Atatürk İlköğretim Okulu Demokrasi ve İnsan Hakları Kulübü Öğrencilerinin Malkara Kaymakamı Salih Yüce ile Yaptıkları Röportaj
(21 KASIM 2007)
Sena Nur AYDIN:Sayın Kaymakamım! Öncelikle yeni
görevinizde başarılar diler, size ve Malkaralılara hayırlı
olmasını dilerim. Hoş geldiniz!
Salih YÜCE: Teşekkür ederim.
Sena Nur AYDIN: Siz aynı zamanda İlçe İnsan Hakları
Kurulu Başkanısınız. Kurulun yapısı ve çalışmaları hakkında
bizi bilgilendirir misiniz? Kaç kişiden oluşmakta ve hangi
faaliyetleri yürütmektedir?
Salih YÜCE: Şimdi; İlçe İnsan Hakları Kurulları, içinde
kamu kurumunu temsilen bir tek benim bulunduğum, yani İlçe
Kaymakamı'nın bulunduğu, tamamen sivil toplum örgütlerinden,
muhtarlardan oluşan bir teşkilat. Bunun içerisinde
avukatımız da var, doktorumuz da var, dediğim gibi
muhtarımız da var, yani insan hakları ihlalinden
etkilenildiğinde doğrudan inceleyebilecek tarzda
insanlarımız var.Gerekli olduğu sürece; her ayın ilk
haftasında benim başkanlığımda toplanılır ve insan hakları
ihlalleri ile ilgili görüşülecek bir konu varsa görüşülür.
Sena Nur AYDIN:Hangi faaliyetler yürütülüyor?
Salih YÜCE: Şimdi; bizim faaliyetlerimiz insan hakları
ihlalleri ile ilgili. İnsan hakları ihlali, tabii, çok soyut
bir kavram. Bazen, sokakta yürürken ayağı taşa takılan bir
insan bile, insan hakları ihlali ile karşımıza gelir. Bazen
de bir kamu kurumunda haksız bir ithamla karşı karşıya
kalan, ya da vücut bütünlüğüne yönelik bir darbe ya da vücut
bütünlüğünü bozucu bir davranışla karşılaşan insanlarımız da
bize insan hakları ihlali ile gelebilir. Bu, dediğim gibi
çok soyut ve çok geniş kapsamlı bir kavram. Ancak, her ne
olursa olsun, bize yapılan başvuru mutlak surette
değerlendirmeye alınır, eğer mahkeme sürecini ilgilendirecek
bir durum söz konusu ise; mutlaka Cumhuriyet Savcılığına
intikal ettirilir, çok basit bir şekilde, yani bizim
tarafımızdan çözülebilecek bir konu ise de ilgili kuruma
havale edilerek çözülmesi sağlanır.
Çisem SÖKER: İlçemizde bugüne kadar rapor ve ihbar edilen
bir insan hakkı ihlali oldu mu?
Salih YÜCE: Biliyorsunuz ben yeni geldim ve yeni
başladım ancak ilçemizde bugüne kadar, bildiğim kadarıyla
insan hakları ile ilgili hiçbir faaliyet olmadı. Bazı
yerlerde, normalde insan hakları kutularının asılı olması
gerekiyor, onların asılı oldukları yerlerde hala
insanlarımız kendi haklarını kollamak üzere koyduğumuz
kutuları kırıyorlarmış. Tekrardan, kutular yaptırıp ilçenin
değişik yerlerine astıracağım. Şimdi biz, insan hakları
kutularının, yani başvuru kutularının kamu kurum ve
kuruluşlarından uzakta olmasını istiyoruz ve çaba sarf
ediyoruz ama bu seferde karşılaştığımız sorun, dediğim gibi,
bu kutular kırılıyor. Yani nasıl bir çözüm bulacağız, ya çok
sağlam kutular yaptıracağız ya da kamu kurumlarına yakın
yani, gözetilecek bir şekilde yapacağız ama o da hiç olmaz,
yani şimdi siz görüldüğünüzü bile bile oraya bir başvuruda
bulunmazsınız. Onun için kırılmayacak gibi sağlam bir
malzemeden bulabilirsek insan hakları kutularını
yerleştireceğiz. Bunun önemi şudur; şimdi doğrudan gelip de
bize haklarının ihlal edildiğini insanlarımız belki
anlatamıyorlar, ancak iki satır yazıp da onu oraya, kutuya
atmak onlar için daha kolay oluyor. Ulaşabilecekleri yerlere
bu şekilde kutular yapmayı, yapmayı demeyelim de yenilemeyi;
çünkü zaten yapılmış fakat kırılmış, bunları yeniden yapmayı
düşünüyorum. Her ayın ilk haftası da mutlaka insan hakları
kurulları da gerekli olduğu sürece toplanır, bu toplantıyı
da önümüzdeki ay içerisinde mutlaka yapacağım.
Sena Nur AYDIN: Türkiye, İnsan Hakları Evrensel
Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi gibi temel
metinleri imzalamasına rağmen bunları yeterince hayata
geçirmediği yönünde eleştirilere maruz kalıyor. Bu konudaki
düşünceniz nedir?
Salih YÜCE: Şimdi, mutlak surette münferit insan hakları
ihlalleri oluyor. Bu dünyanın her yerinde böyle. Bizim bu
şekilde itham altında olmamız kanaatimce haksız bir durum.
Fakat biraz da biz buna zemin hazırlıyoruz. Biz kendimizi
yeterince savunamıyoruz. Ben iddia ediyorum; Türkiye'deki
insan hakları ihlalleri, örneğin bir Almanya'dan fazla
değil, bir İngiltere'den fazla değil. Ancak biz kendimizi
yeteri derecede duyuramıyoruz. Şimdi insan hakları deyince
yanlışlığın bir noktasına da özellikle değinmek istiyorum.
Avrupa Birliği ya da başka bir ülke istiyor diye hiçbir
zaman, hiçbir şekilde,işte biz de insan haklarına saygı
gösterelim, şu hakları vatandaşlarımıza verelim şeklinde
bir faaliyet içine girilmez. Bu insanlar bizim insanlarımız
oldukları için ve insan olmaktan dolayı sahip oldukları
hakları devlet olarak korumak zorunda olduğumuz için vermek
zorundayız bu hakları. Yoksa, Avrupa istiyor diye ben
insanıma kendi hakkını vermek durumunda değilim. İnsansa,
yaşıyorsa mutlaka hakkı vardır ve devlet olarak da ben bunu
güvence altına almalıyım ve korumalıyım. Bu temel yanlışlığı
da mutlaka düzeltmek gerekir diye düşünüyorum ve ben
ülkemizde de o kadar uzun boylu insan hakkı ihlali olduğu
kanısında da değilim. Mutlaka insan hakkı ihlalleri olduğu
zaman, şikayet söz konusu olduğunda değerlendirmeye de
alınır, sonucu da mutlaka alınır.
Çisem SÖKER: Modern toplumlar için demokrasi ve insan
hakları kavramları sizce ne ifade ediyor?
Salih YÜCE: Biraz önce bahsettim. Sadece modern toplum
olarak düşünmeyelim. Benim kendi görüşümdür bu. Yaşayan
organizmaların hepsinin mutlaka hakkı vardır. Bu bitkidir,
hayvandır, insandır. İnsan olarak da; insan olmasından
kaynaklanan, mutlak surette, dokunulamaz, devredilemez diye
tabir ettiğimiz hakları vardır. Şimdi bunlar,sizler de
derslerde görüyorsunuz, saymaya kalksak sayfalar dolusu yer
kaplar. Bu sadece, demokratik, ilerlemiş, gelişmiş, adına ne
derseniz deyin, toplumlara mahsus bir şey değil. Olmaması
gerekir. Afrika'nın dağındaki klanından, dağdaki
kabilesinden, insan hakları açısından en gelişmiş olarak
düşünülen İsviçre'nin Zürih kentindeki bir kişinin
haklarının farklı olmaması gerekir. Herkes, insan olmasından
kaynaklanan ortak, aynı haklara sahip olmalıdır. İdeal olan
budur, olması gereken budur. Ama böyle oluyor mu? Asla!
Biliyorsunuz yaşanan hadiseleri. Her gün televizyonları
açtığımızda görüyoruz. Ben birkaç gündür bir kanalda Ruanda
iç savaşı ile ilgili filmler izliyorum. Milyonlarca insanın;
insanın en temel hakkı olan yaşam hakkından nasıl mahrum
edildiğini izliyorum. Zaman zaman bize uzakta olmasına
rağmen gördüğümüzde içimiz yanıyor. İdeal olan, yine
söylüyorum, dünyanın insan hakları bakımından en gelişmiş
ülkesinde yaşayan insanın hakları nasıl korunuyorsa, en geri
kalmış toplumunda da aynı şekilde korunmalıdır. Benim
görüşüm budur. Böyle de olması gerekir.
Sena Nur AYDIN:Mustafa Kemal Atatürk'ün bir sözünü anmak
istiyorum. "Her fert, istediğini düşünmek, istediğine
inanmak, kendine mahsus siyasi bir fikre sahip olmak ve
seçtiği dinin icaplarını yapmak veya yapmamak hak ve
hürriyetlerine sahiptir. Kimsenin fikrine ve vicdanına hakim
olunamaz". Ulu Önder'in, demokrasi ve insan hakları
vizyonunu özetleyen bunun gibi bir çok sözü var. Sizce onun
bu idealini ne kadar ileriye taşıyabildik?
Salih YÜCE: Mustafa KEMAL olmak o kadar kolay değil
Çocuklar! Onun yaptıklarına zaten hayali olarak ulaşabilen
ikinci bir kişi yetiştirebilsek, bugün bulunduğumuz yerde
olmazdık. Çok daha ileri giderdik. Dediğim gibi, Mustafa
KEMAL olmak kolay değildir. Onun fikirlerine ne derece
ulaşabiliyoruz, ne derece ileri götürebiliyoruz.
Tartışmamız, ulaşmamız mümkün bile değildir. Biz hala ancak
söylediği sözleri, yeri geldiğinde ne büyük lafmış diye yeni yeni kavrayabiliyoruz. Zamanında belki de o
sözlerin manasını kavrayan ikinci bir insan dahi
çıkmamıştır. Ancak şimdi diyoruz ne büyük lafmış. Bundan seksen sene önce söylenmiş lafa bakıyorsunuz, bugün
biz altından kalkamıyoruz. O kadar geniş, o kadar ufku açık
bir laf; bugün bile dediğim gibi altından kalkamıyoruz.
Mustafa KEMAL olmak kolay değil. Bu kadar seviliyorsa, bu
kadar içimizde yaşıyorsa zaten onun da mutlaka sebepleri
vardır. Oradaki söze baktığımızda da, gerçek manada
demokrasinin ve laikliğin tanımı Atatürk tarafından
yapılmıştır orada. Gerçekten de bütün dünyanın, bırakın
Türkiye'yi, bütün dünyanın örnek alması gereken, parmakla
gösterilecek, altı kırmızı kalemlerle çizilip, yazılıp
duvara asılacak bir laftır. İnsan hakları beyannamelerinin
yanına ilave edilecek bir sözdür bu.
Çisem SÖKER: Sizce okullarımızdaki demokrasi ve insan
hakları eğitimi yeterli mi? Yeni nesillere bunun önemini
kavratabiliyor muyuz? Bu konuda başka neler yapılabilir?
Salih YÜCE: Tabii yeni yeni gelişmeye başladı bunlar.
Bildiğim kadarıyla okul temsilcisi seçimi yapıyorsunuz. Okul
meclisi seçiyorsunuz. Bunlar yeni yeni gelişmeye başladı.
İşin doğrusu biz daha bu konuda emekleme devresindeyiz,
mutlaka çocukların kendi hayatları, kendi eğitimleri
hakkında söz sahibi olmaları gerekir, mutlaka onların da
görüşlerini almak gerekir. Yalnız, şu da
karıştırılmamalıdır. Demokrasi ile okuldaki disiplini bir
birinden ayırt etmemiz gerekiyor. Disiplin asla
demokrasinin karşısında, demokrasiye aykırı gibi
görülmemelidir. Eğitimde disiplin olmadığı zaman laçkalık
ortaya çıkacaktır ve bu laçkalık da eğitimin kalitesini son
derece düşürecektir. Şimdi buna örnekler verelim.
Büyükşehirlerimizde, dizilerden görüyorsunuz, televizyon
dizilerinden görüyorsunuz. Benim en çok kızdığım bir film
vardır. Hababam Sınıfı. Gülüyoruz geçiyoruz ama belki de
eğitimimize onun kadar büyük kötülük yapan ikinci bir şey
yoktur. Bu şekilde bir düzen olmaz. Mutlaka kurallar
olmalıdır ve bu kurallara uyulmalıdır. Ancak kurallara
uyarken de eğitim içerisinde eğitimin en önemli unsuru olan
öğrencinin görüşleri göz ardı edilmemelidir. Okuldaki
demokrasi anlayışım benim budur. Mutlaka disiplin içerisinde
ancak öğrencinin de eğitimde söz sahibi olduğu bir düzeni
kurmamız lazım.
Sena Nur AYDIN: Sayın Kaymakamım! Bizim sorularımız bu
kadar. Sizin eklemek istedikleriniz ya da öğrencilere
mesajınız var mı?
Salih YÜCE: Okul hayatınızda hepinize başarılar
diliyorum. İnşallah, sizi yerinizde gelip mutlaka göreceğim,
okulları ziyaret edeceğim. Okuldan sizlerin bana
ileteceğiniz sorununuz olur, probleminiz olur; mutlaka
herkesi bekliyorum, hatta "Kaymakam Amca! Ben senin odanı
merak ettim, görmeye geldim" diyen olursa da başımın üstünde
yeriniz var. Beklerim. Çok teşekkür ediyorum çocuklar, çok
sağ olun.