem, çevresi, hayat şartları, eserleri, düşünce yapısı, kişiliği ve yaptığı işler tarafsız ve gerçeklere dayanarak kronolojik bir sıraya (tarih sırası) göre işlenir.

13. Mektup

Genel anlamda mektup, birbirinden uzakta bulunan kişilerin duygu, düşünce, istek, dilek ve olayları duyurmada başvurdukları bir yazıdan oluşan haberleşme aracıdır.

Herhangi bir düşüncenin, görüşün veya bir tezin savunulması halka duyurulması amacıyla gazete ve dergilerde yayınlanan edebî metkuplar da vardır.

14. Tiyatro

Hayatta yaşanmış ve yaşanması mümkün olayları sahnede canlandırmak için yazılan eserlere denir.

Diğer yazı türlerinden farkı somut olmasıdır.

15. Fabl

İnsan dışındaki bitki, hayvan gibi canlı varlıklara ve eşya gibi cansız varlıklara insan kişiliği vererek, onları konuşturarak başlarından geçen olayları bir ibret dersi verecek biçimde anlatan yazılara denir.

B. SÖZLÜ KOMPOZİSYON TÜRLERİ

1. Konferans

Bir konuya açıklık kazandırmak veya bir konuda bilgi vermek amacıyla bilim, sanat ve fikir adamlarınca salonlarda dinleyicilere karşı yapılan öğretici, hazırlıklı konuşmalara denir.

2. Açık oturum

Toplumun tümünü yakından ilgilendiren bir konunun, belirli bir sürede bir başkanın yönetiminde, yetkili kişilerce, sırayla, çeşitli yönlerden tartışılmasına ve incelenmesine denir.

3. Panel ve Forum

Bir konunun karara varmaktan çok, çeşitli yönlerden aydınlatılması için, küçük bir topluluk önünde bir sohbet havası içinde tartışılmasına "panel" denir. Panel sonunda tartışma dinleyenlere de geçerse tartışma "forum" hâlini alır

4. Sempozyum

Bir konu üzerinde değişik kişiler tarafından belirli bir sürede yapılan seri konuşmalara denir.

5. Nutuk (Söylev)

Bir topluluğa heyecan vermek veya belirli bir düşünceyi aşılamak için yapılan konuşmalara denir. Diğer bir adı da "hitabet"tir.

II. NAZIM (ŞİİR) BİLGİSİ

Duygu, düşünce ve istekleri ölçülü, ahenkli bir biçimde iletmeyi amaçlayan anlatım yoludur.

A. ŞİİRİN UNSURLARI

1. Vezin (Ölçü)

Sözün birtakım bölümlere ayrılarak her bölümünün hece sayısında ya da hem sayı hem de hecelerin açıklık kapalılık, uzunluk kısalık yönünden denkliğidir. İki tür vezin (ölçü) vardır. Bir de ölçüsüz şiirler vardır. Bunlara serbest tarzdaki şiirler de diyoruz.

Ölçü, sözün birtakım bölümlere ayrılarak her bölümünün hece sayısında ya da hem sayı hem de hecelerin açıklık kapalılık, uzunluk kısalık yönünden denkliğidir. İki tür vezin (ölçü) vardır. Bir de ölçüsüz şiirler vardır. Bunlara serbest tarzdaki şiirler de diyoruz.

a. Hece ölçüsü : Dizelerdeki hece sayısının denkliğine dayanan ölçü türüdür. Parmak hesabı da denen bu ölçü, Türklerin ulusal ölçüsüdür. Bu ölçünün esası hece sayısındaki denklik olup bu sayısal denklik o dizenin kalıbını da verir.

·         Kalıp, şiirin bütün mısralarında kullanılan ortak ölçüdür.

·         Bu sayısal denkliğin söyleyişte tek düzeliğe yol açmaması için her kalıp iki ya da daha fazla bölümlere ayrılarak okunur. Bu bölümlere durak denir.

Mert da ya nır, na mert ka çar

   1     2   3   4     5     6     7   8

Mey dan güm bür güm bür le nir

  1      2      3     4      5     6    7  8

Şah lar şa di van a çar

  1    2   3   4  5   6   7   8

Di van güm bür güm bür le nir

1    2      3     4      5     6   7   8

Yukarıdaki dörtlüğü oluşturan her bir mısradaki heceler sayıldığında mısraların 8'er heceden oluştuğu görülmektedir. Bu mısralar okunurken her 4 heceden sonra bir nefes almak için durulur. Bu bölümlere de durak denir. Dörtlükteki duraklar bölüm (/) işareti ile gösterilmiştir.

Durak, sözcükler bölünerek yapılmaz, sözcüklerden sonra yapılır. Yukarıdaki dörtlük 4 + 4 = 8 heceden oluşan bir hece kalıbıyla yazılmıştır. Altıncı heceden sonra durak yapılmıştır.

Hece ölçüsünde bu kalıbın dışında 7'li, 8'li ... gibi başka kalıplar da kullanılır.

b. Aruz ölçüsü : Hecelerin uzunluk ve kısalık değerlerine göre çeşitli ses kalıplarından oluşan bir tür şiir ölçüsüdür. Araplar bulmuştur.

Bu konuyu lisede göreceğinizden burada ayrıntılara girmeyeceğiz.

c. Serbest tarz : Aslında bu bir ölçü çeşidi değildir. Şiirlerde hece ölçüsünün dikkate alınmaması ile serbest tarz karşımıza çıkmaktadır.

Düşün bir kere çiçek içindesin

Bir kız alıp göğsüne takmış

Düşün bir kere meyve vermişsin

Çocuklar üstüne çıkmış

Yukarıdaki dörtlüğün birinci dizesi 11, ikinci dizesi 9, üçüncü dizesi 10, dördüncü dizesi ise 8 heceden oluşmuştur. Dolayısıyla belli bir hece kalıbıyla yazılmamıştır. Aruz kalıbıyla da yazılmadığına göre bu dörtlük serbest yazılmıştır. Yani ölçüsü yoktur.

2. Redif

Şiirlerdeki dizelerin sonunda bulunan, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, kelime veya kelime gruplarının tekrarına denir. Kafiyede ses birliği varken, redifte görev ve anlam birliği vardır.

Evcilik oynardın telli duvak

Ben uzaktan seyrederdim, merak

Yıldızlardan inme bir gül yanak,

Seni bekliyorum o gün bugündür.

Bu dörtlükteki mısraların sonunda yer alan "duvaklı", kelimelerinde bulunan "-lı" sesi isimden isim yapma eki olduğundan yani görev ve anlamları aynı olduğundan rediftir. Bu kelimelerdeki "-ak" sesleri görev ve anlamları aynı olmayan fakat ses birliği bulunan unsurlar olduğu için kendi aralarında "kafiye" oluşturur.

3. Kafiye (Uyak)

En az iki dize sonundaki kelime ve eklerde bulunan ses benzerliğidir. Kafiyeyi oluşturan unsurların yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri ise farklıdır.

Ölüm akla gelmez insan sevince

Sonunu düşünmez inceden ince

Ne gündüzün gündüz ne gecen gece

Seni bekliyorum, o gün bugündür

Dörtlükte "sevince, ince ve gece" sözcüklerindeki "-ce" sesleri kafiyeyi oluşturmaktadır.

B. KAFİYE TÜRLERİ

Kafiyeyi oluşturan seslerin sayısına göre kafiye türleri dörde ayrılır:

1. Yarım Kafiye

Mısra sonlarındaki tek ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.

Çiçek açar dal verir

Kimi uzar, birbirine el verir

Kimi meyve verir kimi gül verir

Ağaç üstünde dillenir kuşlar

Dörtlükte bulunan "verir" sözcükleri rediftir. Dörtlükteki "dal, el ve gül" sözcükleridindeki "-l" sesleri ise yarım kafiyeyi oluşturur.

2. Tam Kafiye

Mısra sonlarındaki iki ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür.

Kalbimiz çırpınır yurdu andıkça

Gözlerde zaferin nuru yandıkça

Üstünde bu bayrak dalgalandıkça

Gönlümüz rahattır toprak altında

Bu dörtlükte bulunan "andıkça, yandıkça ve dalgalandıkça" sözcüklerindeki "-dıkça" ekleri zarf fiil ekidir. Yani görev ve anlamları ayrı olduğundan rediftir. Bu sözcüklerdeki "-an" sesleri ise sadece ses benzerliğinden oluştuğu için tam kafiyedir.

3. Zengin Kafiye

Mısra sonlarındaki ikiden fazla ses benzerliğinden oluşan kafiye türüdür.

Yıllarca gurbetle çektiği çile

Canlanır yeniden gelerek dile

Aksini arayan birkaç ah ile

Göğsü boşalırken gözleri dalar

Dörtlükte bulunan "çile, dile ve ile" kelimelerindeki "-ile" sesleri (üç harften oluşmuş) zengin kafiyeyi oluşturmuştur

4. Cinaslı Kafiye

Mısralardaki anlamları ayrı, fakat yazılışı ve okunuşları aynı olan (sesteş) iki sözün mısra sonunda kullanılmasına cinaslı kafiye denir. Mısralardaki anlamları ayrı, fakat yazılışı ve okunuşları aynı olan (sesteş) iki sözün mısra sonunda kullanılmasına cinaslı kafiye denir.

Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç

Bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç

Beyitte birinci "geç" kelimesi "zaman, vaktin ileri olması" anlamında ikinci "geç" kelimesi ise "sürmesi, devam etmesi" anlamında kullanılmış farklı iki sözcüktür. "Yazıma" sözcükleri yazılış ve okunuşları aynı; fakat anlam ve görevleri farklı olduğu için cinaslı kafiyeyi oluşturmuştur.

C. KAFİYE ÖRGÜSÜ (DÜZENİ)

Bir mısranın hangi mısra ile kafiyeli olduğunun gösterilmesine kafiye düzeni denir. Kafiye düzeninde her mısra bir çizgiyle, kafiyeler de harflerle gösterilir. Üçe ayrılır.

1. Düz Kafiye

Birinci mısra ile ikinci mısranın, üçüncü mısra ile de dördüncü mısranın birbirleriyle kafiyeli olmasıdır. aabb şeklinde gösterilir.

Kandilli yüzerken uykularda

Mehtabı sürekledik sularda

Bir yolcu parıldayan gümüşten

Gittik bahs açmadık dönüşten

.....................................

a

 

.....................................

a

 

.....................................

b

 

.....................................

b

 

2. Çapraz Kafiye

Birinci mısra ile üçüncü mısranın, ikinci mısra ile de dördüncü mısranın birbirleriyle kafiyeli olmasıdır. abab şeklinde gösterilir.

Gurbet o kadar acı

Ki ne varsa içimde

Hepsi bana yabancı

Hepsi başka biçimde

.....................................

a

 

.....................................

b

 

.....................................

a

 

.....................................

b

 

3. Sarma Kafiye

Birinci mısra ile dördüncü mısranın, ikinci mısra ile üçüncü mısranın birbirleriyle kafiyeli olmasıdır. abba şeklinde gösterilir.

Her şey yerli yerinde bir dolap uzaklarda

Uzakda bir ruh gibi gıcırdıyor durmadan

Bir şeyler hatırlıyor belki maceramızdan

Kuru güz yaprakları uçuşuyor rüzgârda

.....................................

a

 

.....................................

b

 

.....................................

b

 

.....................................

a

 

Bunların dışında a a x a şeklinde oluşan "mani" kafiye şekliyle, a a a b şeklinde oluşan "koşma" kafiye şekli de vardır.

D. ŞİİR TÜRLERİ

Konularına göre şiirler beşe ayrılır.

1. Lirik Şiir

İçten gelen heyecanları coşkulu bir dille anlatan duygusal şiir türüdür.

Bu nasıl ayrılık, bu nasıl veda

Gözlerin kal diyor, dudakların git

Bakışın anahtar gözlerin kilit

Ellerin aç diyor, dudakların git

dörtlüğü lirik bir şiirdir.

2. Epik Şiir

Savaş, kahramanlık ve yiğitlik gibi konuları coşkulu bir anlatımla işleyen şiirlere denir.

Dadaloğlu'm yarın kavga kurulur

Öter tüfek davlumbazlar vurulur

Nice koç yiğitler yere serilir

Ölen ölür kalan sağlar bizimdir

dörtlüğü epik şiirdir.

dörtlüğü epik şiirdir.

3. Didaktik Şiir

Belli bir düşünceyi aşılamak ya da belli bir konuda öğüt, bilgi vermek, ahlâkî bir ders çıkarmak amacıyla öğretici nitelikte yazılan duygu yönü zayıf şiir türüdür.

İlim, kula açılmış bir kucaktır;

Aydınlıktır, meşaledir, ocaktır.

İlmin yüzü samimidir, sıcaktır;

Cehaletin yüzü soğuk, buz oğul

dörtlüğü konusuna göre didaktik şiirdir.

4. Pastoral Şiir

Doğa güzelliklerini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını ve bunlara duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür.

Sarı, yeşil, mavi renk renk

Çiçekler açmış ovada

Kelebekler benek benek

Dolaşıyorlar orada

dörtlüğü konusuna göre pastoral şiirdir.

5. Satirik Şiir

Toplum hayatındaki aksayan yönleri, düzensizlikleri, insanın değişik konulardaki eksikliklerini ve hatalarını eleştiren şiir türüdür.

Bir vakte erdi ki bizim günümüz

Yiğit belli değil, mert belli değil

Herkes yarasına derman arıyor

Deva belli değil, dert belli değil . 

dörtlüğü konusuna göre satirik şiirdir.

E. EDEBİ SANATLAR

Anlatıma güzellik ve çekicilik katmak amacıyla kullanılan sanatlardır. Şiirlerin iyi anlaşılabilmesi için söz sanatlarının bilinmesi gerekir.

Benzetme

Aralarında çeşitli yönlerden iki bulunan iki şeyden benzerlik bakımından güçsüz olanı, nitelikçe daha üstün olana benzetmektir.

"Aslan

gibi

güçlü

askerlerimiz

var."

Benzetilen Benzetme

edatı

Benzetme

yönü

Benzeyen

 

Bu örnekte olduğu gibi benzetmenin dört unsuru vardır.

·         Benzeyen : Benzetmenin temel unsurudur. Yukarıdaki örnekte "askerler" benzeyendir. Niteledikçe zayıf olandır.

·         Benzetilen : Benzetmenin diğer temel unsurudur, Yukarıdaki örnekte "asla" benzetilendir. Nitelikçe güçlü olandır.

·         Benzetme yönü : Benzeyenle benzetilen arasındaki ilişkidir. Yukarıdaki örnekte arslan ile askerler arasındaki "güçlülük" ilişkisi kurulmuş.

·         Benzetme edatı : Benzetmelerde kullanılan "kadar ve gibi" edatıdır.

Kişileştirme

İnsan dışındaki varlıklara, insan özelliği vermeye denir.

Karnın yardım kazmayınan belinen

Yüzün yırttım tırnağınan elinen

Yine beni karşıladı gülünen

Benim sadık yarim topraktır.

Bu dörtlükte "toprak" kişileştirilmiştir.

"Dağlar uyuyor, günün yorgunluğunu atıyor." cümlesinde "dağlar" kişileştirilmiştir.

Konuşturma

İnsan dışındaki varlıkları konuşturma sanatıdır. İntak olan yerde doğal olarak teşhis vardır.

Çilek der ki vişneye git

Tatlı ekşiliği sonsuz

Başka bir ülkedir sanki

Vişne benim en sevdiğim

Bu dörtlükte "çilek" konuşturulmuştur.

Gurbet bile benden bıktı: "Düş yakamdan artık." dedi. Bu cümlede de gurbet konuşturulmuştur.

 

Noktalama

 

 

NOKTALAMA

1. Nokta (.)

Cümlenin sonuna konur.
"Çocuklar bahçede oynuyor."

Kısaltmaların sonuna konur.
"Dr. Ayhan Bey tanıdığımızdır." (doktor)

Sayılardan sonra sıra bildirmek için konur. (-ıncı, -inci anlamında)
"Yarışmada 1. olmuş." (birinci)

Tarihlerin yazılışında gün, ay ve yılı gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur.
"Yazar, 10.10.1973 tarihinde doğmuş."

Saat ve dakika gösteren sayıları birbirinden ayırmak için konur.
"Okulumuz sabah saat 08.30'da açılıyor.

 

2. Virgül (,)

Eş görevli kelime ve kelime gruplarının arasına konur.
"Rıfkı akıllı, çalışkan, terbiyeli bir öğrencidir." (sıfatların arasına)
"Çantasına kitabını, defterini, kalemini özenle yerleştirdi." (nesnelerin arasında)

Sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur.
"Ülkemi seviyorum, insanlarımı tanıyorum, kendimi biliyorum."

Hitap için kullanılan kelimelerden sonra konur.
"Arkadaşları, yarın yazılımız var!"

Bir kelimenin kendisinden sonra gelen kelime veya kelime gruplarıyla yapı ve anlam bakımından bağlantısı olmadığını göstermek için konur.
"Genç, doktorlar yardım istedi."

Cümlede ara sözlerin başına ve sonuna konur.
"Yazar, Ömer Seyfettin, sade bir Türkçe ile yazmıştır."

Özne ile yüklem arasına başka ögeler girmişse özneden sonra kullanılır.
"Kitap, kültürel birimi nesillerden nesillere aktarmak çok önemli bir köprü görevindedir."

Bir durum, düşünce veya soruya kabul veya reddetmek için kullanılan "evet, hayır" gibi sözcüklerden sonra kullanılır.
"Evet, bu kitabı ben yazdım."

 

3. Noktalı Virgül (;)

Cümle içinde virgülle ayrılmış tür veya takımları birbirinden ayırmak için konur.
"Bu bölgede genellikle erkek çocuklara Ali, Tuğrul, Cem; kız çocuklara ise Fatma, Aynur, Demet adları verilir."

Ögeleri arasında virgül bulunan sıralı cümleleri birbirinden ayırmak için konur.
"Eşek ölür, semeri kalır; insan ölür eseri kalır."

Virgülle ayrılmış örnekleri farklı örneklerden ayırmak için konur.
"Türkiye, Almanya; Ankara, Paris."

Kendilerinden önceki cümleyle ilgi kuran "ancak, yalnız, fakat, lâkin, çünkü, yoksa, bundan dolayı, sonuç olarak, bununla birlikte, öyleyse" vb. bağlaçlarından önce konur.
"Dün seni kütüphanede çok bekledim; ama gelmedin."

 

4. İki Nokta (:)

Kendisinden sonra örnek verilecek cümlenin sonuna konur.
"Anlatılanlardan şunu anladım: Sanat topluma geliştirir."

Kendisinden sonra açıklama yapılacak cümlenin sonuna konur.

Doğrudan yapılan aktarmalarda, aktarılan söz ya da yazıdan önce konur.
Öğretmenimiz: "Planlı çalışanlar başarılı olur." dedi.
İki noktadan sonraki açıklama bağımsız bir cümle ise, bu cümlenin ilk harfi büyük;
iki noktadan sonraki açıklama tek tek örneklerden oluşursa, ilk harf küçük olur.
"Bahçede tür tür çiçekler vardı; gül, karanfil, lâle, menekşe..."
Babam: "Ödevlerini yapmadan uyumayın." dedi.

 

5. Üç Nokta (...)

Tamamlanmamış cümlelerin sonuna konur.
"Karşımızda yemyeşil bir ova..."

Alıntılarda; başta, ortada ve sonda alınmayan kelime ve bölümlerin yerine konur.
".... Demek ki edebiyat bir toplumun vazgeçilmezlerindendir."

Sözün bir yerde kesilerek geri kalan bölümünde okuyucunun hayal gücüne bırakıldığını göstermek ya da ifadeye güç katmak için konur.
"Evin bahçesinde yeşil çimenler, büyük gövdeli çınar ağaçları, rengârenk çiçekler..."

Örneklerin, durumların anlatılanların devamının olduğunu bildirmek için kullanılır.
"Bu bölgede her türden ağaç bulunur: kayın, çınar, çam..."

Açıklanmak istenmeyen bilgilerin yerine kullanılır.
"Savcı ... hakkında soruşturma açmış."

 

6. Soru İşareti (?)

Soru bildiren cümle veya sözlerin sonuna konur.
"Bu şiiri kim yazmış?"

Bilinmeyen yer, tarih, vb. durumlar için kullanılır.
"Yunus Emre (? - 1320) dilimizi çok iyi kullanırdı." (Doğumu bilinmiyor anlamındadır.)

Soru cümlesi veya ifadesi olmadığı hâlde soru anlamını taşıyan ifadelerden sonra da soru işareti konur.
"Adınız?"
"Doğum yeriniz?"

Bir bilginin süpheyle karşılandığı veya kesin olmadığı durumlarda soru işareti parantez (ayraç) içinde kullanılır.
"1496 (?) yılında doğan sanatçı birçok eser vermiştir."

 

7. Ünlem İşareti (!)

Sevinç, kıvanç, acı, korku, şaşma gibi duyguları anlatan cümlelerin sonuna konur.
"Yeter, susun artık!"
"Allah Allah!" Nerede çocuk?

Hitapların ve seslenmelerin sonuna gelir."
"Ey Türk Gençliği!"

Parantez içindeki ünlem (!) işareti söylenilene inanılmadığı, alay edildiği anlamını verir.
"Rıfkı, sınıfın en akıllı (!) öğrencisidir."

 

8. Kısa çizgi (-)

Satıra sığmayan kelimeler bölünürken satır sonuna konur.
"Kitap okumanın değerini bilmeyen ulusların ileri gitmesi olanaksızdır."

Cümlede ara sözleri ve ana cümleleri ayırmak için kullanılır.
"Bu filmi - film seyretmeyi çok severim - geçen yıl izlemiştim."

Dil bilgisinde ve ekleri ayırmadan kullanılır. Fiil köklerinden de sonra kullanılır. Eklerden önce gelir.
gitmek   git
bak - ış - ın
-den, -ki, -lık...

İki kelime arasında "ve, ile" anlamında ya da gruplarına göreviyle kullanılır.
"Eser 1923 - 1938 arasındaki siyasal yaşamımızı anlatıyor."
"Türk ile Azerbaycan ilişkileri gelişiyor."

 

9. Uzun çizgi (-)

Yazıda satır başına alınan konuşmaları göstermek için kullanılır.
- Bu araba senin mi?
- Evet!
- Niçin buraya bıraktın?
- Başka yer bulamadım...

 

10. Tırnak İşareti (" ")

Başka bir kimseden veya yazıdan olduğu gibi aktarılan sözler tırnak içinde yazılır.
Atatürk öğretmenlere:
"Yeni nesil sizin eseriniz olacaktır." dedi.

Özel olarak belirtilmek istenen (vurgulanan) sözler tırnak içine alınır.
"Ülkemizde "çevre" konusunda yetişen duyarlı olan kişi pek az."

Tırnak içine alınan başlıklardan sonra kesme işareti kullanılmaz.
"Nutuk"u okudunuz mu?

 

11. Kesme işareti (')

Özel isimlere getirilen çekim eklerini ayırmak için kullanılır.
"Atatürk'ün Türkiye'si çok gelişti."
Özel isimlere getirilen yapım ekleri kesme işaretiyle ayrılmaz.
"İzmirliler bu olaya çok sevinmişti."
(İzmirliler   yanlış. İzmir'liler   doğru)

Kısaltmalara getirilen ekler kesme işaretiyle ayrılır.
"23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılışı yapıldı."

Bir harf veya ekten sonra gelen ekleri ayırmada kullanılır.
"Alfabemizde u'dan önce t harfi vardır."
m(metre), l(litre), km(kilometre) gibi kısaltmalardan sonra kesme işareti kullanılmaz.
"Yüz kg. lık yükü taşıdı."

Sayılara getirilen ekleri ayırmak için konur.
"Şirketimizin 50. yılıncı kutladık."

Özellikle belirtilmek ve gösterilmek istenen harf veya kelimeden sonra kesme işareti getirilir.
"Bağlaç olan ile'nin yerine ve getirilebilir."

 

12. Yay parantez (ayraç) işareti (( ))

Yazının veya sözün aslında olmayıp, sonradan eklenmiş, açıklayıcı kelimeleri, söz gruplarını, sözün söylendiği anda olup biteni belirtmek için kullanılır.
"Bu kitabı (Nutuk) herkes okumalı."

Tiyatro eserlerinde konuşanın hareketlerini, durumunu açıklamak için kullanılır.
Adam: (Hafif gülümseyerek) Beni duymadın mı?
Kadın: (Dikkate almıyormuş gibi davranak) Ne dediniz?

Alıntıların aktarıldığı eseri veya yazarı göstermek için kullanılır.
"Cumhuriyet fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister."

 

13. Düzeltme İşareti (^)

Yazılışları bir, anlamları ve okunuşları ayrı olan kelimeleri ayırt etmek, inceltmek ve okunuşları uzun olan ünlülerin üzerine düzeltme işareti konur.

adem (yokluk) ,

adet (sayı) ,

alem (bayrak) ,

hal (pazar yeri) ,

âdem (insan)

âdet (gelenek, alışkanlık)

âlem (evren)

hâl (durum)

Yabancı dillerden Türkçe'mize giren birtakım kelime ve eklerde "g, k, l" ünsüzlerinin ince okunduğunu göstermek için bu ünsüzlerden sonra gelen "a ve u" sesleri üzerine düzeltme işareti konur. Hangi harfin üzerine konursa o harfi ve o harften önceki harfi ince okutur.
"hikâye, dükkân, kâğıt, kâr, ahlâk, hilâl, üslûp, istiklâl, lâle, felâket, rüzgâr..."

 

YAZIM (İMLÂ) KURALLARI

1. Büyük Harflerin Yazımı

Yazıda cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar.
Sanat, toplumun gelişmesine yardımcı olur. Düşünce üretimine katkıda bulunur. İnsanı disipline eder.

Şiirdeki mısraların her birinin ilk harfi büyük harfle başlar.
Uzak çok uzağız şimdi ışıktan
Çocuk sesinden gür ve sarmaşıktan
Dönmeyen gemiler olduk açıktan
Adımızı soran arayan var mı

Gazete ve dergi adlarını her kelimesi büyük yazılır. Ancak "gazete ve dergi" kelimeleri cins isim olduğundan küçük yazılır.
"Hürriyet gazetesi, Analitik dergisi..."

Kitap adlarının ve yazı başlıklarının her kelimesi çoğunlukla büyük harfle yazılır.
Bahar ve Kelebekler, Beyan Zambak...
Başlıklarda geçen "ve, ile, veya" bağlaçlarıyla "mi soru eki" küçük harfle yazılır.
Leyla ile Mecnun, Mavi ile Siyah, Turfanda mı Turfanda...

Rakamla başlayan cümlelerde rakamdan sonra gelen kelime büyük harfle başlamaz.
"Yazar ilk eserini 2001 yılında yayınlamış."

Cümle içinde başkasından aktarılan ve tırnak içine alınan cümleler büyük harfle başlar.
Öğretmenimiz: "Dilini tutmasını bilen, başarının yolunu bulmuştur." dedi.

İki noktadan (:) sonra gelen cümleler büyük harfle başlar.
Sıfatlar ikiye ayrılır: Niteleme ve belirtme sıfatları.

Ünlem (!) işaretinden sonra büyük harfle başlanır.
"Eyvah! paramı düşürmüşüm."

Üç noktadan sonra (...) büyük harfle başlanır.
"Karşımızda masmavi bir deniz... Turistler de bu manzarayı çok seviyor."

Soru işaretinden sonra (?) büyük harfle başlanır.
"Niçin gülüyorsun? Bana da anlatsana!"

Kişi adlarından önce ve sonra gelen saygı sözleri, unvanlar ve meslek adları büyük harfle başlar.
Sayın Ahmet Bey, Dr. Ayşe Hanım

Kurum, müessese, kuruluş isimleri birden fazla kelimeden oluşuyorsa, her harfi büyük yazılır.
Türk Dil Kurumu, Milli Eğitim Bakanlığı...

 

2. Yer Adlarının Yazımı

Yer adları (kıta, ülke, bölge, il, ilçe, köy, semt, cadde, sokak vb.) büyük harfle başar.
Asya, Avrupa, Türkiye, Türkmenistan, Karadeniz, İç Anadolu Bölgesi,
Yakın Doğu, Atatürk Bulvarı, Mehmet Akif Ersoy Caddesi, Karanfil Sokak...

Yer adlarında ilk isimden sonra gelen deniz, nehir, göl, dağ, boğaz v.b. tür bildiren ikinci isimler küçük harfle başlar.
Marmara denizi, Meriç nehri, Tuz gölü, Erciyes dağı...
İkinci isim, özel isme dahil ise ve ikisi birden kastedilen kavramı karşılıyorsa, ikinci isim de büyük harfle başlar. Çünkü bunlarda ikinci isim kullanılmadığı takdirde söz konusu yer adı anlaşılmaz. Örneğin Çanakkale Boğazı: Sadece Çanakkale Boğazı, Van Gölü, Ağrı Dağı, Gülek Geçidi, Muş Ovası...

Mahalle, meydan, bulvar, cadde, sokak adlarında geçen mahalle, meydan, bulvar, cadde, sokak kelimeleri büyük harfle başlar ve ayrı yazılır.
Çiçekçi Mahallesi, Gülistan Caddesi, Menekşe Sokak.

İki veya daha fazla kelimeden oluşmuş yer adları (il, kasaba, köy) bitişik yazılır.
Eskişehir, Çanakkale, Boğaziçi

Dağ, tepe, akarsu, göl, deniz adları da bitişik yazılır.
Uludağ, Akdeniz, Yeşilırmak, Acıgöl

 

3. Kısaltmaların Yazımı

Kısaltmaların yazılışlarına ve okunuşuna dikkat edilmelidir. Çünkü ekler kısaltmaların okunuşuna göre gelir. İki tür kısaltma vardır:

Tek kelimeden yapılan (küçük harflerle) kısaltmalar:
"Sokak" kelimesi, "sk." şeklinde kısaltılır ve ek getirildiğinde kelimenin açık okunuşu esas alınır. (sokak'tan   sk.'tan)

Birden fazla kelimeden oluşan kısaltmalar:
Her kelimenin ilk harfi alınarak oluşmuştur.
Okunuşu; her ünsüz harften sonra "e" ünlüsü getirilerek olur. Ekler ise son harfin okunuşuna göre getirilir.
TDK'nin (Te De Ke'nin)
Birden fazla kelimeden oluşan isimlerin kısaltmasında; baş harflerin yanında bazı seslerin de kısaltmaya eklendiği durumlarda, kısaltma bir kelime gibi okunur ve ekler de bu kelimenin okunuşuna göre gelir.
BOTAŞ'ın, TÜBİTAK...

 

4. Sayıların Yazımı

Sayılar rakamla ya da yazı ile gösterilir. Açık ve kesin kurallar olmamakla birlikte nerede rakam, nerede sayıların kullanılacağına dair bazı kalıplar oluşmuştur.

Edebî metinlerde, yazıyla gösterilen rakamların her kelimesi ayrı yazılır.
"Cumhuriyet bin dokuz yüz yirmi üçte ilân edildi."
Ticarete ait (çek, senet v.b.) evraklarda bitişik yazılır.
"Hesabına yalnız beşyüz seksenbeş milyon lira yatırılmış."

 

5. Yön İsimlerinin Yazımı

Yön isimleri bir yer adının başında onu belirtir durumda kullanılıyorsa büyük harfle başlar.
Güney Amerika, Batı Anadolu, Orta Asya

Yön isimleri yalnız başlarına veya bir isimden sonra, isimlerin yönlerini bildirecek şekilde kullanılırsa küçük harfle başlar.
"Soğuk hava kütlesi kuzeyden gelecek."
"Türkiye'nin doğusu, batısından daha dağlıktır."

Ara yönler bitişik yazılır."
"Rüzgâr kuzeydoğudan esecek."

 

6. Tarihlerin Yazımı

Cümle içinde geçen ay ve gün adları küçük harfle başlar.
"Arkadaşlarla Haziran ayının ilk pazartesi günü toplanma kararı aldık."

Belli bir tarihi bildiren ay ve gün adları büyük harfle başlar.
"10 Kasım 1938 Perşembe günü yaşama veda etti."

Aylar ve günler yazıyla olduğu gibi rakamlarla da gösterilebilir.
10 Kasım 1938 10.11.1938 10/11/1938
Tarihlerde ayların adı yazılırsa gün ve yıl bildiren, sayılar nokta ve çizgi ile ayrılmaz.
23 Nisan 1920 tarihi,
23 Nisan 1920 ve 23/Nisan/1920 şeklinde yazılamaz.

 

7. Ayrı Yazılan Birleşik Kelimeler

Birleştirmede yer alan kelimeler kendi anlamlarını koruyorsa, bu tür birleşik kelimeler ayrı yazılır.
"ada balığı, ağustos böceği, Ankara keçisi, Arnavut kaldırımı, açık öğretim, yarım küre, Kutup Yıldızı ..."

İkilemeler ayrı yazılır. Araya hiçbir noktalama işareti getirilemez.
"Arabamız ağır ağır ilerliyordu."
"Çocuğun yeşil yeşil gözleri vardı."
"Büyük küçük, eğri büğrü, ufak tefek, yalan yanlış, eski püskü..."

"Ev, ocak, yurt" kelimelerinin sona geldiği sözler ayrı yazılır.
Yayın evi, sağlık ocağı, öğrenci yurdu...

 

8. Bitişik Yazılan Birleşik Kelimeler

Birleştirmede yer alan kelimeler kendi anlamlarını korumuyorsa (benzetme yoluyla oluşturulan birleşik kelimeler) bitişik yazılır.
gelinparmağı (üzüm), kuşburnu (bitki), altınbaş (havlu), aslanağzı (çiçek), yeşilbaş (ördek), kedigözü (lâmba) ...

Ses düşmesi meydana gelerek birleşik kelime oluşursa bunlar bitişik yazılır.

pazar ertesi

kayın ana

kayıp etmek

pazartesi

kaynana

kaybetmek

Pekiştirme sıfatları bitişik yazılır.
Masmavi, yemyeşil, kıpkırmızı, tertemiz...

"Üst, üzeri" kelimeleriyle biten sözler bitişik yazılır.
akşamüstü, öğrenci, insanüstü, olağanüstü, doğa üstü,

 

9. "Ki" lerin Yazımı

İlgi zamiri olan "-ki" nin yazımı:
Kendisinden önce ya da sonra belirtilen bir ismin yerini tutar. Bitişik yazılır.
"Benim boyum uzun seninki kısa."
"Üzerindeki çok yakışmış."

Sıfat yapım eki alan "-ki" nin yazımı:
İsimlere getirilir ve eklendiği kelimeyi sıfat yapar. Bitişik yazılır.
"Bahçedeki çiçekleri kim suluyordu?"

Bağlaç olan "ki" nin yazımı:
Bu "ki" başlı başına bir kelime olduğundan kendinden önceki ve sonraki kelimelerden ayrı yazılır.
"Duydum ki unutmuşsun, gözlerimin rengini!"

 

10. "De" lerin Yazımı

Hâl eki olan "de" nin yazımı:
Sesli ve sessiz uyumlarına uyarak dört şekilli olarak kullanılır; -da, -de, -ta, -te.
Yani ünsüz uyumundan etkilenir, cümleden çıkarılınca cümlenin anlamı bozulur, cümlede dolaylı tümleç veya zarf tümleci görevinde kullanılır. Bitişik yazılır.
"Evde kimse yoktu"
"Bu kitapta güzel konular işlenmiş."

Bağlaç olan "de" nin yazımı:
Başlı başına bir kelimedir. Ünsüz uyumundan etkilenmez; yani "-ta, -te" şeklinde yazılmaz. cümleden çıkarılırsa cümlenin anlamı bazen değişirse de anlam bozulmaz. Ayrı yazılır.
"Bence sen de haklısın!"
"Salih de gelseydi."
"Kardeşim evde de yok."

 

11. Soru Ekinin (mi) Yazımı

Soru eki mı, ünlü uyumundan etkilendiği için "mi, mu, mü" şekillerine girebilir. Yani dört şekilde bulunur. Kendinden önceki kelimeden ayrı yazılır. Kendinden sonraki ekler "mi" ye bitişik yazılır.

"Bu kitap senin mi?"

"Bu filmi daha önce izlemiş miydiniz?"

 

Cümle Çeşitleri

 

 

CÜMLE ÇEŞİTLERİ

Cümleler, kendini oluşturan sözcüklerin anlamlarına, cümlede bulundukları yerlere, türlerine göre değişik özellikler gösterir. İşte bu özelliklere göre cümleler değişik gruplar altında incelenir.

A. YÜKLEMLERİNE GÖRE CÜMLELER

Buna "yükleminin türüne göre" de denebilir. Çünkü cümleyi yüklemine göre incelerken yüklemi oluşturan sözcüklerin türüne bakılır.

1. Fiil (Eylem) Cümlesi

Yüklem durumunda bulunan söz, çekimlenmiş bir fiilse, cümle fiil cümlesidir.

"Salondaki konuşmacıyı dinledi."

cümlesinde "dinledi" yüklemdir. Bu yüklem "dinlemek" fiilinin bilinen geçmiş zamanda çekimlenmesiyle oluştuğundan, cümle, yüklemine göre fiil cümlesi olur.

"Kardeşim hasta oldu."

"Bu işi bugün yapabilirim."

"Geziye gitmekten vazgeçti."

cümlelerindeki yüklemler de fiil olduğundan bu cümleler eylem cümlesidir.

2. İsim (Ad) Cümlesi

Yüklem çekimli bir fiil değilse, ister isimden ister edattan, isterse fiilimsiden oluşsun isim cümlesi sayılır. Bu cümleleri, adına aldanıp sadece ismin yüklem olduğu cümleler olarak anlamamak gerekir

"Bugün hava güzel."

cümlesinde yüklem "güzel" sözcüğüdür. Bu sözcük ek eylem alarak yüklem olmuş bir isimdir. Yani fiil değildir. Öyleyse bu cümle isim cümlesidir.

"Onun birçok kitabı var."

"Bu soru zor değil."

"Dün akşam deniz kenarındaydık."

"Bütün öğrenciler okulun bahçesinde."

"Burası eski bir okuldur."

B. ÖGE DİZİLİŞİNE GÖRE CÜMLELER

Türkçe'de cümleyi oluşturan ögeler belli bir mantık dizilişine göre sıralanır. Hatta tamlamayı oluşturan sözcüklerin bile bir sıraya göre dizilmesi gerekir.

Ögelerin sıralanışına göre cümleler iki grupta incelenir.

1. Kurallı Cümle

Yüklemi sonda bulunan, yani ögelerin Türkçe'nin kurallarına göre sıralandığı cümlelerdir.

"Sanat eseri, halkın sorunlarını anlatır."

cümlesinde "anlatır" yüklemi sonda bulunduğu için cümle kurallıdır.

"Bu ayakkabılar eskimiş."

"Bu resim çok güzelmiş."

"Bu kitabı ben de okudum."

cümlelerinde yüklemler sonda olduğundan, bu cümleler kurallıdır.

2. Devrik Cümle

Yüklemi sonda bulunmayan cümlelerdir.

"Ayırma gözlerini gözlerimden bu akşam."

cümlesinde yüklem "ayırma" sözcüğüdür. Diğer bütün ögeler yüklemden sonra geldiğinden bu cümle devriktir.

"Seni almadan gitmeyeceğim buradan."

"Kuşlar buralara gelmiyor artık."

"Çayınızı hazırlarım şimdi."

cümlelerinde yüklemler sonda olmadığından bu cümleler devriktir.

C. ANLAMINA GÖRE CÜMLELER

Her cümlenin bir anlamı vardır. Ancak cümleler bu anlamı değişik yapılarla bildirir. Bazen bir yargıyı haber verir. Bazen anlamı, soruyla bildirir. Bazense bir duyguyu aktararak ifade eder. İşte bu bildirme şekillerine göre cümleyi üç grupta inceliyoruz.

1. Haber Cümlesi

Bir yargıyı olumlu ya da olumsuz biçimde aktaran cümlelerdir.

Bir eylemin yapıldığını, yapılabileceğini, bir varlığın bulunduğunu ifade eden cümleler olumlu, tersini ifade edenler olumsuzdur. Olumlu cümlelerde mantıkça istenen bir durumun bulunması gerekir. Aşağıdaki yüklemleri inceleyerek bunu açıklayalım.

Olumlu

Konuştu

Gelse

Gidiyor

Var

Akıllı

İyi

Olumsuz

Konuşmadı

Gelmese

Gidiyor değil

Yok

Akılsız

İyi değil

Görüldüğü gibi olumlu yüklemler "-ma, -me" olumsuzluk ekiyle "değil", olumsuzluk edatıyla, "-sız" gibi olumsuz anlam veren eklerle olumsuz hâle getirilebiliyor.

Bazı cümlelerde ise yapıca yukarıdaki olumsuzluklar bulunduğu hâlde cümle anlamca olumlu olabilir. Bu, çoğu kez iki olumsuzluğun bir arada bulunduğu yargılarda görülür. Örneğin;

"Bu kitapları okumamış değilim."

cümlesinde "okumamış değilim" yükleminde iki olumsuzluk vardır. Bunlar yüklemin "tanıyor" şeklinde olumlu bir yargı vermesini sağlamışlardır.

Bazı cümlelerde ise olumsuzluk, soru yoluyla sağlanır.

"Ben oraya gider miyim hiç?"

cümlesinde yüklem olumlu olduğu hâlde cümlenin anlamı soru yoluyla olumsuz hâle getirilmiştir. "Gitmem" denmek istenmiştir.

Bazı cümlelerde olumsuzluk bağlaçlarla sağlanır.

"Ne sinemaya gitmiş ne tiyatroya."

cümlesine ne... ne.... bağlacı, "gitmemiş" anlamı kazandırmıştır.

"Sanki o benden yüksek not aldı."

cümlesinde "sanki" bağlacı cümleye olumsuz anlam katmıştır: Almadı.

2. Soru Cümlesi

Cevap almak amacıyla hazırlanan cümlelerdir. Bunlar değişik soru sözcükleriyle sağlanır.

"Soruları çözdünüz mü?

"Bu kitabı kim okudu?"

"Sınavlar ne zaman başlayacak?"

"Okula giderken beni neden beklemediniz?

cümleleri birer soru cümlesidir.

3. Ünlem Cümlesi

Yargıyı bir duygu aktararak ortaya koyan cümlelerdir. Çoğu zaman kızgınlık, sevinme, alınma, heyecan gibi bir duygu aktarır ya da seslenme bildirir.

"Eyvah, kitaplarımı yine evde unuttum!"

"Bu şehir ne kadar da güzelmiş!"

cümleleri ünlem cümlesidir.

Bunların dışında istek cümlesi, şart cümlesi, emir cümlesi, gereklilik cümlesi gibi anlamına göre cümleler de verilmiştir. Ancak bu, cümlenin yapısıyla ilgili olmayan sadece anlama bağlı özelliktir. Eğer bunu göz önüne alırsak, her cümleye bir ad bulmak gerekebilir.

"Plânlı çalışırsan başarıya ulaşırsın."

cümlesi şart (koşul),

"Hep birlikte sinemaya gidelim."

cümlesi istek,

"Hemen gidip ödevlerini bitir."

cümlesi emir,

"Her gün kitap okumalısın."

cümlesi gereklilik anlamı veren cümlelerdir.

D. YAPILARINA GÖRE CÜMLELER

Her cümle bir yargı bildirir. Ancak bazı cümlelerde birden fazla yargı bildiren unsur bulunur. Bunlar bazen iki ayrı yüklemle, bazen yan cümleciklerle sağlanır. Cümlenin yapısına geçmeden önce yapıyı belirleyen temel ve yan cümleleri görelim.

Temel Cümle

Bir cümlenin yüklemi temel cümledir. Cümlenin bildirmek istediği asıl yargı da bu cümleyle verilir. Diğer ögeler temel cümleyi açıklayan tamamlayıcı ögelerdir. Örneğin;

"Bu çiçeği çok sevdim."

cümlesinde "sevdim" yüklemi temel öge, diğer ögeler ise onun tamamlayıcısıdır.

Yan Cümle

Tam bir yargı bildirmeyen, temel cümlenin bir ögesi durumunda bulunan ve kendi içinde değişik tamamlayıcı ögeler de alabilen söz öbeğidir.

Yan cümleler iki şekilde yapılabilir: Fiilimsilerle ve çekimli fiillerle.

Fiilimsilerle yapılanlar:

Cümle içinde temel cümlenin bir ögesi olan ya da bir ögenin tamamlayıcısı olan fiilimsiler yan cümlecik yapar. Örneğin;

"Kitap okuyunca kendimi iyi hissediyorum."

cümlesinde "hissediyorum" yüklemdir. "Ne zaman hissediyorum?" sorusuna "Kitap okuyunca" cevabı geliyor. Cümlede zarf tümleci olan bu öge "okuyunca" bağ fiili üzerine kuruludur. Görüldüğü gibi fiilimsi, bir öge durumundadır. Öyleyse zarf tümleci bir yan cümleciktir.

"Ödevlerini yapan öğrencilere hediye vereceğim."

cümlesinde ise "vereceğim" yüklemdir. "Kime vereceğim?" sorusuna "Ödevlerini yapan öğrencilere" dolaylı tümleci cevap verir. Cümlede "yapan" sıfat - fiilini görüyoruz. Bu söz "öğrenciler" isminin sıfatı durumundadır. Yani dolaylı tümlecin tamamlayıcı ögesidir. Tamamladığı ögeyle birlikte yan cümle yapmış ve dolaylı tümleç görevini üstlenmiştir.

Çekimli Fiillerle yapılanlar :

Fiilin yüklem olabilmesi için çekimli olması gerektiğini söylemiştik. Ancak her çekimli fiil yüklem olmaz, bazen cümlenin tamamlayıcı ögesi olur. İşte bu durumda, yani çekimli bir fiilin bir öge olduğu durumda, bu fiil yan cümlecik olur. Örneğin;

"Hava soğursa dışarıya çıkamam."

cümlesinde "çıkamam" yüklemdir; "hava soğursa" zarf tümlecidir. Bu tümleci oluşturan "soğursa" sözcüğü "soğumak" fiilinin geniş zamanının şartıyla çekimlenmiştir. Görüldüğü gibi çekimli bir fiil temel cümlenin ögesi durumundadır ve yan cümlecik oluşturmuştur.

Şimdi cümleleri yapılarına göre inceleyerek konuyu daha da pekiştirelim.

1. Basit Cümle

İçinde yan cümlecik bulunmayan cümlelerdir. Bu cümleler tek bir yargı bildirir.

"Bütün öğrencilerimi çok seviyorum."

cümlesi basit bir cümledir. Çünkü "seviyorum" yükleminden başka yargı bildiren öge yoktur. Yan cümlecik kullanılmayan bir cümle basit demektir.

"İşe erkenden giderim."

"Bu yarışı mutlaka kazanacağım."

"Bizim sınıf çok başarılıdır."

"Dayımların evi bizimkinden büyük."

cümleleri yapısına göre basit cümlelerdir.

2. Birleşik Cümle

Tek bir yüklemi olan ve içinde yan cümlecik bulunan cümlelerdir.

Yan cümlenin özelliğine ve yükleme bağlanışına göre değişik gruplara ayrılır.

a. Girişik birleşik cümle : Yan cümleciğin fiilimsi olduğu cümlelerdir.

"Ülkemizin gelişmesi için çalışıyoruz."

cümlesinde "çalışıyoruz" yüklemdir. Diğer söz öbeği zarf tümlecidir. Bu tümleç içindeki "gelişmesi" isim-fiili yan cümle yapmıştır. Fiilimsi hangi öge içindeyse, görevi o ögeyle özdeştir. Bu cümlede zarf tümleci içinde olduğundan kendisi de zarf tümlecidir.

"Sınavı kazanan öğrencileri tebrik ettik."

cümlesinde "tebrik ettik" yüklemdir. "Sınavı kazanan öğrencileri" nesnedir. Nesne içindeki "kazanan" sıfat-fiili yan cümlecik yapmış, yan cümleciğin görevi de nesnedir.

"Bu zamana kadar kimse oturarak başarılı olmamıştır."

cümlesinde "başarılı olmamıştır" yüklem, "oturarak" zarf tümlecidir. "Oturarak" zarf -fiil olduğundan yan cümleciktir.

b. Şart (Koşul) cümlesi : Temel cümleye şart koşan bir yan cümlecikten oluşan cümlelerdir. Yan cümle daima -sa, -se şart kipiyle çekimlenir.

"Öğretmenlerinizi dinlerseniz başarılı olursunuz."

cümlesinde "başarılı olursunuz" yüklemdir. "Öğretmeninizi dinlerseniz" ögesi ise şart bildiren yan cümleciktir.

"Biraz hızlı giderse otobüse yetişir."

cümlesinde "yetişir" yüklemdir, "Biraz hızlı giderse" ögesi ise temel cümleye şart koşan bir yan cümleciktir.

3. Sıralı Cümle

En az iki yüklemi bulunan cümlelerdir. Sıralı cümleler birbirine virgülle bağlanır. Örneğin;

"Eve gitti, yatıp uyudu."

cümlesinde "gitti" ve "uyudu" yüklemleri birbirinin ögesi durumunda bulunmayan ayrı yüklemlerdir ve sıralı cümle oluşturmuşlardır.

"Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır."

cümlesinde "baktırır" ve "yaktırır" yüklemleri birbirine virgülle bağlanmıştır.

Sıralı cümleler kendi içinde ikiye ayrılır:

a. Bağımlı sıralı cümle : Sıralı cümlelerde yüklemlerin ortak ögesi bulunabilir. Bu tür cümlelere bağımlı sıralı cümle denir. Örneğin;

"Görevliler balonları aldılar, çocuklara dağıttılar."

cümlesinde "aldılar" birinci cümlenin yüklemidir. "görevliler" özne, "balonları" nesnedir. İkinci cümlenin yüklemi "dağıttılar" dır. Bu cümlenin de öznesi "görevliler"; nesnesi "balonları"dır. Görüldüğü gibi hem "aldılar" hem "dağıttılar" yüklemlerinin özneleri ve nesneleri ortaktır. Bu nedenle cümle bağımlı sıralı cümledir.

b. Bağımsız sıralı cümle : Sıralı cümlede yüklemlerin hiçbir ortak ögesi yoksa cümle "bağımsız sıralı cümle" adını alır.

"Kitap okumayı çok severim, her gün kitap okurum."

cümlesinde "severim" ve "okurum" yüklemlerinin hiçbir ortak ögesinin olmadığını görüyoruz. Dolayısıyla cümle bağımsız sıralı cümledir.

4. Bağlı Cümle

Birden fazla yüklemi olan cümlelerdir. Sıralı cümlelerden farkı, yüklemlerin birbirine bağlaçlarla bağlanmasıdır.

"İçeri girdi bize selâm verdi."

cümlesi sıralı cümledir. Çünkü yüklemler birbirine virgülle bağlanmıştır.

"İçeri girdi ve bize selâm verdi."

cümlesi ise bağlıdır. Çünkü yüklemler birbirine "ve" bağlacı ile bağlanmıştır.

"Hem annemi hem babamı özledim."

"Kırları çok seviyorum ama kırlara çıkamıyorum."

"Ne kızı verir ne dünürü küstürür."

 

Paragraf

 

     

 

 

PARAGRAF

Paragraf, bir düşünceyi tam olarak anlatabilmek için bir araya getirilen cümleler topluluğudur. Paragrafın bütün cümleleri aynı konuyu işler ve aynı düşünceyi açıklar ya da destekler. Tek bir düşünce etrafında oluştuğundan kendi içinde bir bütünlük gösterir; kendinden önceki ya da sonraki paragraflara bir bağlılık göstermez.

PARAGRAFIN KONUSU

Paragrafta hakkında söz söylenen düşünce, olay ya da durumlar konuyu verir. Konuyu bulmak için "Parçada neden söz ediliyor?" diye sorabiliriz. Yani üzerinde durulan neyse konu da odur. Bununla ilgili sorular değişik soru kökleriyle karşımıza çıkar.

"Aydın karşılaştığı her meseleyi yeniden irdeleyen insandır. Fikirler, üzerinde düşünülmeyince basmakalıp hâle gelir; bir nevi batıl inanç şekline girer. Aydın, başkalarından önce kendine karşı hür olan insandır. Onun için hakikat, en üstün kıymettir."

Parça neyi anlatıyor? sorusunu bu parçaya yönelttiğimizde alacağımız cevap: "Aydın"ı anlatıyor olacaktır. Peki "Aydın"ın neyini anlatıyor? dediğimizde "Özelliklerini..." cevabını veriyoruz. Öyleyse bu parçanın konusu "aydının özellikleri"dir.

Bazen konu soruları şiir şeklinde de karşımıza çıkabilir.

Tema : Şiire hâkim olan duygu veya şiirde bahsedilen konuya tema denir.

"Burda güneş

Orda yağmur

Güneşte de güzel dünya

Yağmurda da

Şükürler olsun tanrım

Şükürler olsun sana

Verdiğin hayat pırıl pırıl"

Şimdi bu şiirin temasını bulalım.

Şair güneşi ve yağmuru anlattıktan sonra ikisinin de güzel olduğunu söylüyor. Sonra bunların güzelliğini genelleyerek yaşamın pırıl pırıl, yani güzel olduğuna değiniyor.

Memnun olduğu bu güzel yaşamı bahşettiğinden dolayı da Allah'a şükrediyor. Şair yaşamı güzel bulduğuna ve şiirde bunu anlattığına göre şiirin teması "yaşama sevinci" dir diyebiliriz.

PARAGRAFIN ANA DÜŞÜNCESİ

Ana düşünce, parçada yazarın okuyucuya vermek istediği mesajdır. Buna yazarın paragrafı yazma amacı da diyebiliriz.

Her paragrafın belli bir ana düşüncesi vardır. Bu düşünce bazen paragrafın herhangi bir yerinde bir cümle hâlinde verilir. Diğer cümleler bu düşünceyi açıklar ya da destekler. Bazen ise belli bir cümleyle verilmez, paragrafın bütününe sindirilir.

Paragrafın ana düşüncesini bulabilmek için kendimize "Yazar bu parçayı hangi amaçla yazdı?", "Bize ne demek istedi?" gibi soruları sorabiliriz.

"Oyun, çocukların ruhi eğitiminde önemli bir yer tutar ve gelişmelerini sağlar. Oyundan ve oyuncaklardan mahrum bazı çocukların, gelecekte asık yüzlü, somurtkan ve çekilmez kişiler oldukları görülmüştür. Oyunlar, aşırı olmadığı sürece, çocuklar için vazgeçilmez eğlence kaynaklarıdır."

Bu parçanın bütününde işlenen düşünce "Oyun ve oyuncağın, çocuğun ruhsal gelişimi için gerekli olduğu" fikridir.

Yazar bu ana düşünceyi zaten ilk cümlede "Oyun, çocukların ruhi eğitiminde önemli bir yer tutar. Ve gelişmelerini sağlar." Sözleriyle vermiştir. Daha sonraki cümlelerde ise bu düşüncesini açıklayıcı ve destekleyici yargıları vermiştir.

Bazen ana düşünce şiirle de sorulabilir.

"İnsan vardır fark edilmez süsünden,

Kimi farksızdır koyun sürüsünden.

Her gördüğün şekle aman kapılma.

İnsan belli olmaz görüntüsünden."

Bu parçada insan ve hayvan karşılaştırılmış. İyi bir hayvanın dıştan bakılarak anlaşılabileceği, insanın tanınmasının ise zor olduğu dile getirilmiştir. Anlatılan "İnsanın ne düşündüğü, ne yapmak istediği, kısaca içyüzü belli değildir." sözleri ile özetleyebiliriz.

PARAGRAFIN YARDIMCI DÜŞÜNCELERİ

Her paragraf tek bir konu üzerinde durur ve bir ana düşünceyi işler.

Paragrafta bunun dışında, ana düşüncenin daha iyi açıklanmasını sağlayan, onu daha belirgin hâle getiren, işlediği konunun sınırlarını çizen düşünceler de vardır. Bu düşüncelere de paragrafın yardımcı düşünceleri denir. Bir paragrafta ana düşünce bir tane iken yardımcı düşünce sayısı birden fazla olabilir.

Yardımcı düşünceyle ilgili sorular çoğu zaman olumsuz biçimdedir.

Bir parça üzerinde yardımcı düşünceleri inceleyelim.

"İyi yazmak ya da güzel konuşmak, kültürlü her insanın edinmek istediği erdemlerin başında gelir. Bu erdemlere sahip olmanın yolu, okumak ve okuduğunu anlamaktan geçer. Okuma, kültürün temeli olduğu kadar bilginin de başlıca kaynağıdır."

Şimdi bu parçadan bazı yardımcı düşünceler belirleyelim.

Parçanın son cümlesindeki "Okuma, kültürün temeli olduğu kadar bilginin de başlıca kaynağıdır." cümlesinden "Okumakla bilgi hazinemizin genişlediğinden" ifadesi;

Parçadaki "...güzel konuşmak.... Bu erdemlere sahip olmanın yolu, okumak ve okuduğunu anlamaktan geçer." sözlerinden "İfade güzelliğinin okumakla elde edileceğinden" ifadesi;

Parçadaki "Okuma, kültürün temeli olduğu kadar bilginin de başlıca kaynağıdır." cümlesinden "Okumanın, bilgi kaynaklarının en önemlisi olduğundan" ifadesi çıkarılabilir.

Ancak böyle bir parçadan "Bilgili insanların toplumda saygı gördüğünden" yargısı çıkarılamaz. Çünkü parçada bundan hiç bahsedilmemiştir.

PARAGRAFIN YAPISI

Paragrafın; bir makalenin, denemenin ya da başka bir yazının küçültülmüş biçimidir.

Nasıl bu tür yazıların giriş, gelişme ve sonuç bölümleri varsa, bir paragrafın da bu tür bölümleri vardır. İşte paragrafın yapısıyla ilgili sorular böyle bir bölümlemeyi ortaya çıkarmak için sorulur.

Giriş bölümü

Genelde tek cümleden oluşan giriş bölümünde parçada anlatılacak konu verilir.

"Sanatçı, toplumun sorunlarına duyarlı olmalıdır." cümlesi giriş cümlesi olabilir.

Giriş bölümü cümlesinde, sanki giriş cümlesinden önce bir cümle varmış anlamını verebilecek olan "bu yüzden, bundan dolayı, kaldı ki, yine de, ama, fakat, oysa, çünkü, bunun için, ise..." gibi bağlayıcı ifadeler yer almaz.

Örneğin;

"Demek ki bizden gizlediği bazı şeyler var."

"Ağaç sevgisi de bizim önemli değerlerimizden biridir."

"Çünkü kitabın kıymetini okuyan bilir."

"Şimdi de ağaç üzerine bir şeyler söyleyelim."

Yukarıdaki cümlelerden hiçbiri, bir parçanın giriş, yani ilk cümlesi olamaz. Çünkü bu cümlelerin hepsinde kendilerinden önce başka cümlelerin de olduğunun işaretlerini veren bağlayıcı ifadeler bulunmaktadır. Bu ifadelerin altı çizilmiştir.

Gelişme bölümü

Giriş bölümünde verilen konunun her yönüyle ortaya konduğu bölümdür.

Düşüncenin açılması için anlatım yollarından yararlanılır.

Sonuç bölümü

Gelişme bölümünde anlatılan olay, düşünce ya da duyguların bir sonuca bağlandığı bölümdür. Paragraf tamamlama soruları bu bölümle ilgilidir. Şimdi paragraf tamamlamaya değinelim.

PARAGRAF TAMAMLAMA

Parçanın son cümlesi bir bitiş bildirir. Ya anlatılanlardan bir sonuç çıkarılır ya da bir olayın bitişini gösterir. Bu soruların çözümünde cümlelerin anlamca bağlılığı yanında yapısal olarak bağlanmalarına da dikkat edilmelidir.

"Kalemi elime aldığım zaman bir şey yazmadan kalıyorum diyorsanız, bilgi tokluğu ve duygu zenginliğine sahip olmak için bol bol okuyunuz. Küçük yaşlardan itibaren kitaplarla dost olunuz. Kitapların o geniş dünyasına kulaç açtığınız zaman kendinizi daha mutlu ve güvenli hissedeceksiniz. Okudukça yazmaya karşı ihtiyacınız artacak
ve ..."

Bu parçada yazmak ile okumak arasında bir ilişki kurulduğunu görüyoruz. Bunu, parçanın giriş cümlesindeki "Kalemi elime aldığım zaman bir şey yazmadan kalkıyorum diyorsanız,..." varsayımına karşılık olarak, yine parçadaki "...bol bol okuyunuz." ifadesinden anlıyoruz. Yani parçada, yazmak isteyene okumak tavsiye ediliyor. Parça "Okudukça yazmaya karşı ihtiyacınız artacak ve ..." şeklinde devam ettiğine göre parçayı tamamlayacak ifade "yazmak" ile ilgili bir ifade olmalıdır. Öyleyse bu paragrafı "elinizi kaleme uzatacaksınız." şeklinde bir ifadeyle tamamlayabiliriz.

PARAGRAF OLUŞTURMA

Bir paragraf oluşturabilecek cümleler dağınık olarak verilir ve öğrencinin bunlardan bir paragraf oluşturması istenebilir. Bu tip sorularda cümlelerin anlamca ve yapıca birbirine bağlanabilmesi aranmalıdır.

Burada dikkat edilecek noktalar şunlardır:

Öncelikle cümlelerin hepsi okunarak bu cümlelerin ne anlattığı belirlenmeye çalışılmalıdır.

Eğer bir olay anlatılıyorsa olayın gerçekleşme sırası belirlenmelidir. (Zaman akışı)

Eğer bir fikir işleniyorsa bu düşüncenin mantık sırası belirlenmelidir.

Aşağıdaki karışık cümlelerle bir paragraf oluşturalım.

I. Çanakkale sırtlarını bombardıman ettiler.

II. Bir topçu bölüğünde yalnız Seyit ve Ali adlı iki topçu eri kaldı.

III. Oradan geçip İstanbul'u almaya çalışıyorlardı.

IV. 1915 yılında düşman gemileri Çanakkale Boğazı'na gelmişlerdir.

V. Oradaki askerlerimizin çoğu şehit düştü.

Bu cümlelerin hepsini okuduğumuzda Çanakkale Savaşı ile ilgili bir olayın hikâye edildiğini görmekteyiz. Yapacağımız iş olayın gerçekleşme sürecini belirlemek.

"Önce boğaza gemilerin gelmesi anlatılmalı. (IV) Gemilerin geliş amacı verilmeli.
(III) Sonra bombalama anlatılmalı.(I) Bombalamadan sonra anlatılması gereken olay askerlerimizin şehit düşmesi olacaktır. (V) Yalnız şehit düşmeyen iki topçumuz vardır.
(I) " Olay mantıken böyle sıralanmalı. Çünkü eylemlerden birinin gerçekleşmesi diğerine bağlı.

Bu parçadan bir paragraf oluşturulduğunda sıralama "IV - III - I - V - I" şeklinde olmalıdır.

DÜŞÜNCENİN AKIŞINI BOZAN CÜMLE

Paragrafı oluşturan cümlelerin hepsi aynı düşünce etrafında örgülenir, aynı konuyu anlatır.

Bazen parçalarda bir konu anlatılırken farklı bir düşünce veya konunun farklı bir yönü bir cümle hâlinde araya girer. Düşüncenin akışını bozan cümlelerin sorulduğu sorularda bizden istenen işte bu farklı cümleyi bulmaktır.

Bu soruların çözümünde yapılacak iş; her bir cümlenin ne anlattığını, bir iki kelimeyle tespit etmektir. Sonra bu tespitlerimizi karşılaştırmaktır. Görülecektir ki bir cümle haricinde hepsi aynı konudan veya konunun aynı yönünden bahsediyor. Farklı şeylerden bahseden cümle düşüncenin akışını bozan cümledir.

"(1) Ne güzel de süzülüyor martılar gökyüzünde. (2) Hep onlar gibi özgür olmak istemişimdir. (3) Her şey gözlerinde küçücük .... (4) Altlarında mavi deniz, üstlerinde masmavi gökyüzü..."

Bize yukarıdaki parçadan hareketle: "Bu parçada numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?" şeklinde bir soru sorumuş olsunlar. Yapacağımız ilk iş cümlelerde ne anlatıldığını birer kelimeyle belirlemektir. Parçadaki 1., 3. ve 4. cümlelerde "martıların uçuşundan" bahsedilirken 2. cümlede yazarın "martılara öykünmesinden" bahsedilmektedir. Öyleyse farklı olan, yani düşüncenin akışını bozan cümle 2'dekidir.

PARAGRAFIN BÖLÜNMESİ

Düşüncenin akışıyla ilgili bir diğer soru tipi de, parçanın iki paragrafa bölünebilmesiyle ilgilidir. Bu tip parçalarda, parçanın bir bölümünde bir düşünce, ikinci bölümünde başka bir düşünce işlenir.

Yazar konuyu işlerken her bir paragrafta konunun farklı bir yönünü işler. Anlattığı bir şeyden farklı bir şeye geçiş yaptığında yeni bir paragrafa da geçmesi gerekir. Sınavlarda iki ayrı düşüncenin işlendiği bölümler bir paragraf olarak verilir ve bizden bu paragrafı bölmemiz istenir.

Bu tip sorularda yapılacak iş her bir cümlede anlatılanı bir iki kelimeyle belirlemektir. Daha sonra belirlenen bu ifadeler karşılaştırılmalıdır. Görülecektir ki bir kısım cümlelerde bir konudan bahsedilirken diğer cümlelerde ise başka bir konudan bahsediliyor. Yapılacak en son iş; yeni, farklı konuya geçilen ilk cümleyi veya konuyla ilgili bakış açısının değiştiği ilk cümleyi tespit etmektir.

"(I) Kitap okumak için yaz, daha uygun mevsimdir. (II) Havalar ısınmaya başlayınca, doğanın her köşesi bir okuma yeri olur. (III) İstediğiniz yeri seçebilirsiniz. (IV) Parkta, deniz kıyısında, bir ağaç altında gönlünüzce okuyabilirsiniz. (V) Okuma biçimi ve yöntemi kişiden kişiye değişir. (VI) Kimileri beş on kitabı birden okumayı sever. (VII) Kimileri de bir kitabı bitirmeden ötekine başlamaz."

Bize bu parçayla ilgili "Bu parça açıklanan düşünceler bakımından ikiye bölünürse ikinci parça hangi cümleyle başlar?" şeklinde bir soru yöneltilmiş olsun.

Parçadaki cümleleri tek tek incelediğimizde I., II., III. ve IV. cümlelerde "kitap okumanın zaman ve zemininden" bahsedilirken V,VI ve VII. cümlelerde "kitap okuma biçiminden" bahsediliyor. Demek ki bu parçada iki düşünce işlenmiş ve ikinci düşünceye geçilen cümle, yani bölündüğünde ikinci paragrafın ilk cümlesi olacak olan cümle V. cümledir.

ANLATIM TEKNİKLERİ

Paragrafın dört temel anlatım tekniği vardır. Bunları sırası ile görelim.

Açıklayıcı Anlatım

Bilgi vermek amacı ile oluşturulan yazılarda kullanılan anlatım tekniğidir.

Bu tür yazılarda amaç okuyucuyu bilgilendirmek, ona bir şeyler öğretmek olduğundan sade ve anlaşılır bir dil kullanılır.

"Yakup Kadri Karaosmanoğlu edebiyatımızın önde gelen sanatçılarından biridir. Roman, hikâye, anı gibi değişik alanlarda eserler vermiş olan sanatçı daha çok romanları ile tanınmaktadır. Romanlarında önceleri kişisel konuları işleyen sanatçı daha sonra toplumsal konulara yönelmiştir. "Kiralık Konak"ta nesiller arası duygu ve düşünce farklılıklarını işleyen sanatçı, "Yaban" romanında Kurtuluş Savaşı yıllarında köy yaşamını, köylü - aydın çatışmasını işlemiştir."

Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi parçada "Yakup Kadri" okuyucuya tanıtılmış, sanatçının eserleri ile ilgili bilgiler verilmiştir. İşte öğreticiliği esas alan bu tür anlatıma açıklayıcı anlatım denir.

Tartışmacı Anlatım

Tartışma, kişinin kendisinden farklı düşünen kişi ya da kişileri kendi düşüncesine inandırma çabasıdır. Farklı düşünceler, farlı kişiler olacak ki kişi, karşısındakine kendi düşüncesini anlatma, onu kendi görüşüne inandırma çabası içinde olsun.

Demek ki tartışmacı anlatımda farklı konular işlenir ve bu farklı konulardan birinin daha doğru, daha güzel olduğu kanıtlanmaya çalışılır.

"İyi konuşmasını bilen iyi yazmasını da bilirmiş. Konuştuğumuz gibi yazmak olacak iş midir? Yazıda hani bizim konuşmamızın ateşi? Sesimizi de kâğıt üzerinde gösterebilir miyiz? Yazı hiçbir zaman konuşmanın tıpkısı olamaz. Konuşurken karşımızdakine başımız, ellerimizin hareketleriyle sesimizin türlü yükselmeli, alçalmaları ile anlatabildiğimiz şeyleri yazı ile anlatamaz, duyuramayız."

Bu paragrafta "iyi konuşmasını bilenin iyi yazıp yazmayacağı" konusu tartışılmıştır. Yazar yer yer sorular sorarak ve bu sorulara yine kendi cevaplar vererek biri ile konuşuyormuş izlenimini uyandırmış ve düşüncelerini bu şekilde anlatmıştır.

Öyküleyici Anlatım

Bir konunun, bir olayın bir ya da daha çok kahraman etrafında, belirli bir zaman ve yer içinde anlatıldığı anlatım tekniğidir.

Öyküleyici anlatım olay kaynaklı bir anlatım tekniğidir. Öyküleyici anlatımın olabilmesi için bir kişinin başından geçen bir ya da daha çok olayın olması gerekir. Bir kişinin başından geçenler, bir trafik kazası, bir futbol karşılaşması, geçmişte yaşadığı bir takım olaylar... öyküleyici anlatımın sınırlarına girmektedir.

"Karanlık bir kış gecesi saat üç sularıydı. Bilmem nereden eve dönüyordum. Herkes derin bir uykudaydı. O duruma gelmiştim ki kendisini dinleye dinleye kapılan insanlar gibi "Ah, bir polise rastlasam!" diyordum. Birden bire iki gölge gördüm. Biri hızlı hızlı sert adımlarla doğuya doğru giden ufak tefek bir adamdı. Diğeri sekiz on yaşlarında bir kız çocuğu."

Öyküleyici anlatımda her şey hareket hâlindedir. Varlıklar hayatın akışı içinde devamlı bir hareketlilik ve değişme içinde ele alınır. Yukarıdaki parçada bu görülmektedir.

Betimleyici Anlatım

Yazarın dış dünya ile ilgili gözlemlerini okuyucunun gözünde canlanacak şekilde anlatması ile oluşan anlatım tekniğine betimleyici anlatım denir. Görselliğin daha ağır bastığı bu anlatıma tasvir de denmektedir.

Betimlemede bir doğa parçası, bir bahçe, bir ev, bir dağ, hatta iç ve dış özellikleri ile bir insan ayırt edici yönleri ile anlatılabilir.

Varlıkların değişik yönleri anlatıldığından betimlemelerde sıfatlar çokça kullanılır.

"Güneş dağların arkasından çekilirken, son aydınlığını denize bırakıyor. Hava rüzgârsız. Deniz ince ince dalgalanıyor. Mavi sular biraz uzakta pembe oluyor, kırmızılaşıyor. Renkler yumuşak hatlarla birbirinden ayrılıyor. Karanlık bastırmadan önce renklerin denizdeki valsi bu, büyüsü..."

Betimlemelerin insanı konu alan kısmına portre denir.

Portrede insanın dış özellikleri ya da iç özellikleri yani karakteri ele alınabilir. Bazen ikisi de bir parçada iç içe olabilir.

"Kapıda yaşlı bir adam belirdi. Üzerinde biraz eski, açık mavi bir takım elbise vardı. Ceketin üst cebinde üçgen şeklinde kıvrılmış mendil, kravatıyla aynı renkteydi. Yer yer ağarmış saçlarını sol tarafa yatırmış, hâlâ siyahlığını koruyan bıyıklarını üst dudağının üzerini kapatacak şekilde bırakmış. Ayağında yıllar önce gençlerin oldukça rağbet ettiği ucu sivri ucu küt biçimli ayakkabılar vardı."

DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI

Bir de daha çok açıklayıcı ve tartışmacı anlatım tekniklerinin içinde kullanılan, düşünceyi geliştirme yolları vardır. Şimdi de bunları görelim.

Karşılaştırma

Birden fazla varlık ya da kavramın aralarındaki benzerlerini ya da farklarını ortaya koymak için başvurulan anlatım yoludur. Bunda amaç kavramın başka kavramlardan farklı yönlerini ortaya koymak, böylece onun belirgin özelliklerinin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Ya da ortak yönler söylenerek bu özelliklerin daha iyi belirmesi amaçlanır.

"İnternet medyanın bir parçasıdır ancak çok seçeneğe sahip olması açısından medyadan daha üstündür. İnternette geri beslenme açısından müthiş bir olanak mevcut. Çok seçenek olduğu için insanları geleneksel medya gibi bir kulvarda tutamazsın. Bir gazeteyi al demekle, bir siteyi izle demek arasında çok büyük fark vardır. İnsan medyaya kıyasla internette sürekli yeni şeyler keşfediyor."

Tanık Gösterme

Yazar, okuru kendi düşüncelerinin doğruluğuna inandırmak için sözünü ettiği konuda söz sahibi olan birisinin sözünü yazısına alabilir. Böylece kendinin de haklı olduğunu belirtir. Tanık gösterilecek kişini sadece adının anılması yetmez. Ona ait sözün de yazıda olması gerekir.

"Türk şiirinde deha şairler çıktı. Fakat şiiri değerli kılan sadece daha şairler değildir. Küçük şairler de şiire katkıda bulunur. Eliot: 'Bir büyük şair vardır, bunlar edebiyatta devrim yaparlar. Bir de küçük şairler vardır ki onlar da bireysel ruh durumlarını dışa vuran çok güzel şiirler yazarak edebiyat dünyasını zenginleştirirler.' Sözleri ile bunu desteklemektedir."

Benzetme

Bir kavramı ya da varlığı başka kavram ya da varlığa ait özelliklerle anlatmadır.

"Deneme yazarı bir söz işçisidir. Onun bir kuyumcuya benzetirim ben kuyumcu nasıl değerli madeni bin bir özenle işleyerek çok değerli eserler oluşturursa, deneme yazarı da sözcükleri büyük bir dikkatle ve özenle bir araya getirerek eserini oluşturur."

Tanımlama

Sözü edilen kavram ya da varlığın ne olduğunun açıklanmasıdır. Daha çok açıklama ve tartışma tekniklerinde kullanılan bu yolla tanımlanan şeyin okurun zihninde daha kolay belirmesi amaçlanır. Parça içinde bir tek tanımın verilmesi tanımlama için yeterlidir.

"İnsanın bazen mırıltısı, bazen çığlığıdır öykü. Ölüme karşı başkaldırıdır. Kör geceye tutulan şavktır. Çölde bulunan vahadır. Bir anlığına bile olsa, bağımsızlıktır. Ölümlü, çaresiz hayatlarımızda, bir kavalcının nefesindeki ezgi, bir ekmekçinin koca hamur teknesine saldığı güzel mayadır..."

Örneklendirme

Sözü edilen bir düşüncenin zihinlerde somut hâle getirilebilmesi için başvurulan bir düşünceyi geliştirme yoludur. Yerinde verilen bir örnek bazen söylenecek birçok sözden daha etkili ve kalıcı olabilir.

Bu bazen bir fıkra, bir eser, bir öykü olabilir.

"Toplumda insanlar arası güvensizlik, iletişimsizlik ve bencillik artarak devam ediyor. İnsanlar arsındaki uçurum her gün artıyor. Bu tablo karşısında derin bir ümitsizliğe düştüğümüzde bazen öyle insani olaylarla karşılaşıyoruz ki birden bire yüreğimizdeki kireçler çözülüyor; umutsuzluklar çiçek açan umutlara dönüyor. Bir sanatçımız için düzenlenen konser de bunlardan biri. Amansız bir hastalığa yakalanan bu müzisyeni iyileştirmek, onun tedavi masraflarını karşılamak için bütün müzisyen arkadaşları seferber olmuşlar."

 

Sözcük Türleri

 

 

SÖZCÜK TÜRLERİ

Sözcükler tür bakımından temelde iki ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır:

Sözcükler tür bakımından temelde iki ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır:

a. İsim soylu sözcükler : İsim, sıfat, zamir, zarf, edat, bağlaç ve ünlemler

b. Fiiller soylu sözcükler : Fiiller

SÖZCÜK TÜRLERİ

Sözcükler tür bakımından temelde iki ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır:

Sözcükler tür bakımından temelde iki ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır:

a. İsim soylu sözcükler : İsim, sıfat, zamir, zarf, edat, bağlaç ve ünlemler

b. Fiiller soylu sözcükler : Fiiller

Şimdi bu sözcükleri sırasıyla görelim.

 

İSİM (AD)

Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir.

Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir.

İsimlerle, karşıladıkları kavram ve nesneler arasında çok sıkı bir ilgi vardır. Bunlar daima birbirlerini çağrıştırır.

Örneğin "kitap" sözü aklımızda hemen varlık olarak "kitap" nesnesini canlandırır. Ya da bir kitabı gördüğümüzde zihnimize hemen onu karşılayan isim gelir.

Kavramlar için ise bu kadar belirgin bir ilişkinin varlığını söyleyemeyiz. Örneğin "dert" dendiğinde aklımızda bir nesne canlanmaz; ancak bunun insanı sıkıntıya sokan bir durum olduğu zihnimizde belirir.

Şimdi isim çeşitlerini görelim.

 

1. Cins (Tür) İsmi

Aynı türden varlıkları karşılayan isimlerdir. Bu varlıkların benzerleri etrafta çoktur:

Aynı türden varlıkları karşılayan isimlerdir. Bu varlıkların benzerleri etrafta çoktur:"Ağaç, çiçek, kitap, ev, okul, insan, ders..."

 

2. Özel İsim

Tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan isimlerdir.

Tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan isimlerdir. Balıkesir, Çukurova, Alpler gibi yer adları,

Yunus, Serpil, Recep gibi kişi adları,

Türkiye, Portekiz, Hollanda gibi ülke adları,

Günün Ötesi, Kiralık Konak, Türk Edebiyatı, Hürriyet gibi kitap, dergi, gazete adları,

Bilkent Üniversitesi, Yeşilay, Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi kurum adları,

Almanca, Türkçe, Rusça gibi dil adları,

İslâmiyet, Ortodoks, Yahudilik gibi din adları,

Boncuk, Tekir, Yumak gibi hayvanlara verilen adlar özel isimdir.