![]()
İlçenin bulunduğu alanın çok eski bir yerleşim
yeri olduğu tarihi bilgilerle sabittir.
Bu konuda 1958- 1969 yıllarında
Prof. Dr. Kılıç Gökten tarafından yapılan arkeolojik çalışmalarda, ilçenin
Sarıl ve Ganidağı yamaçlarında
Paleolitik Çağ’ın ilk devrelerine ait olduğu
sanılan buluntulara rastlanmıştır. Eski ilçe merkezinin 1 km kuzeydoğusunda
bulunan “Kırk Mağaralar” yöresinin M.Ö.3500-3000 yılları arasında
önemli bir yerleşim merkezi olduğu kabul edilir.M.Ö.2000-700 yılları arasında ise bölge
Asurlular ile Hititler (Eti) arasında sınır teşkil etmiştir.
Halen
Kahramanmaraş müzesindeki “Sınır Taşı” o devre ait canlı bir örnek olarak
bulunmaktadır. Bundan sonra geçici bir süre İran Pers hakimiyeti görülür.
Makedon Kralı Büyük İskender’in başlattığı Hellenistik Çağ, Roma ve Bizans
dönemine ait arkeolojik kalıntılar bu dönemlere ait önemli bilgiler
aktarmaktadır.
İslam Devleti’nin sınırlarının genişlediği
yıllarda, Hz. Ömer (634-644) zamanında, bölgeye Halid Bin Velid komutansında
seferler yapılarak fetihlerde bulunulmuştur.
İşte, bu seferler sırasında
Pazarcık, Bizanslılar ile Araplar arasında sık sık el değiştirmiştir.
Romalılar zamanında ilçenin Şallıuşağı Köyü sınırları içerisindeki “Köroğlu
Kalesi” Abbasiler’e karşı
korunma amacıyla inşa edilmiştir.XI. yüzyılda ise bölgeye Oğuz boyları
kitleler halinde gelmeye başladılar. Özellikle Bizans ile Selçuklular
arasında yapılan
1048 Pasinler Savaşı ve 26 Ağustos 1071 Malazgirt
Savaşı’ndan sonra artan Türkmen göçü sebebiyle XI. yüzyıl sonlarında
bölgedeki
Türkmenlerin sayısının 2000 çadıra ulaşacak kadar olduğunu
kaynaklardan anlamaktayız. XII. Yüzyılda bölgeye Anadolu
Selçuklu Devleti hakim olmuştur .
Prof.Dr.Refet Yinanç’ın Maraş Tahrir Deftari
isimli kitabının birinci cildinde 1563 yılı itibariyle, Pazarcık üç
nahiyeden oluşmaktadır.
Bunlar: Nahiye-i Aladinek (Ufacıklı), Nahiye-i Göynük, Nahiye-i Pazarcık
Maraş Kazasına bağlı büyük nahiyelerden biri
olan Pazarcık Nahiyesi’ne 1526’da 37, 1563’te ise 50 köy bağlı olduğu
bildirilir.
Diğer nahiyelere göre 1526’da az da olsa yerleşik hayatın
bulunduğu nahiyede, bir sonraki tahrirde konar göçer nüfusun
büyük kısmının
yerleşik hayata geçtiği görülmektedir. Pazarcık nahiyesinin köy sayısı
1563’te artmıştır.
Her iki tarhte de bulunan köy sayısı 25 olup
1526’da var olan 12 köyün kaydına 1563’te rastlanmamıştır.
Tahrir
defterlerinde bu köylerin akibeti ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmasa da
bunların terk edilme veya başka bir köyle birleşmeleri ihtimal dahilindedir.
1563’te ilk defa rastlanılan köy sayısı 27 olup, bunlardan sekizi ( Ayn
Semek, Ayn Sincik, Pazarcık Öyüğü, Camus Pınarı, Eken- Eklen, Göynük Depe,
Kafir Viranı, Sayılıca ve Yassıca Pazarcık ) 1526’da mezraa idi. Köyler
içerisinde nüfus olmayanlar 21 iken, bu sayı 1563’te dörde iner.
Nüfusu
kaydedilmeyen köyleri konar- göçer cemaatlar tasarruf etmektedirler. Haçlı Seferleri , Moğol
istilası ve taht mücadeleleri ile
zayıflayan Anadolu Selçuklu
Devleti’nin yerini Anadolu Beylikleri’nden biri olan Dulkadiroğlu Beyliği
almıştır . Bölge, Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim’in
1515 Turnadağı
Savaşı’nda Dulkadiroğlu Beyliği’ni ortadan kaldırmasıyla Osmanlı
hakimiyetine geçer. 1521’de Dulkadiriye (Maraş) Sancağı’nın merkeze
bağlanmasıyla
Pazarcık bu sancağa bağlı bir yerleşim yeri olmuştur .Padişah Abdülaziz ( 1861- 1876 ) zamanında
Maraş’ın Halep Eyaleti’ne bağlanması üzerine Pazarcık idari yönden
Halep’e
bağlanmıştır.
Bugün halk arasında Pazarcık İlçesi’nin ilk
yerleşim yeri Ufacıklı Köyü olarak bilinir.
Bununla birlikte Narlı’da da
kaza teşkilatının kurulduğundan bahsedilmektedir.
Ufacıklı Köyü’nde kurulan
kaza teşkilatı 1877 de Bağdın-ı Sagir’e ( Küçük Bahçe) yani bugünkü Yukarı
Pazarcık’a nakledilir .
Bu kararın alınmasında, buradan geçen Malatya-Halep-
Bağdat yolu ile Bağdın-ı Sağir’in güney batısında İkigöz mevkiinde birleşen
Bursa- Halep yolunun bulunması büyük rol oynamıştır.Kaza merkezinin iki önemli ticaret yolunun
yakınında oluşturulması, o devirde kervanlarla ticaret
yapan tüccarlar için
buranın konaklama yeri olarak kullanılması, kasabayı kalkındırmıştır.
İlçenin yol güzergahı üzerinde bulunması ve o tarihlerde kervancıların
mallarını satmak amacıyla burada konaklamaları ve mallarını pazarlamaları,
aynı zamanda mahalli ürünleri de başka yerlere götürmek için toplanmaları
Pazarcık’ın küçük fakat canlı bir pazar haline gelmesine neden olmuştur.
Bütün bu olumlu faktörlerden sonra kasaba, Pazarcık adıyla anılmaya
başlanmıştır.
Bugün Pazarcık sakinleri Bağdın-ı Sağir’e
Yukarı Pazarcık (Eski Pazarcık); Bağdın-ı Kebir’e de Ulubahçe Köyü, bugünkü
ilçe merkezine ise
Yeni Pazarcık veya Aşağı Pazarcık demektedirler.Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’nda
yenilmesi sonucu 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması
imzalanmıştı. Buna göre Maraş ve çevresi önce İngilizler, daha sonra
Fransızlar tarafından işgal edilmişti.
İngilizler Türk yönetimine
karışmadıkları için onlara karşı pek fazla bir direniş olmamıştır.
Ancak
Fransızların, bölgedeki Ermeni kuvvetleriyle beraber zulme ve katliamlara
başlaması, tüm yurdu olduğu gibi bölge halkını da rahatsız etmiştir.
Bunun
sonucunda da Kuvay-ı Milliye hareketine katılarak yurttaki bağımsızlık
mücadelesine destek vermek amacıyla 15 Eylül 1919’da
Pazarcık Müdafa-i Hukuk
Cemiyeti resmen kurulmuştur.Bu konuda bölgede görevli bulunan Kılıç Ali
Bey, Pazarcık’ın Antep’le Maraş arasında
önemli bir mevkide olduğunu ve
düşman tarafından işgal edilmediğini de düşünerek kendisine Pazarcık’ı
karargah olarak seçmiştir.
Kılıç Ali Bey, 1919 yılının aralık ayı
başlarında, yanlarında iki hafif makineli tüfek ve on beş askerle Pazarcık’a
geldi.
Bu küçük birlik, halkın üzerinde şaşılacak derecede büyük tesir
uyandırdı.I. Dünya Savaşı’ndan sonra büsbütün dağıldığı
ve kaybolduğu sanılan
Türk ordusunun timsali olan bu küçük birlik,Türk’ün
hiçbir zaman göçüp gitmeyeceğinin, Türk ordusunun yeniden ortaya çıkarak
düşmanı
tepeleyeceğinin ve vatanı kurtaracağının bir delili sayılıyordu.Kılıç Ali Bey’in çalışmaları sonucu
Pazarcıklıların Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ne katılmaları
Fransızların korkulu
rüyası olur. Çünkü tamamıyla dağlık, ormanlık, bataklık ve akarsularla kaplı
bu doğal kale içinde, Türk milletinin en savaşçı bir bölümü
oturmaktaydı.Fransızlar Pazarcık’taki aşiret reisleri ile
irtibata geçerek kendi taraflarına çekmeye çalışmışlardır. Ama vatansever
duygularla dolu
olan bu kişiler kesinlikle Fransızların karşısında yer
alarak, Pazarcık’ta Milli Mücadeleyi desteklemişlerdir.Toplumun her
kesiminin katılımı ile oluşan
Pazarcık Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, aşağıdaki
kişilerden oluşmaktadır: Cemiyet Başkanı Batumlu Ançeloğlu, Muhacir Ali
Efendi, Cemiyet’e ilk olarak giren
Tilkiler aşiretinden Kara Silo Ağa,
Atmalı Aşireti Bozağazade Paşa Yakup Hamdi.