Steve Jobs Apple'ın efsanevi CEO’su Steve Jobs, Silikon Vadisi’nde yaşayan Karakaş'ın hem ev komflusu, hem de iPod projesiyle önemli şeyler paylaşan bir dostu.
Thomas Fogarty Görüntüleme cihazları konusunda tıp dünyasının Steve Jobs’u olarak nitelendirilebilecek bir diğer efsane isim Thomas Fogarty, Ahmet Karakaş'ın hem çok yakın dostu, hem de CEO’su olduğu Gauda şirketinden iş ortağı.
Kastamonu'nun teknoloji dünyasındaki gururu: Prof. Ahmet Karakaş
Silikon Vadisi'nde bir Liseli
• Yatılı okudu
İlköğrenimini köy ve ilçe okullarında tamamlamasının ardından Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi'ne yatılı olarak giren Prof. Ahmet Karakaş, İTÜ Elektronik Mühendisliği'ni bitirdikten sonra gittiği ABD'de dünyanın en ünlü üniversitelerinden Stanford'da öğretim üyeliğine kadar yükseldi.
• iPod'un baştasarımcısı
Akademisyenliğinin ardından endüstriye geçiş yapıp önemli projelerde çalışan Ahmet Karakaş, hayatını sürdürdüğü Silikon Vadisi'nde komşusu olan ve bilgisayar sektöründe efsane olarak kabul edilen Steve Jobs'la özdeşleşmiş Apple firmasının dünyayı sallayan ürünü iPod'un baştasarımcıları arasında yer aldı; şimdilerde ise bilgisayar işlemcilerinin hızını artıracak bir yazılım üzerine yoğunlaşmış durumda.
• Gençlere uyarı ve öneri
Kastamonulu gençleri teknolojiyi sadece eğlence amaçlı kullanmamaları yönünde uyaran ve spor yapmalarını öneren Karakaş, “Bilgisayarı çoğunlukla oyun ve chat için kullandıklarını görünce üzülüyorum. Kapatın o aletleri, insan gibi yüz yüze muhabbet edin firsatını buldukça. O pahalı aletleri de hakkını vererek, üretkenliğinizi artırmak için kullanın” diyor.
• “Başarıdaki temel etken aile”
Ailelere tek mesajı olduğunu belirten ve “Çocukların üzerinden ilginizi hiç eksik etmeyin” diyen Ahmet Karakaş, Amerikalıların yıllar önce milyonlarca dolar harcadıkları “zeki çocukları özel olarak eğitip dahiler yetiştirme projesi”nde istedikleri sonuca ulaşamadıklarına işaret ediyor ve bunun nedenini araştırdıktan sonra vardıkları sonucu şöyle özetliyor: “Anlarlar ki öğrencinin başarısındaki temel etken ailedir. Yani istisnai öğrenciler vardır ama başarılı ve mutlu olanların çoğunluğu orta sınıf, çocuğu ile yakından ilgilenen, huzurlu bir ortam sunan ailelerden gelmektedir.”
Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi'nin geçtiğimiz günlerde kutladığımız 125'inci kuruluş yıldönümü için çok uzaklardan gelen bir mezun vardı.
Teknoloji dünyasının başkenti Silikon Vadisi'nden gelen bir mezun...
Tosya'da başlayan öğrenim hayatını yatılı olarak Lise'de sürdürüp, ABD'nin en ünlü üniversitelerine taşıyan ve sonrasında yüksek teknoloji dünyasının saygın isimleri arasına giren çok özel bir mezun...
Yakın arkadaşı Steve Jobs'la özdeşleşmiş Apple firmasının dünyayı sallayan ürünü iPod'un baştasarımcıları arasında yer alan, benzeri çok önemli projelerde imzası bulunan, kurucusu olduğu iki şirketin CEO'luğunu yürüten ve şu sıralar bilgisayar işlemcilerinin hızını artıracak bir yazılım geliştirmeye yoğunlaşmış olan bir bilim insanı...
Prof. Ahmet Karakaş...
Böylesi bir ismin Kastamonulu ve Lise'nin mezunu olduğunu işitmek yeterince heyecan ve gurur vericiydi. Bulunduğu çok değerli konuma karşın, bilim insanı olmanın da verdiği özellikle büyük bir mütevazılığa sahip Karakaş, iki gün boyunca Lise yıllarını soludu, arkadaşlarıyla hasret giderdi...
Kastamonulu gençlere örnek olacak yükselişini öğrenmek istedik. Paylaşacağı şeyler de vardı hemşehrileriyle mutlaka. Söyleşi isteğimizi geri çevirmeyerek tüm bunları sizlere aktarmamızı sağladı. Bunu yaparken kendisini ön plana çıkarmaktan çok, gençlere ve ailelerine mesajlar iletmeye ağırlık verdi. Belli ki, bunu sorumluluğunun bir gereği olarak görüyordu ve deneyimlerinin onlara bir şeyler kazandırmasını, ışık tutmasını istiyordu.
•••
- Özgeçmişinden başlasak...
A.K. - 1961 yılında Tosya'da doğdum. İlkokulu Tosya Namık Kemal, İğdir ve Araç'ta, liseyi de Kastamonu Abdurrahmanpaşa Lisesi'nde okudum. 1983 yılında İTÜ Elektronik Mühendisliği'ni dereceyle bitirdikten sonra ABD'de master ve doktora yaptım, profesör oldum. Akademik kariyerimi University of Arizona, Cogswell ve Stanford Üniversitelerinde sürdürdükten sonra 1995 yılında endüstriye geçiş yaptım. O tarihten bu yana Silikon Vadisi'nde tıp, iletişim ve elektronik endüstrilerinde araştırmalar yapıyorum; 20'ye yakın patent aldım. Üzerinde çalıştığım ürünler arasında uyku hastalıkları monitörü, modemler ve PortalPlayer (Apple iPod) baş tasarımcılığı vardır. Şu anda Gauda ve Logic Pixels adlı şirketlerin genel müdürlüklerini (CEO) yapıyorum.
- Neden bu kadar çok okul değiştirdin?
A.K. - Babam Orman İşletmeleri'nde muhasebe memuruydu. O nedenle ortaokulu bitirene kadar hep çam ağaçları dibinde yemyeşil orman kampüslerinde mühendis aileleriyle olan yaşantımızı bir şanslılık olarak hatırlarım. Babamın görevi gereği çok dolaştık. Liseden mezun olana kadar Kastamonu'nun 5 ayrı şehrine taşınmış olmak bir çocuk olarak o günlerde bana zor gelmişti ama bir yandan da sosyal adaptasyon konusunda iyi bir tecrübe.
- Uyum zorluğu çekmedin mi?
A.K. - Çocukken her şeyi çok sorgulamıyorsun herhalde. Üstelik ilginç tecrübeler ve komiklikler yaşıyorsun. Mesela İğdir'de elektrik ve su yoktu ve ilkokulda malesef sadece iki sınıf ve iki öğretmen vardı. Bir sınıfta bir öğretmen aynı anda 1,2 ve 3'ü okuturken diğerindeki öğretmen 4 ve 5'i okutuyordu. Ben Tosya'dan İğdir'e gittiğimde 4. sınıfa geçmiştim. Öğretmen dedi ki, “Ben tüm sınıfa bir sene 4. ertesi sene 5. sınıf materyalini dönüşümlü olarak okutuyorum ve bu sene 5. sınıfın sırası.” Anlayacağınız biraz tembel birisi. Dolayısıyla ben 3. sınıftan sonra 5.yi okumak zorunda kaldım. Bir sonraki yıl babam Araç ilçesine tayin olduğunda ise öğretmenlerim kısa bir şaşkınlığın ardından bana 5. sınıfı tekrar okutmaya karar verdiler. O yılı hiç ders çalışmak zorunda kalmadığım en rahat yıl olarak hatırlarım.
- Abdurrahmanpaşa Lisesi'nde okumaya nasıl karar verdin?
A.K. - Araç ilçesinde lise yoktu, sınava girerek yatılı okudum. İyi ki de okumuşum, resmen ufkumu açtı.
- Yatılı okumak nasıldı?
A.K. - Hatırlayabildiğim en tatlı öğrencilik yılları. Okulumuzdan kaynaklandığı söylenen Hababam Sınıfı filmleri bu konuda yetersiz kalır, biz onun daha ötesini yaşadık. Tabii ki erken yaşta ailenden ayrı yaşamanın getirdiği yalnızlık ve beraberindeki tuhaf duyguları da çok yaşadım. Belki onlar farkında değildi ama benle ilgilenen, arkadaşlık eden gündüzlü arkadaşlarımı hiç unutamam.Tabii ki hijyen konusunda çok eksiktik. Sağolsun gündüzlü arkadaşlarımız kirli çamaşır giymemizi falan bize pek hissetirmeden arkadaşlıklarını hiç eksik etmediler.
- Silikon Vadisi nasıl bir yer?
A.K. - Tarihi biliyorsunuz, Avrupa'dan ipini koparan Amerika'nın doğu yakasına göçmüş. Ama karakter olarak bunlar sadece serserilerden oluşmuyor, aynı zamanda aralarında çok sayıda yeni maceralara açık, meraklı insanlar da var. İlk yaptıklari şeylerin arasında Harvard gibi üniversiteler kurmak var. Şimdi bunların daha da maceraperest olanları "Batıda altın var" lafını duyup 1850'lerde Kaliforniya'ya koşmuş. İşte teknolojinin kalbi olan Silikon Vadisi'nin kökeni bu çılgınlar. Arazi bol, doğal kaynaklar bol, satar geçiniriz deyip yan gelip yatmamışlar. Önce Berkeley ve Stanford gibi şu anda dünyanın en saygın üniversitelerini kurmuşlar. Avrupa'da bin yıl boyunca edindikleri planlı şehirleşme ve doğaya saygı tecrübelerini aynen taşımışlar. Şu anda ben en ileri teknolojilerin üretildiği bir şehirde yaşıyorum (Google, Facebook, Apple, Intel, NASA) ama evimin arka bahçesinde gündüzleri sincaplar, geceleri rakunlar dolaşıyor. Böyle bir tecrübeden geçiyor olmaktan, Steve Jobs, Thomas Fogarty, Gene Amdahl, Ali Kutay gibi bu işlerin temellerini atan öngörü sahibi kişilerle diyalog kurmuş, birlikte çalışmış olmaktan dolayı çok şanslı hisediyorum kendimi.
- Türkiye'de de bir Silikon Vadisi kurulabilir mi?
A.K. - Umarım kurulur ve bir yerlerinden başlamak lazım. Şu anki teknopark projeleri bunun ilk adımı. Yalnız zor ve uzun bir süreç, öyle bir ekosistemi yaratabilmek için sabırlı olmak gerekiyor. Daha önce bu konuda fiyaskoyla sonuçlanmış çalışmalar var. Örneğin Fransızlar 20 yıl önce dünyanın emeğini ve parasını yatırdılar ama sonuçta sıfır çektiler. Silikon vadisinde ne varsa, üniversite, iklim vs, aynen kopyaladılar ama malesef ekonomik-kültür ve hukuksal altyapı gibi nedenlerle başarısızlıkla sonuçlandı. Taiwan gibi daha başarılı modeller var. Başkalarının tecrübelerinden faydalanmak, iyi analiz yapmak lazım.
A.K. - Tahmin edersiniz ki böyle bir proje yüzlerce kişinin emeğinin ve yarım milyar dolar civarında bir yatırımın sonucu. PortalPlayer grubu olarak biz iPod'un elektroniğinden, yani kalbinden/beyninden sorumluyduk. Dış boyutları, rengi, düğmelerinin yeri vs konularıyla ilgilenmedik. Ben de yeni şirketimi kurana kadar 2000-2006 yılları arasında o araştırma grubunun yöneticisi idim. Baştasarımcısı diyebiliriz.
- Ve tabii senin birer kelimeye sıkıştırdığın uzun uğraş ve derin bilgi gerektiren diğer ürünlerden de bahsedebilir misin?
A.K. - 1998 de Sleep Solutions şirketini kurdum. Uyku apnesini monitör eden bir alet geliştirdik. Bugün apne hastalığının hastanelerde ve evde teşhisi için kullanılmakta. Bu projede tıp dünyasının devi, kendi adıyla anılan kateteri 1960'lı yıllarda icat eden Dr. Tom Fogarty ile ilk kez birlikte çalıştık. Çok iyi anlaştık, sonra iki şirket daha kurduk.
1994-2000 yılları arasında şu anki adları AMD ve Conexant olan şirketlerde iletişim teknolojileri konularında araştırmacı ve yönetici olarak çalıştım. Internet üzerinden telefon, görüntü ve modem ürünleri geliştirdik. Açıkçası, ortaya çıkardığımız bu ürünlerin hâlâ kullanılıp kullanılmadığından emin değilim, çünkü bildiğiniz gibi teknoloji çok çabuk demode olan bir şey.
- Şu anda üzerinde çalıştığın ve artık açıklanmasında sakınca bulunmadığını belirttiğin, işlemcilerin hızını artıracak yazılımla ilgili çalışmaların nedir?
A.K. - Şu anki her iki şirketimde de geliştirmekte olduğumuz yazılımların muhatabı ABD, Japonya ve Taiwan'daki mikroişlemci üreten firmalar. Yani tüketicinin direkt satın alacağı bir ürün değil. Geliştirdiğimiz yazılımın mikroişlemcilerin kapasitelerini artırmada kullanılacağını umuyoruz. Bu konudaki hesapları herkes gibi standart Intel işlemcileri yerine Nvidia ekran kartları kullanarak yaptığımızda ciddi şekilde hızlanacağını öngörüp patentlerini aldık, şimdi ürün haline getirmeye çalışıyoruz.
- Lisemizin gençlerine, daha doğrusu Kastamonulu gençlere bir mesajın var mı?
A.K. - Evet, iki mesajım var:
Bir; Teknolojiyi sadece eğlence amaçlı kullanmayın.
Gidin arada bir de Wikipedia vs'den ansiklopedik bilgi alın. İngilizce öğrenin. Günde bir kelime öğrenseniz 4 yıllık lise hayatınızda yaklaşık 1500 kelime öğrenirsiniz ki bu da sizi internetten ulaşabileceğiniz yabancı kaynaklardan makul anlamlar çıkarma noktasına getirir. Çoğunlukla magazine yogunlaşmış bu günkü standart Türk basınından çıkıp arada bir yabancı kaynaklı (mesela economist.com, nytimes.com) haberler de okuyun. Dünyayı takip etmeye çalışın. Teknolojiyi üreten biri olarak Türkiye'de insanların varlarını yoklarını en pahalı cep telefonlarına yatırmalarına üzülüyorum. Bilgisayarı çoğunlukla oyun ve chat için kullandıklarını görünce üzülüyorum. Kapatın o aletleri, insan gibi yüz yüze muhabbet edin firsatını buldukça. O pahalı aletleri de hakkını vererek, üretkenliğinizi artırmak için kullanın.
İki; Sporla uğraşın.
Şimdi eminim çoğumuz elinden geçmişizdir, (şahsen ben iki kez geçtim) katı disiplinini hepimiz biliriz ama İsmail Dönmez beye cok saygı ve sevgimiz vardır. Neden? Çünkü İsmail bey çok başarılı ve çalışkan bir insan. Benim yatılı öğrenciliğimin ikinci yılında müdürlüğe getirildi ve yatılı hayatımın kalitesi bir anda gece ve gündüzün farkı gibi arttı.
Peki hiç düşündünüz mü acaba İsmail bey neden başarılı? Bence bunda sporcu kişiliğinin çok büyük katkısı var. Spor tabii ki sağlıklı bir yaşam demek ama onun ötesinde insanlara disiplin, mücadele ve takım arkadaşlığı gibi çok önemli meziyetleri de kazandırıyor.
Tamam şimdi teknolojiyi eğlence amaçlı kullanmayacağız, bilgisayar oyunlarını daha az oynayacağız, ama peki boşta kalan zamanlarda ne yapacağız? Spor... Herkesin zevk alacağı, kesesine uygun bir spor kesin bulunabilir.
- Ailelere bir mesajın olacak mı?
A.K. - Evet, onlara da tek bir mesajım var: Çocukların üzerinden ilginizi hiç eksik etmeyin.
Bunu neden söylüyorum. Şimdi ben yaklaşık 30 yıldır Amerika'da yaşıyorum. Hani yediğin içtiğin senin olsun, gördüğünü anlat deriz ya. 1920'li yıllarda ABD sıkı bir büyüme sürecine girmiş. Ülkenin her alanda yetişmiş elemana ihtiyacı var. Stanford Üniversitesi'nden bir profesör, Dr. Terman, Amerikan hükümetine bir teklif götürür. Der ki, "Ben küçük yaştan zeki öğrencileri bulup seçeceğim, özel eğitim vererek okutacağım ve bu sistemden Nobel ödülü sahibi bilim adamları, sanatçılar, yazarlar, işadamları, kısaca ABD'nin ihtiyacı olan kritik elemanlar yetişecek. Bu iş için de bir test icat ettim, adına da IQ testi dedim.” Hükümettekiler ve bir vakıf öneriyi kabul ederler ve Dr. Terman'a gereken parasal desteği vermeye razı olurlar. Dr. Terman ilkokul çağına gelmiş çocuklara kendi icadı olan bugünkü bildiğimiz IQ testini uygular ve çok yüksek puanlar alan dahi denilebilecek çocukları ilkokul, ortaokul, lise ve üniversite eğitimine tâbi tutar. Program yaklaşık 35 yıl sürer.
Sonuçlar hiç beklendiği gibi olmaz. Çok özel ihtimamlarla seçilen o öğrencilerin bir kısmı ortaokul, bir kısmı lise, bir kısmı da üniversite eğitimini tamamlayamadan okullarını terk ederler. Kalanların arasındakilerden de öyle olağanüstü sayıda icatlar, nobeller, işadamları falan çıkmaz. Yani hiç bir özel eğitime tâbi tutulmayan bir popülasyon ile Dr. Terman'in öğrencileri arasında istatistiksel pek bir başarı farkı yoktur.
Şimdi hükümetten dünyanın parasını aldınız, 35 sene öğrencilerle uğraştınız ve sonunda sıfır çektiniz. Sebeplerini araştırırlar çünkü hükümet rapor beklemektedir.
Anlarlar ki öğrencinin başarısındaki temel etken ailedir. Yani istisnai öğrenciler vardır ama başarılı ve mutlu olanların çoğunluğu orta sınıf, çocuğu ile yakından ilgilenen, huzurlu bir ortam sunan ailelerden gelmektedir.
Peki, buradan çıkarılacak ders ne? ‘Çocuğumu Abdurrahmanpaşa Lisesi'ne ya da bir başka okula verdim gerisi Allah kerim' deyip bütün sorumluluğu öğretmenlere bırakmayın. Elin adamı araştırmasını yapmış, yıllarını ve milyonlarca dolarını harcamış. Tekerleği yeniden keşfetmeye gerek yok. Bakın ben size o büyük çalışmanın sonucunu direkt söylüyorum, size maliyeti de sıfır dolar!
Çocuklarınızla ilgilenin, onları spora teşvik edin. Kötü alışkanlıklardan uzak tutar. Ergenlik dönemindeki bir gencin yaşadığı en büyük belirsizlik vücudundaki hormonlarin istekleri ve toplumsal değerler arasındaki çelişkilerden kaynaklanır. Spor bu hormon-mantık dengelemesine yardımcı olur.
Çocuğunuzun bilgisayar kullanımlarını monitör edin belirli bir süreye kısıtlayın. Başıboş bırakmayın. Bilmediği insanlarla chat vs yapmalarına kesin engel olun.